Tüm Versiyonu Göster : Güncel Haberler ...
Türkiye’yi sarsan görüntüler: Okul tuvaletinde uyuşturucu partisi
--------------------------------------------------------------------------------
Türkiye’nin en büyük kolejlerinde birinde, okul tuvaletinde uyuşturucu partisi düzenlendiği ortaya çıktı.
Skandal, Star TV’nin dünkü ana haber bülteninde, ’Türkiye’yi sarsan kolej tuvaletindeki uyuşturucu partisi’ başlığıyla yayınlandı. Habere göre, 7-8 öğrenci, bir poşetin içine kimyasal madde içeren spreyi sıkarak, sırayla ciğerlerine çekiyorlar. Cep telefonu kamerasıyla çekilen görüntülerde şişirlmiş poşetteki uyuşturucudan nefes çeken öğrenciler, bir süre kendilerinden geçiyor. Bazı öğrenciler ise gülme krizine girerek yerlerde sürünüyor. Bazıları ise dayanamayarak bir süre baygınlık geçiriyor.
İLGİNÇ DİYALOGLAR
Ekrana gelen görüntülerde bir öğrenci, ’Sana bomba yapayım mı?’ diye arkadaşına soruyor. Bir diğer öğrenci ise ’Elimi tut’, bir başkası ise ’Adam kaydı ya’ diyor. Giyimleri, kullandıkları dil, bu öğrencilerin iyi bir eğitim aldıklarını ortaya koyuyor. İçi uyuşturucu dolu poşet elden ele dolaşmasının sonunda öğrencilerin tümü kendinden geçiyor. Öğrencilerin aralarında yaptığı konuşmalardan uyuşturucu partisini, ders aralarındaki teneffüste bir araya gelerek düzenledikleri anlaşılıyor. Uyuşturucu partisinin düzenlediği saatlerde diğer kolej öğrencileri ve öğretmenlerin de okulda oldukları sonucu ortaya çıkıyor.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/57...rid=3428&oid=4
:mad: Gençleri tebrik etmek lazım abilerinin yolunda hızla ilerliyorlar :mad:
__________________
SwEeT-LadY
06-01-07, 22:09
:( berbat bir ortamda okuyoruz.
bu devirde çocuk okutmak yada anlayın işte bizim okumamız gercekten cok zor.ortam kötü.herkez av peşinde.
şu Hale Bak Yaa Büyükler Bile Yapmiyo Bunu Bide Bağimlilik Yapiyo Zikkim
Ya suç hem okul hemde aildeeeee:@
Öğretmenler, görev yerlerine askeri helikopterle gönderildi...
ÖĞRETMENLERİ HELİKOPTERLE GÖREV YERLERİNE ULAŞTIRDIK"
Muş'ta kış mevsiminde karayolu ulaşıma kapalı olan Üçevler bölgesindeki okullarda görev yapan öğretmenler, yarıyıl tatili sonrasında gidemedikleri görev yerlerine askeri helikopterle gönderildi.
Yarı yıl tatilinin ardında yolları kapalı olan Üçevler, Ekindüzü ve Ağıllı köylerinde görev yapan 6 öğretmen, tatil dönüşü köylerine helikopterle gönderildi. Tatilde 8 saat yaya olarak yol kat edip Muş'a ulaşan öğretmenler, tatil dönüşünde Milli Eğitim Müdürlüğü'nün yaya olarak gidişlerine izin vermemesi sebebiyle iki haftadan beri Muş Öğretmenevi'nde bekletiliyorlardı. Kış mevsimi sebebiyle iki haftadan beri ikinci yarıyılın başlatılamadığı üç köyde, 49. İç Güvenlik Tugay Komutanlığı emrindeki helikopterle görev yarlerine ulaştırılan öğretmenlerin ders başı yapmaları sağlandı.
Vali İbrahim Özçimen, Üçevler bölgesindeki köylerin kış mevsiminde yolunun sürekli kapalı olduğunu ve bu sebeple sıkıntı yaşandığını kaydederek, bölgedeki çocukların eğitimden mahrum kalmamaları için öğretmenleri helikopterle görev yerlerine ulaştırdıklarını söyledi. Vali Özçimen, 3. Ordu Komutanı Orgeneral İsmail Koçman'ın Muş'u ziyaret ettiği zaman durumu kendilerine bildirdiklerini anlatarak, "Kendileri de bize helikopter gönderip yardımcı oldu ve öğretmenlerimizi köylerine gönderdik. Üçevler bölgesindeki köylerin yollarını açmak için İl Özel İdaresi ekipleri tarafından çalışmalara başlandı. Ekiplerimiz, 23 kilometre uzunluğundaki yolun ulaşıma açılması için 2 dozer ve 1 greyder ile yoğun bir biçimde çalışıyorlar. Kar kalınlığı ve fırtına sebebiyle operatörlerimiz yolu bulma konusunda ciddi sıkıntılar yaşıyor. Kar mücadelesi yapılan bölgenin yol olup olmadığını bilemiyor. Kar kalınlığı oldukça fazla ve bazı bölgelerde çığ tehlikesi var. Şu anda Çavuş Tepe mevkiinde çığ tehlikesi olduğunu bana bildirildi. Birkaç gün içerisinde yol ulaşıma açılacaktır. Ama kar yağışı olursa yeni kapanacağı kesindir" dedi.
ihlas haber ajansı
yasa teklifinin kabul edilmesi için 1 milyon oy gerekli !
bana gelen bir maili sizlere aktarmak istiyorum gerçekten sadece 1 dakikamı aldı...
http://www.tbmm.info/cananaritman
>BEBEKLERE tecavüz cezasının müebbetleştirilmesi için yasa >teklifiankete> >>oy> >> >kullanın bu başlık burdan kalkmasın cünkü cok önemli şimdi 318 >binlerde> >>1> >> >milyon olunca yasa teklifi kabul edılecek !!!! bunu dağıtabildiğiniz> >>kadar> >> >dağıtın LÜTFEN ANKETE KATILIN VE HERKESE YOLLAYIN SADECE 1 DAKİKANIZI> >>alır>
2. kez sonuçlara bakmak için oy kullandım.
şu anki sonuçlar
Evet.
456166 Oy | % 100
Hayır.
1254 Oy | % 0
457420 Oy | %100
ahmetseyit
20-03-07, 18:45
sevgili arkadaşlar bu forma yeni üye oldum ve hepinize sağlık ve afiyet dilerim.
Bu tip olaylarda basın yayının çok etkisi var çoğu zaman haber olarak izlediğimiz şeyler biz farkında olmadan çocuklarda özentiye sebep oluyor.
Tarih Türklerle başlar...
Samuel Kramer'in meşhur bir kitabı vardır. Bu kitabında Sümerlerle ilgili bir çok bilgi verir. Günümüzde bile kullandığımız bir çok şeyi onlardan miras aldığımızı anlatır. Kitabın adı "Tarih Sümerle Başlar"'
Yapılan araştırmalarla ortaya çıktığı üzere; Sümerlerin artık Orta Asya'dan göç eden Türkler olduğunu biliyoruz. Anadolu'da medeniyet kurmuş ilk insanlarında Türk oldukları kesinleşti. Yani bilinen tarihin ilk medeniyetleri Türklere ait.
Berring boğazını geçerek Amerika kıtasına yerleşen ilk insanlarında Türk oldukları bilinir. Kızılderililer dediğimiz Kuzey Amerika yerlilerinin ataları oraya göç eden Türklerdir. Meluncanlar adıyla bilinen kızılderililer sayesinde bu gerçekte gün ışığına çıkmıştır.
Bu yüzden tarih Türklerle başlar sözümü yabana atmayın. Dünya'ya medeniyet öğreten, düzen sağlayan millettir Türkler.
Ağustos'ta 30 bin öğretmen atanacak
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Ağustos ayında 20 bini sözleşmeli, 10 bini kadrolu toplam 30 bin öğretmen ataması daha yapacaklarını,
2-3 bin kadar da memur ve hizmetli alacaklarını bildirdi.
Çelik, şubatta 10 bin öğretmen ataması yaptıklarını anımsatarak ''Ağustosta da 20 bini sözleşmeli, 10 bini kadrolu toplam 30 bin öğretmen ataması daha
yapacağız. Bunun yanı sıra 2-3 bin de memur ve hizmetli alacağız. Bunlarla ilgili çalışmalarımız sürüyor. Memur ve hizmetliler birkaç ay içinde göreve
başlayacaklar'' diye konuştu.
Sözleşmeli öğretmenlerin tayin taleplerine de dikkati çeken Bakan Çelik, öğretmen tayinlerinde ''hatır-gönülle'' gelen talepleri kabul etmediklerini
belirterek ''Bu konuda talepte bulunan arkadaşlarımız da bizi anlayışla karşılıyor, çünkü adı üzerinde, 'sözleşmeli öğretmen' diyorum. Bu öğretmenler
sözleşme imzalarken görev yapacakları yeri önceden kabul ediyorlar. Biz memleketimizin her yerine öğretmen göndermek istiyoruz'' dedi.
Çelik, yeni kurulan üniversitelere rektör atamasıyla ilgili bir soru üzerine ise YÖK'ün yeni kurulan 15 üniversiteye rektör atamasıyla ilgili seçim
yaptırdığını ve bazı adaylar belirleyip Cumhurbaşkanlığına sunduğunu anımsatarak, ''Biz bu durumun yasalara ve Anayasaya aykırı olduğunu ifade ettik. Çünkü yasa ve
Anayasadan alınmamış bir yetkiyi hiçbir kişi ve kurum kullanamaz. Anayasa Mahkemesi, gerekçeli kararı açıkladı. Bu karar dikkatle okunmalı. Yüksek Öğrenim
Kanunu'nun 13. maddesine göre, YÖK'ün kurulan 15 üniversiteye rektör ataması yapması mümkün değil''dedi.
wwwmynet.com,27 Mart.
Çelik'ten öğretmenlere sert uyarı
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, OKS yerine getirilecek yeni sistemde, yüzde 25 oranında etkisi olacak ilköğretim başarı puanı uygulamasına ilişkin yayınladığı genelgede öğretmenleri uyardı.
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Ortaöğretim Kurumları Sınavı'nın kaldırılarak yerine getirilecek sistemin temel etkenlerinden olan ilköğretim başarı puanının suiistimallere neden olmaması için öğretmen ve okul yöneticileri sert bir üslupla uyardı. Çelik, "öğrencilerin notlarında geriye dönük düzeltme yapılması söz konusu değildir" diyerek "önlem" almaya çalışırken, öğrencinin ilköğretim başarı puanı ile sınav sonuçları arasında "manidar" bir fark belirlenmesi durumunda yönetici ve öğretmenleri "ifşa" edeceğini bildirdi.
Milli Eğitim Bakanı Çelik ortaöğretim kurumlarına yerleştirmede gelecek eğitim yılından itibaren uygulamaya konulacak, 2008-2009 eğitim yılında da ilk yerleştirmelerin yapılacağı OKS yerine getirilen sistemin öngördüğü ilköğretim başarı puanı uygulamasına ilişkin bir genelge yayınladı. Başta Anadolu ve fen liseleri olmak üzere bazı liselere yerleştirme sağlayacak sisteme yüzde 25 oranında etkisi olacak ilköğretim başarısının, Milli Eğitim Temel Kanunu'nda öngörülen "Türk Milli Eğitiminin genel amaçları" doğrultusunda yapılması gerektiğine işaret eden Çelik, genelgesinde öğretmen ve okul yöneticilerine güvensizlik ve tehdit de içerebilecek uyarı sözcükleri kullandı.
NOTLARI GERİYE DÖNÜK DEĞİŞTİRMEYİN
Çelik genelgesinde okul yöneticilerine güvensizlik temelli ilginç bir uyarıda bulundu. Genelgede, "Okul yöneticilerince, öğrencilerin notlarında geriye dönük düzeltme yapılması söz konusu değildir" denildi.
UYMAYAN ÖĞRETMENİ "İFŞA" EDERİM
Genelgede, ilköğretim okulu yöneticileri ve öğretmenlerin artı puan getireceği düşüncesi ile değil, notları sadece öğrencilerin öğretim programı kazanımları dikkate alınarak verilmesi ilkesine uygun davranması gerektiğine dikkat çekildi. Resmi ve özel ilköğretim okulu öğrencilerinin ilköğretim başarı puanı ile OKS, seviye belirleme sınavı (SBS) ve ortaöğretime geçiş modeli (OGM) sınavından aldığı puanlar arasındaki farklılığın manidar olması durumunda ilgililerin sorumlu tutulacağı ifade edilirken, uymayanların "reklam etmek" anlamını da kapsayan "ifşa" yoluna gidileceği belirtildi. Genelgede, "Belirtilen hususlara riayet etmeyen yönetici ve öğretmenler ifşa edilecek haklarında yasal işlem yapılacaktır" denildi.
ANKA
Valilikten her okula bir polis
Tokat Emniyet Müdürlüğü’nce liselerdeki öğrencileri zararlı alışkanlıklardan ve çetelerden uzak tutmak amacıyla okullara özel eğitim almış sivil polisler yerleştirildi.
Tokat Emniyet Müdürlüğü, liselerde gençleri zararlı alışkanlıklardan uzak tutmak amacıyla bir ilke imza attı. ‘Her Okula Polis Abi’ adı altında yapılan uygulamada, okullara birer sivil polis yerleştirildi. Uygulamayı yerinde incelemek için Atatürk Lisesi’ni ziyaret eden İl Emniyet Müdürü İhsan Ünal, “Bu uygulama sadece ilimizde yapılıyor. Daha önceden okul çıkışlarına bir ekip yerleştiriyorduk. Bu uygulamayla artık okul içerisinde devamlı olarak özel eğitimli polis arkadaşımız olacak. Okullardaki öğrenciler her türlü sorunlarını burada bulunan arkadaşımıza anlatabilecekler. Bu sayede gençlerimizi kötü alışkanlık ve çeteleşme gibi unsurlardan uzak tutmuş olacağız. Buradaki arkadaşlarımız gençlerin başına dikilmiş bir polis değil onların ağabeyidir” dedi.
AA
Yeni sınav sistemi,öğretmene dert oldu
OKS'nin yerine gelen sistem, öğretmenlerin birçok sorusunu da gündeme taşıdı.
Ekber Işık, sosyal bilgiler öğretmeni olmasına karşın yıllardır dersler boş geçmesin diye trafik, inkılap tarihi, vatandaşlık derslerine de giriyor. Ona göre branşı dışındaki derslere giren öğretmenler, her zaman yüksek not veriyor çünkü kendi alanı olmayan bir konuda öğrenciye haksızlık yapmak istemiyor.
OKS'nin yerine gelen sistemde ders notlarının liseye girişte etkili olacağını hatırlatan Işık'ın aklındaki soru şu: "Bu gibi durumlarda not değerlendirmesi ne kadar objektif olabilir?' Bu soru, liseye girişte yeni sisteme dair öğretmenlerin aklına takılan sorulardan sadece biri.
Cumhuriyet İlköğretim Okulu sosyal bilgiler öğretmeni Ekber Işık: Velilerin kaba ya da psikolojik şiddetiyle de karşı karşıya gelebiliriz. Bu konuda duygusal davranıp yüksek not veren arkadaşlar çıkacaktır. Veliler, çocuklarına yüksek not verilmesi için hediyelerle öğretmenleri etkilemeye çalışabilir. Yoksulluk sınırındaki öğretmen buna 'Hayır' diyebilir mi bilmiyorum. Sosyal bilgiler öğretmeni olmama rağmen inkılap tarihinden Türkçeye kadar birçok derse girdim. Branşı olmadığı halde o derse giren öğretmenlerin notlarına bakın, hepsi dört ya da beştir. Çünkü öğretmen 'Bu ders benim alanım değil. Öğrenciye haksızlık olmasın, yüksek not vereyim' diyor. Öğretmen açığı olan çok okul var. Bu durumda öğretmenin notları ne kadar objektif olabilir? Öte yandan sözleşmeli öğretmenler de iş güvencesi olmayarak çalışıyor. 'Bir yıl buradayım sonra olmayabilirim' diye düşündüğü için öğrenciyi kolluyor.
Batman Eğitim-Sen Şube Başkanı ve 17 yıllık ilköğretim sınıf öğretmeni Aziz Aksın: Sistemin bir sınavdan kurtarılması olumlu. Ancak bölgelerarası dengesizlikler söz konusu. Kırsal kesimdeki öğrencilerin aldığı notlar, şehirlerdekiyle aynı değil. Öğrenciler arasında adaletsizlikler olacak. Burdaki çocuklar eğitim-öğretime eksilerle başlar. Öte yandan buralarda hep stajyer öğretmenler var. Onlar da müdürlerin etkisinde kalıyor. Baskı altında hissedip not şişirme ihtimalleri olur. Veliler de öğretmenleri zorlamaya çalışacak. Veli torpili Güneydoğu'da etkisini daha çok gösterebilir. Örneğin milletvekillerinin yakınları burada etkili olabilir. Sıfır çeken okullar not şişirir. Sistem olumlu ama altyapı yok.
Eğitim Sen 1 No'lu Şube Başkanı ve 28 yıllık fen bilgisi öğretmeni Nihat Dede: Bu sistemle dershaneye bağımlılık azalacak diyorlar ama bence daha da artacak. Öğrenciler seviye belirleme sınavlarına 4. ve 5. sınıftan itibaren hazırlanmaya başlayıp dershaneye gidecek. Özel ders piyasası hareketlenecek. Ayrıca öğretmenler notu silah olarak kullanacak. Veli ve öğretmen karşı karşıya gelecek, araya hediyeler girince sorun çözülecek.
Bahçeşehir Eğitim Kurumları Yabancı Diller Koordinatörü Gülfem Aslan: Yeni sistem daha fazla modernleşme ve iyileştirme getiriyor. Sınavı kazanmak artık bir güne bağlı değil. Fikir olarak çok güzel. İngiltere'de de bu model uygulanıyor. Altyapısını çok fazla doldurmadan büyük bir adım attık, boşluğa düşebiliriz diye korkuyorum. Sistemin velilere de anlatılması lazım. Veliler not dilenirse, 'Çocuğumun geleceğiyle oynuyorsun' derse diye ciddi kaygılarım var.
Sen nasıl öğrenmek istersen!
Derslerin daha iyi kavranması için gelecek yıldan itibaren 'kişiye özel öğretim modeli' geliyor. Bu modelde öğrencilerin öğrenme stili belirlenecek ve öğretmenler buna göre ders anlatacak. ÖSS hayatın merkezi değil, 'öğrenme aracı' olacak
İSTANBUL - "Türkiye'de eğitim OKS'ye ya da ÖSS'ye kilitlenmiş durumda. Oysa öğrencinin hedefini ÖSS ve OKS'ye yöneltmek yerine dersleri daha iyi kavramasını sağlamak gerekiyor. Bunun için de sınavları öğrenme aracı yapmak gerekiyor. Peki bunu yapmak mümkün mü?" Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları Başkanı Enver Yücel'in sorduğu bu soru, Türkiye'ye yeni bir öğretim modeli kazandırdı. 'Kişiye özgü öğretim modeli'yle öğrencilerin kişisel öğrenme farklılıkları saptanıp, nasıl öğrenmeleri gerektiği ortaya çıkarılacak. Model, 2007-2008 eğitim ve öğretim yılından itibaren Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları'nın yanı sıra birkaç devlet okulunda da uygulanacak.
'Öğrenmeyen öğrenci kalmayacak' hedefine ulaşmaya çalışan modeli Enver Yücel'le konuştuk.
Bu öğretim modelini hayata geçirme aşaması nasıl oldu?
Eğitim kurumu olarak ülke dışında da bazı faaliyetlerimiz var. ABD'de, Güney Kore'de ve Brüksel'de merkezlerimiz var. Eğitimde dünya markası olmak istiyoruz.
İki yıldır bu işin üzerindeydik. Columbia, Harvard gibi üniversitelerin eğitim fakülteleriyle işbirliğimiz oldu. Öğrenci merkezli müfredata destek olabilecek bir sistem olsun istedik.
ABD'li profesör Rita Dunn'ın ortaya attığı sistemi en çok uygulayan eğitimcilerden Columbia Üniversitesi'nden Barbara Prashnig'le temasa geçtik.
Önce öğrencinin öğrenme stili belirleniyor, peki sonra?
Ülkemize uygun hale getirdiğimiz 'kişisel öğrenme stili testi'ni öğrencilere uyguluyoruz. Bu test öğrencilerin nasıl öğrenebileceklerini belirliyor. Öğrencilerin stillerini bilerek sınıfa giren öğretmen dersi o sınıfın yapısına göre anlatıyor. Eğer öğrencilerin çoğu işitsel anlama motiflerine sahipse daha çok bu motifleri kullanıyor. Görsellik ağır basıyorsa daha çok görselik ağırlıklı anlatıyor. Amaç öğretmenin sınıfı iyi tanıyarak ders vermesi.
Buna rağmen öğrenci yine de anlayamıyorsa ne yapılıyor?
O zaman öğrenciye daha iyi öğrenebilme ortamında ders sunuyoruz. Buna da öğrenme pencereleri diyoruz. Çocuk eğer birey olarak öğrenebiliyorsa bireysel ortam sunuyoruz. Eğer arkadaşlarıyla birlikte öğreniyorsa grup ortamı sunuyoruz. Aktarıcı eşliğinde daha rahat kavrayabiliyorsa, başında bir öğretmenle yine dersi anlatıyoruz. Stiline uygun ortamda tekrarlanan derslerle birlikte daha iyi öğrenmiş oluyor.
Başarı nasıl değerlendiriliyor?
Sistemin ikinci ayağı da ölçme değerlendirme. Akıllı Ölçme ve Değerlendirme Sistemi (AKORD) adlı yöntemle öğrencinin anlatılanları neden anlamadığını ortaya çıkarıyoruz. AKORD, sınavları öğrenme aracı olarak kullanıyor. Yazılı, sözlü ve test sınavlarla öğrencinin neden yapamadığı ortaya çıkıyor.
Sorunları gidermeleri için de bir seçenek sunuyor musunuz?
Sistemin üçüncü ayağı da Uğur TV. Dördüncü sınıftan lise sona kadar tüm müfredat konularını videoya kaydediyoruz. Öğrenci eksik konuları buradan dinleyebilecek.
Modeli seneye tüm kurumlarınızda uygulamak için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?
Öğretmenlerimizi bu konuda eğitiyoruz. Ayrıca il il gezerek modeli ülkemize tanıtıyoruz. Şimdiye kadar 22 ilde tanıtım toplantıları yaptık. Mart sonuna kadar 60 ile tamamlayacağız. Columbia Üniversitesi'nden Barbara Prashnig yazın Türkiye'de olacak. Her ilden belirli sayıda öğretmene eğitim verme şansımız olacak. Böylece isteyen devlet okulları ve özel okullara, dershanelere bu sistemi yaymış olacağız.
Bu modeli hayata geçirirken yaşanacak zorluklar neler?
En önemli konu, öğretmenin bu işe sahip çıkması. Bunu da öğretmenlere bu konuda iyi eğitim vererek yapabiliriz. Geçen yıl 246 bin öğrenci sınıfta kaldı. Okuldan kopma nedenlerinin yüzde 28'i dersleri iyi kavramamak. Dersi sevdireceksin. Bu model onu yapacak.
Radikal
Öğretmene 'bekçilik' nöbeti başladı
Okullarda yaşanan hırsızlık olaylarının artması üzerine, müdür yardımcılarına yeni bir görev verildi. "Bekçi öğretmen", temizlik yapan elemanların yaptığı her şeyden sorumlu.
Gaziantep'te, okullarda yaşanan hırsızlık olaylarının artması üzerine, İl Özel İdare Müdürlüğü, alışık olmadık bir uygulamayı devreye soktu. Öğretmenlere bekçilik yaptırılmaya başlandı.
Gaziantep merkezde bulunan okullarda son zamanlarda hırsızlık olayları arttı. Bu durumdan okul yönetimlerinin de şikayette bulunması üzerine, kuşkular temizlik firması olan Arıklar Taşıma ve Temizlik Ltd. Şti. elemanları üzerinde yoğunlaştı.
Bu aşamada İl Özel İdaresi yöneticilerinin aklına yepyeni bir çözüm yöntemi geldi: Öğretmenleri bekçi yapmak. Bekçilik yapacak olanlar ise okulların müdür yardımcıları. Uygulama geçtiğimiz hafta başladı.
Gaziantep merkezde 100 dolayında okul bulunuyor. Bu okullar gruplara ayrıldı. Her 6-7 okul bir grup yapıldı. Müdür yardımcıları da nöbetçi yapıldı. Nöbetçi müdür yardımcıları, akşam okuldan çıktıktan sonra sorumlu olduğu okulların anahtarlarını teslim alıyor.
Okulların güvenlik şifrelerini teslim alan müdür yardımcıları, başlıyor okulları dolaşmaya. Temizlik görevlileri okulları temizlerken, onlar da başlarında bekçi olarak bulunuyor. Görevlilerin yaptıkları her türlü işten sorumlu tutuluyorlar.
Akşam saat 18.00'de başlayan bu nöbet ertesi gün saat 06.00'ya kadar sürüyor. İdari görevleri bulunan öğretmenler, ertesi gün izinli sayılıyor. Ama her hafta girmek zorunda oldukları 10 saat dersin hangisinin boşa geçtiğine bakılmıyor.
Kendilerini "bekçi öğretmen" olarak tanımlayan müdür yardımcıları, Haber7'ye yaptıkları açıklamalarda, "Görev yaptığımız yerler Gaziantep'in en kenar mahalleleri. Bunları bırakın gece, gündüz gezmek bile bizler için çok zor. Hiç bilmediğimiz yerlerde gecenin bir saatinde dolaşmak durumundayız" diyorlar.
Haber7
MEB alan seçme sınavında kararlı
Milli Eğitim Bakanlığı Personel Genel Müdürü Sayın Remzi Kaya, NTV'de katıldığı programda, 2007 yılı öğretmen alım sürecinde KPSS'ye ek olarak alan seçme sınavının yapılıp yapılmayacağı konusundaki soruyu cevaplandırdı. Kaya, yaptığı açıklamada, öncelikli olarak sınavı ÖSYM'ye yaptırmayı düşündüklerini, ÖSYM'nin bunun kabul etmemesi halinde sınavı kendilerinin yapacağını belirtti.
Halil Kaya (Eğitimci): Milli eğitim bakanlığı öğretmen alımlarında bu yıl KPSS dışında ikinci bir sınav uygulayacağını açıklamıştı. Fakat sınava 3 ay kalmasına karşın tek bildiğimiz sınavın mahkeme sürecinde karar beklediği. Hakikaten sınav yapılacak mı, yapılmayacak mı? Mahkeme olumsuz sonuçlanır sınav yapılırsa o zaman ne olacak? İçeriği ne olacak sınavın? Bu konuda bilgilendirir misiniz?
Celal Pir: Kısaca anlatabilir miyiz?
Remzi Kaya: Tabiki. Şimdi sayın Pir öncelikle şunu söyleyeyim; bu konunun mahkemeye taşındığını ben ilk defa buradan duydum. Yani böyle bir mahkeme var, biz mahkemeyi bekliyoruz diye bir şey gerçekten benim ondan haberim de yok. Öyle bir beklentimiz de yok. Yani o Türkiye’de takdir edersiniz hemen her şey yargıya taşınmakta. Biz eğer hep onları yargının sonucunu beklersek hiçbir sonuç alamayız. Biz normal, mevzuatımız neyi gerektiriyorsa biz onu yürütürüz ama yargı bir karar verir, yargının kararına her zaman saygımız sonsuzdur ve derhal gereğini yapar uygularız.
Bizim şu aşamada alan seçme sınavıyla ilgili çalışmamız yürütülüyor. Bakanlığımız eğitim teknolojileri genel müdürlüğü bu konuda altyapısını tamamlamış durumda. Geçen hafta genel müdürümüzle yaptığımız görüşmelerde sorun kalmadığını, herşeye hazır olduklarını söylediler. Bizim burada tek çalışmamız şu anda ÖSYM ile yapıp yapamayacağımız. ÖSYM’yi ben sayın bakanıma da arzedeceğim. Bir yazı yazıp onların KPSS ile birlikte yapıp yapamayacaklarını soracağız. Eğer yaparlarsa ÖSYM yapacak bu sınavı, yok yapamazlarsa biz kendimiz milli eğitim bakanlığı olarak yapacağız. Biz buna hazırız. 3 ay önceden hangi sınavın ne şekilde yapılacağı, sınav konularının ne olduğu ilan edilmez. Hiçbir sınavda da ilan edilmez. Öğretmen alımı sürecini başlatacağımız sırada onun takvimini de yayınlarız, ona göre sınav yapılacaktır. Şu andaki bütün çalışmalarımız sınavın yapılacağı yönündedir, bunun da bilinmesi gerekir.
memurlar.net
Memura Mahkeme Yolu Açıldı...
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM), protesto eylemine katılan memura uyarı cezası vermesi nedeniyle Türkiye'yi mahkum etmesi, tüm devlet memurlarına, herhangi bir nedenle aldıkları uyarı ve kınama cezaları için idare mahkemelerine gitme yolunu açtı. AİHM kararı, Devlet Memurları Kanunu'nun uyarma ve kınama cezası için dava açılamaması hükmünü geçersiz kıldı.
AİHM'de Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu'na (KESK) bağlı Yapı Yol-Sen üyesi Erhan Karaçay için açtığı davayı kazanan avukat Gökhan Candoğan, ANKA'ya yaptığı açıklamada, kararın sonuçlarını değerlendirdi.
Kararın sendikal hareket için çok önemli olduğunu vurgulayan Candoğan, AİHM'nin, alınan yaptırım kararına karşı idare mahkemelerine gidilerek, hukuka uygunluk denetimi yapılmasının anayasal zorunluluk olduğunu kayıt altına aldığını belirtti.
MEMURLAR AİHM KARARIYLA MAHKEMEYE GİTMELİ
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na göre, memura verilen uyarma ve kınama cezası için dava açılamadığını, ancak aylıktan kesme cezası verildiğinde idare mahkemelerine gidilebildiğini anımsatan Candoğan, son 60 gün içinde, protesto eylemine katıldığı için veya başka bir nedenle uyarı veya kınama cezası alanların AİHM kararıyla idare mahkemelerine gidebileceğini söyledi.
Candoğan, kararın öncelikle, son döneminde önemli protestolarından Beyaz Eylem konusunda etki göstereceğini belirtti. Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın 14 Mart Tıp Bayramı'nda iş bırakan sağlık çalışanlarına yaptırım uygulanacağını açıkladığını anımsatan Candoğan, AİHM, böyle bir kararın örgütlenme hakkının ihlali olduğunu kayıt altına aldığından, uyarı ya da kınama cezası alacak olan sağlık çalışanlarının idare mahkemelerine gidebileceğini bildirdi.
Bu arada, Beyaz Eylem nedeniyle Bartın'da 12, İstanbul'da 6, İzmir'de 1, Eskişehir'de 1 sağlık çalışanı hakkında soruşturma açıldığı öğrenildi.
Yapı Yol-Sen üyesi Erhan Karaçay'ın, memur maaşlarını protesto eylemine katılması dolayısıyla aldığı uyarı cezasına ilişkin davayı 27 Mart'ta karara bağlayan AİHM, cezanın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ve demokratik toplum yapısına aykırı olduğuna karar vermişti.
N O T.Bu da benim görüşüm:
AİHM'nin bu kararıyla,sadece 657 sayılı yasanın 135. ve 136.maddesindeki bazı ifadeler değil,halen yürürlükte olan 2709 sayılı T.C.Anayasasının 129.maddesindeki "UYARMA VE KINAMA CEZALARIYLA İGİLİ OLANLAR HARİÇ,DİSİPLİN KARARLARI YARGI DENETİMİ DIŞINDA BIRAKILAMAZ"cümlesi de "HİÇBİR DİSİPLİN KARARI YARGI DENETİMİ DIŞINDA BIRAKILAMAZ" halini almıştır...Yani cümlenin "virgüle" kadar olan kısmı "hukuken" geçersiz olmuştur.
Bunu her öğretmenin,özellikle de her yöneticinin öncelikle "hazmetmesi" gerekir ki,"hak arama hakkı" insanın en kutsal haklarından birisidir.Zaten bu kararı alan AİHM de,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 13.maddesine göre bu kararı almış bulunmaktadır.Bunun "kuvvetler ayrılığı" ilkesinin hayat bulmasında ve ülkemizde "hukukun üstünlüğü"ne giden yolda çok önemli bir "dönemeç"olduğunu düşünmekteyim.
AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ
11. Protokol ile yeniden düzenlenen metin
20 Mart 1950'de Roma'da imzalanan Sözleşme, 3 Eylül 1952'de yürürlüğe girdi. Türkiye, Sözleşmeyi 18 Mayıs 1954'de onayladı. (R.G. 19 Mart 1954-8662)
Sözleşme metni, 21 Eylül 1970'de yürürlüğe giren 3 no'lu Protokol’un 20 Aralık 1971’de yürürlüğe giren 5 no'lu Protokol'un ve 1 Ocak 1990'da yürürlüğe giren 8 no'lu Protokol’un düzenlemelerine uygun olarak değiştirilmişti ve ayrıca, yürürlüğe girdiği 21 Eylül 1970'ten bu yana 5. maddesinin 3. fıkrasına uygun olarak Sözleşme'nin bir parçası olan 2 no'lu Protokol’un metnini içermekteydi. Protokolların getirdiği bütün bu değişikliklerin veya eklemelerin yerini, yürürlüğe girdiği tarih olan 1 Kasım 1998’den itibaren 11 no'lu Protokol aldı. Bu tarihten itibaren, 1 Ekim 1994’te yürürlüğe giren 9 no'lu Protokol yürürlükten kaldırıldı.
Madde 13
Etkili başvuru hakkı
Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.
Az kalsın Kürdistan Devleti’ni tanıyorduk!
Türkiye üzerinden Irak’a geçiş yapmak isteyen beş adet su tankeri… Tankerlerin taşıma belgelerinde alıcı olarak “Kürdistan Devleti İçişleri Bakanlığı” yazıyor. İşin ilginci tankerleri gönderen Güney Kore… Serdar Kuru palazlanan Kürdistan projesini yazıyor.
Cumhurbaşkanlığı koltuğuna kim oturacak tartışmaları, İran’daki rehine tiyatrosu ve Basının tekelleşmesi gibi konulara daldırıldık ve hemen güneyimizde iyice palazlanan Kürdistan projesini iyiden iyiye unuttuk.
Bu projenin artık hangi aşamalara geldiğini ise bugün yaşanan bir olaydan anlayabiliyoruz. Gelen haberlere göre Türkiye üzerinden Irak’a geçiş yapmak isteyen beş adet su tankerine, oynanmak isteyen oyuna son anda uyanan tebrik edilesi ve alnından öpülesi yetkililerimiz tarafından el konulmuş ve tankerler şu anda Diler limanında bir depoda bekletiliyormuş. Bu su tankerlerinin bekletilmesinin sebebi ise söz konusu malların taşıma belgelerinde alıcı olarak Irak devleti değil “Kürdistan Devleti İçişleri Bakanlığı” kelimelerinin geçmesi.
Yani kısacası Türkiye’deki yetkililerimiz uyanık ve dikkatli davranmasalar nerdeyse tanımadığımızı ve tanımayacağımızı söylediğimiz hayali bir Kürdistan devletine Türkiye üzerinden resmi belgelerle mal geçirilmesine izin vermiş olacaktık.
Bu işlemler resmi kayıtlara geçtiği zamanda orada bir Kürdistan devletini tanıdığımız gibi bir sonuç çıkacaktı. Hiç küçümsemeyin bu tip işlemler bir kere kayda geçti mi pardon biz görmemiştik diyemezsiniz ve ciddi ciddi Kürdistan denen bir ülkeye mal çıkışı yapmış bir ülke durumuna düşersiniz. Kuzey Irakta kurulmak istenen Kürdistan’ı işte böyle ufak oyunlarla yavaş yavaş bizlere tanıtacaklar, bu olay böylesi bir projenin belki de ilk örneklerinden. Peki ama bu oyunu bize kim kurdu?
Kayıtlara göre alıcısı Kürdistan İçişleri Bakanlığı olarak gözüken bu tankerleri gönderen firma Güney Kore kökenli KOICA Korea International Cooperation organizasyonu. Bu kurum özel bir kurum değil direkt olarak Güney Kore devleti tarafından idare edilen bir “yardım teşkilatı”.
Şu anki başkanı Shin Jang-bum ise eski İran Güney Kore Büyükelçisi olan bir diplomat. Bildiğiniz gibi bu tip devlet kökenli yardım teşkilatları genelde istihbarat elemanları için örtü olarak kullanılır ve bu teşkilatın da farklı olduğunu sanmıyorum. KOICA teşkilatının Irakta iki bürosu var, biri Bağdat’ta diğeri ise dikkat edin sözde Kürdistan’ın başkenti Erbil’de yer alıyor. Güney Kore devletinin bastırdığı milyon dolarlarla Erbil’de okullar kuran, Kürt kahramanı olarak tanıtılan Selahaddin Eyyübi'den ismini almış Selahaddin Üniversitesi’ne son model tesisleri hibe eden (bu üniversitede şu an Güneydoğu bölgemizden
onlarca gencin peşmerge burslarıyla okutulduğunu da hatırlatırım) KOICA teşkilatı tüm Erbilin altyapısını da yenilemekle meşgul. Söz konusu tankerler büyük olasılıkla bu çalışmalar için Irak’a gönderiliyordu.
Güney Kore’nin peşmergeler tarafından sözde Kürdistan’ın sözde başkenti olarak ilan edilen Erbil’e ilgisi bu kadar değil. Şu anda Erbil’in eteklerinde devasa bir askeri üs bulunmakta ve bu üste iki bin kadar Güney Kore askeri görev yapıyor. Bu üs Güney Kore’nin Vietnam savaşından sonra ülke dışında kurduğu en büyük askeri varlığını oluşturmakta. Üsteki askerlere Zaytun (Zeytin) tümeni adı verilmiş.
Bu tümenin esas görevi Kuzey Irak’ta güvenliği sağlamak ve çevresini kalkındırmak. İnsan düşünmeden edemiyor işgalden bu yana neredeyse tek bir saldırı bile olmayan ve zaten Peşmergelerin esas kontrolü sağladığı bir yerde bu kadar büyük bir askeri üs ve tepeden tırnağa silahlı Güney Kore askerleri kimin için tutulmakta. Bir düşünün bakalım bölgeye girmesinden çekinilen ülke ve olası bir durumda Güney Koreli askerlerin çatışmaya girebileceği ülke hangisidir.
Cevap veriyorum Türkiye tabii ki. Güney Koreli askerlerin ülkelerinden binlerce kilometre uzakta çölün ortasında ne işi var derseniz bu da Güney Kore’nin şu anki başbakanı Roh Moo-Hyun’un marifeti. Kendisi iktidara gelmeden sıkı muhafazakâr ve Amerikan karşıtı olarak tanınan Başbakan Roh Moo Hyun nedense iktidara gelince bir anda “değişiverdi” ve Amerika olmasa şimdi hepimiz komünist çizmesi altındaydık şarkılarına başladı ve yetinmedi Irak işgali sonrası ilk asker gönderen ülke Güney Kore oldu. Belki de başbakan Roh hiç değişmemişti sadece seçimlerden önce oy toplamak için “muhafazakâr” rolü yapıyordu çünkü kendisi Koreli bir Hıristiyan’dır ve Katolik kilisesine bağlıdır.
Şimdi toparlarsak karşımızda sözde Kürdistan’ın sözde başkenti Erbil’de binlerce askeri ve istihbarat elemanı olan Güney Kore devletinin resmi yardım kurumu KOICA teşkilatı tarafından Türkiye üzerinden Irak’a girmesi için gönderilen ve alıcı olarak da büyük bir pişkinlikle “Kürdistan Devleti İçişleri Bakanlığı” yazan beş tankerin ilginç manzarası bulunmakta.
Güney Kore devleti acaba Irakta Kürdistan denen bir ülke olmadığını ve Türkiye üzerinden böyle bir malı göndermenin Türkiye’ye tuzak kurmak demek olduğunu bilmez mi? Elbette bilir saf olmayalım, hatta bu ufak oyunun arkasında sadece Güney Kore’nin değil ama esas patron Amerika olduğunu da düşünmek lazımdır.
Erbil demişken size ilginç bir not; son İran rehine tiyatrosunda İranlıların hareketine gerekçe olarak gösterilen beş Irak diplomatının Amerika tarafından tutuklanması olayının geçtiği şehir Erbildi. Erbil’de uçan kuştan bile haberi olan Amerika ve oradaki güvenliği sağlamakla görevli Güney Kore’nin Türkiye’ye yönelik bir “kabullendirme” operasyonu içinde olduklarını düşünmek hiç de zor değildir.
Serdar Kuru
Araştırmacı-Yazar
Buraya Paylaşmak Istediğimiz Haberleri Yazalim.........
'Sol'u bitiren cümle
Cuma günü Cumhuriyet gazetesinde, iki koca sayfaya yayılmış bir metin çıktı. Başlık, " Cumhuriyet ve Demokrasi Güçlerine Çağrı " şeklindeydi.
Merak edip okumaya başladım. Önce karşıma olağan ve anlaşılır sözler çıktı: " Cumhuriyeti koruma ve demokrasiyi yerleştirme için güç birliği projesi " ya da " Sol demokratik iktidar seçeneği oluşturmak için siyaset felsefesi/ideoloji çerçevesi " gibi...
Devam ettim. " 2007 Nisanında ülkemize baktığımızda gördüğümüz tablo " cümlesini görünce daha da meraklandım. Bakalım tablo neymiş, derken dumura uğradım!
Çünkü karşıma, aşağıda okuyacağız (daha doğrusu okuyamayacağınız) şu cümle çıktı.
Okumadan önce derin bir nefes alın, diyeceğim ama o da bir işe yaramaz. İşte o cümle...
Sıkı durun başlıyor:
"Cumhuriyetin, tam bağımsızlığı, ulusal egemenliği, çağdaşlaşmayı ve laikleşmeyi içerip öngören kurucu felsefesine ve özgürlükçülüğü, çoğulculuğu ve katılımcılığı da aşarak günümüzde insan haklarına dayalılık ve insan merkezliliğine ulaşmış çağcıl yönetim felsefesi demokrasiye karşı, teokrasiye dönük, çağdışı ve din/dinsel merkezli bir yönetim felsefesi, cumhuriyet ve demokrasiyi savunan güçlerin aymazlığı, güç birliği, bağlaşma ve birleşik duruş bilincinden yoksunluğu ve askersel güçlerin Cumhuriyet Devrimi güçleri ile bağlaşıklıktan koparak 12 Mart 1971'den doğrultu düzeltmesi yaptığı 28 Şubat 1997'ye değin süren cumhuriyet ve demokrasiye karşı güçlerle bağlaşması ve belirleyici olarak da ABD emperyalizminin Türkiye için öngörüp planlayarak 12 Eylül 1980 askersel darbesi ile yürürlüğe koyduğu Yeşil Kuşak projesi, 12 Eylül despotik askersel diktatörlük güçlerinin bu proje uyarınca ülkemizdeki cumhuriyet ve demokrasi güçlerini bir daha toparlanamayacak biçimde dağıtarak, doğal bağlaşıkları dinsel ve feodal güçlerle bağlaşması sonrasında ve bugün Ilımlı İslam projesine dönüştürülmüş olarak iktidarı ele geçirmiş ve beş yıla yakın bir süredir iktidarda bulunmaktadır."
Evet, cümle bu!
Bir şey anladınız mı?
Metinde geçen tüm kelime, tabirler, kavramları bilmeme ve zaman zaman bizzat kullanmama rağmen ben anlayamadım. Uzun yıllardır; sosyoloji, siyaset bilimi, psikoloji, tarih kitapları ve makaleleri okurum. Bunların bazıları gerçekten zorlayıcı, karmaşık metinlerdir. Ama böylesini ne gördüm, ne de duydum. Ahmet Necdet Sezer'in konuşmaları bile daha anlaşılır.
Bu işkenceyi bize çektirenler kimmiş, diye imzalar bölümüne baktım:
Prof. Server Tanilli, Prof. Bilsay Kuruç, Prof. Veli Lök, Prof. Tuncer Bulutay, Prof. Erdoğan Soral, Prof. Muammer Sun, Prof. Necdet Adabağ, Güldal Mumcu, Nilüfer Kışlalı, Şengül Hablemitoğlu, Tuncay Özkan, Yılmaz Dağdeviren, Ataol Behramoğlu, Tarık Akan, Edip Akbayram, Rutkay Aziz, Nihat Behram gibi isimler gözüme çarptı.
Böyle cümleler kuran insanlar bir araya gelecek de... Güç birliği oluşturacak da... Seçimlerde kitleleri kendilerine oy vermeye ikna edecekler de... İktidar olacaklar!
Mümkün mü? İmkansız!
Halk bunları, " Ne diyorsun birader, yoksa küfür mü ediyorsun " diye seçim meydanlarından sopayla kovalar vAllahi.
Türkiye'de niye hep ' sağ' denilen partilerin başarılı olduğunu o cümleyi okuyunca daha iyi anladım. Fakir işçi, dar gelirli memur, günde iki üç lirayla geçinmeye çalışan köylü, böyle bir sola oy verir mi?
Vermiyor. Vermez.
Kendisiyle aynı dili konuşmayanlara niye oy versin?
O zaman da bunlar, ' cahil halk bizi anlamıyor' deyip başka arayışlara giriyor tabii... Sandıktan alamadıkları gücü, asker ve sivil bürokraside arıyorlar.
Sabah 15/04/2007
"11. Cumhurbaşkanı hayırlı olsun"
İşte Erdoğan'ın aday olacağına dair güçlü bir kanı oluşturmasına neden olan 11 işaret..
16.04.2007 08:01
Başbakan, Almanya'ya giderken uçakta ilk kez Cumhurbaşkanlığı konusunda net sinyaller verdi. Gazetecilerde Çankaya'ya çıkacağı hissini güçlendirdi Adaylığına dair açık bir ifade kullanmadı. Ancak "Ana uçağı Çankaya'ya bağlanacak" sözü dahil verdiği tüm mesajlar aday olacağı yönündeydi ..
Başbakan Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusundaki büyük soru işaretinin cevaplanacağı kritik haftaya girerken, ilk kez Çankaya'ya çıkabileceği konusunda samimi sinyaller verdi. Almanya'ya giderken uçakta gazetecilerle sohbet eden Erdoğan, Çankaya'ya aday olacağına dair açık bir ifade kullanmadı. Ancak vücut dilinden, üslubuna kadar anlattıkları gazetecilerde Çankaya'ya çıkacağı hissini güçlendirdi. Bir gün önce Ankara'da adaylığına karşı yapılan mitingden etkilenmemiş gözüken Başbakan, rahat, toleranslı ve uzlaşmacı bir üslup kullandı. Başbakan'la son derece neşeli bir ortamda 40 dakika sohbet eden gazeteciler ayrılırken, bir gazeteci "11. cumhurbaşkanımız hayırlı olsun" esprisi yaptı. Uçaktaki gazetecilerde Erdoğan'ın aday olacağına dair güçlü bir kanı oluşturmasına neden olan 11 işaret:
1- "ARKAMDAN 'LİDER ÖLDÜ' DESİNLER": Cumhurbaşkanı'nın nasıl olması gerektiğini tarif ederken Demirel'in "Arkama bakmam" sözü hatırlatıldığında "Olması gerekeni söyledi. Ben daha agresifini söylüyorum: Lider öldü desinler. Yerine gelenin partiyi sahiplenip yerine götürmesi doğru olur" dedi.
2- "SİYASİ KİMLİĞİ BIRAKIRIM" DEDİ: Cumhurbaşkanı'nın nasıl olması gerektiğini uzun uzadıya tarif ederken kendini ve partisini bu göreve hazırlar gibiydi: "Başbakan olarak kaldığında bir siyasi kimliğiniz var. Çankaya'ya gittiğin zaman siyasi kimliğiniz geride kalmıştır. Artık devletin başı durumundasınız. Siyasi kimliğinizi hafıza kayıtlarında saklarsınız."
3- ANA UÇAĞI ÇANKAYA'YA: "Bu uçakla son geziniz" diye hatırlatıldığında "Hayır cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık uçakları için havuz sistemi düşünüyoruz" dedi. "Ya yeni cumhurbaşkanı istemezse" dediğimizde gülerek "İster, arkadaşlarla konuştuk" dedi. Yeni Cumhurbaşkanı herhalde daha çok seyahat eder" esprimize "Elbette. Kuşkunuz olmasın" cevabını verdi.
4- GÜL'LE KARDEŞ KALACAĞIZ: (Köşk'e çıkarsa, Gül'ün Başbakanlığı için) Öyle bir anlaşma yok. Abdullah Bey'le kardeşlik bağımız devam etmektedir. Bundan sonra da en ufak bir şey olmaz.
5- MİTİNGE ILIMLI BAKIŞ: DEMOKRASİ: Tandoğan'daki mitingle ilgili son derece yumuşak bir tepki vererek "önemli olan şiddete yönelik bir şey olmaması. Demokratik haktır. Memnunum" dedi.
6- AİLEMİN FİKRİNİ ALDIM: Adaylığı konusunu ailesiyle görüştüğünü, Emine Hanım'ın da tercihini bildirdiğini söyledi.
7- TURGUT ÖZAL'I ÇALIŞIYOR: Verdiği referanslardan, Turgut Özal'ın Çankaya'ya çıkış sürecini çok iyi çalıştığını belli etti.
8- MUHALEFETTEN DESTEK ARAYACAK: Başbakan yarın Cumhurbaşkanlığı konusunda DYP lideri Mehmet Ağar'ı ziyaret edeceğini açıkladı. Anavatan lideri Erkan Mumcu ve diğer siyasi partilerle görüşebileceği yolunda da sinyal verdi.
9- TEMMUZ İÇİN ADRES VERMEDİ: Temmuz ayı için gönderilecek bir davetiyenin hangi adrese gitmesi yolundaki bir espriye "Kişiye özel yolla" esprisiyle cevap verdi.
10- "KONSENSÜS VAR MI"YA ONAY: Gazetecilerin sivil toplum örgütleri, teşkilat ve milletvekilleri arasında yaptığı istişarelerde çoğunlukla Çankaya'ya çıkması yolunda konsensüs olduğuna dair sözlerini reddetmedi, hafifçe başını salladı.
11- CUMHURBAŞKANI'NA SORAR GİBİSİN: "Bugün Serdar Turgut bir yorumda bulunmuş. 1. Cumhuriyet kendini bitirdi, sistemin açılabilmesi için 2. Cumhuriyet dönemine geçilmesi gerekiyor. Bu da Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkması ile olabilir, diyor. Ne diyorsunuz" sorusuna şu yanıtı verdi: "Cumhurbaşkanına sorar gibi soruyorsun."
Cumhurbaşkanlığı seçim süreci bugün başlıyor.
Cumhurbaşkanlığı seçim süreci bugün başlıyor. Cumhurbaşkanı adayı olacak milletvekilleri bugün mesai saatinin başlangıcından, 25 Nisan saat 24.00'e kadar Meclis Başkanlığı'na başvuruda bulunabilecekler.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, adaylığı için henüz kararını vermiş değil. Kararının şekillenmesinde kritik tarih ise 18 Nisan.
Devami... (http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&HID=1&haberID=332945)
Kalbi 18 aylık bebeğe hayat verdi
Tekirdağ'da trafik kazası sonucu ölen 9 yaşındaki Gürkan Baykan'ın kalbi, 18 aylık bir bebeğin vücudunda atıyor. Biri çocuk 4 kişi daha Baykan'ın organlarıyla yaşıyor.
Devami... (http://www.cnnturk.com/kampanyalar/hayata_bagis/haber_detay.asp?PID=1611&haberID=332963)
Taliban tipi uygulamaya protesto
Pakistan'ın başkenti İslamabat'da bir cami ve ona bağlı okulda, Afganistan'daki Taliban dönemini anımsatan uygulamalar başlatılması, dün düzenlenen ve 100 bin kişinin katıldığı bir gösteriyle protesto edildi.
Devami... (http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_detay.asp?PID=319&HID=1&haberID=332959)
Erkeler olursa hemşire, kızlar da gider askere!
http://cumaertesi.zaman.com.tr/images/2007/05/05/hemsire.jpg
Erkekler, çocuk bakıcılığı ve hostesliğin ardından şimdilerde ‘hemşire' olabilmek için gün sayıyor. Hemen paniğe kapılıp “Aman Allah'ım! Bu erkeklere neler oluyor?” demeyin. Meclis, 1954'ten bu yana yürürlükte olan “Hemşirelik Yasası”nda ‘kadın olma' şartını kaldırdı. Artık diploması olduğu halde görevini yapamayan çok sayıda erkek, hemşire olabilecek. Erkeklerin, kadın mesleği olarak bilinen hemşireliğe başlayacak olması, ‘kızları da askere alsınlar' esprilerine sebep oluyor! Bir zamanlar meslekler için cinsiyet ayrımı yapılır; ‘Elinin hamuruyla erkek işine karışma' ya da ‘Elinin çamuruyla kadın işine karışma' denirdi. Bu anlayış ve bu sözler çoktan tarih oldu. Günümüzde erkekler, kadın mesleği olarak anılan işleri başarıyla yapıyor. Kadınlar da erkeklerle özdeşleşen mesleklerde basamakları hızla tırmanıyor. Artık hostes, çocuk bakıcısı ya da hemşire erkeklere; taksi şoförü, polis veya postacı kadınlara sıkça rastlıyoruz.
Belki izlemişisinizdir 2005’te ülkemizde de gösterilen “Zor Baba ve Dünür” adlı Hollywood filmini. Film, baştan sona bir kahkaha tufanıydı. Bir hastanede erkek hemşire olarak görev yapan Ben Stiller, sevdiği kızla evlenmeye karar vermişti. Tabii kız da (Teri Tolo) damat adayını babasıyla tanıştırmak için evine davet etmişti. Eski CIA ajanı olan baba, müstakbel damadının hemşirelik yaptığını duyunca kıyameti koparmıştı. Bu bir film neticede. Peki niye mi anlattık bu filmi? Sıkı durun. Batı’da bile erkek hemşirelere pek de hoş gözle bakılmazken Türkiye’de yasal olarak artık erkekler hemşire olabilecek. Filmdeki komik olaylar yaşanır mı bilinmez ancak şu da bir gerçek ki artık erkekler kadın, kadınlar da erkeklere özgü işlerde rahatlıkla çalışabiliyorlar.
Bir zamanlar, “Garson, inşaat işçisi, tamirci, demirci, taksici, maden işçisi, boyacı…” denince, akla gelen ilk şey bir erkekti. Gün olup devran dönünce şartlar değişti, ‘elinin hamuruyla erkek işine karışma’ devri de bitti. Keza makyöz, çocuk bakıcısı, hostes, hemşire denince de oluşan siluet, mesleğinin gerektirdiği şekilde giyinmiş bir bayandan öteye gitmiyordu. Fakat takkelerini veren erkekler külahlarını almaya epey niyetliydi. Bunun için, yıllar önce mücadelesine başladıkları ‘hemşire olma hakkı’nı sonunda kazanabildiler. TBMM Genel Kurulu’nda, erkeklere de hemşire olma imkânı tanıyan kanun teklifi yıllarca süren uğraşlar sonunda kabul edilerek yasalaştı. Hal böyle olunca ara ara nükseden: “Bayanları da askere alacaklarmış!” esprisi aldı başını gidiyor. Kim bilebilir ileriki yıllarda hudut boylarımızı bayanların korumayacağını ya da hastane duvarlarımızı ‘sus’ işareti yapan bıyıklı erkek hemşirelerin süslemeyeceğini!
Karşı cinsle anılan mesleklerde çalışmaya başlayanlar, ilk zamanlar, ‘kamera şakası yapıyorsunuz’ muamelesi görse de, insanlar bunun gerçekliğine zamanla alışıyorlar. Pera Taksi Durağı’nın 4 yıllık bayan şoförü Nebahat Koçtemiz, taksisine binen müşterilerin, şoförlük yaptığına inanamadıklarını, arabasının köşelerinde gizli kamera aradıklarını, şaşkınlıklarını gizleyemediklerini söylüyor. Bu gibi şirinliklerin yanı sıra zorluklar da olmuyor değilmiş. Erkeklerin kendisini sıkıştırdığına, önünde aniden durduklarına değinen şoför Nebahat, durak harici serbest çalışan erkek meslektaşlarının kendisine laf atarak, “Bu işte bir sen eksiktin?” dediklerini dile getiriyor. Durum bunlardan ibaret olunca sorular uçuşmaya başlıyor: “İnsanlar neden karşı cinsle anılan mesleklere ilgi gösteriyor? Meslekler için cinsiyet ayrımı yapmak doğru mu?” Bu soruları konunun uzmanları cevapladı.
***
Hemşirelik için kadın olma şartı kalkıyor
TBMM Genel Kurulu’nda, erkeklere de hemşire olma imkânı tanıyan kanun teklifi kabul edilerek yasalaştı. Kanuna göre, üniversitelerin hemşirelikle ilgili lisans eğitimi veren fakülte ve yüksekokullardan mezun olan ve diplomaları Sağlık Bakanlığı’nca tescil edilenler ile öğrenimlerini yurtdışında hemşirelikle ilgili devlet tarafından tanınan bir okulda tamamlayarak denklikleri onaylanan ve diplomaları bakanlıkça tescil edilenler, hemşire olabilecek. 1954’te çıkarılan 6283 sayılı Hemşirelik Kanunu’nda: “Hemşirelik sanatını bu kanun hükümleri dâhilinde hemşire unvanını kazanmış Türk kadınlarından başka hiçbir kimse yapamaz.” ifadesi yer alıyordu.
***
Kadınlar gibi erkekler de hostes olabilir
Hostes Derneği (TASSA) Danışmanı Av. Ali Turan Hür: Erkekler hostesliği çok iyi beceriyorlar. Erkekler için hosteslik çok büyük bir keyif. Hosteslik genel anlamda dışarıdan göründüğü gibi bir meslek değil. Çok yoğun, çok ağır… Eskiden koca bulma vs… ile anılıyordu. Önceden güzel bayan arıyorlardı, şimdi onu da aramıyorlar. Eli yüzü bakılır olsun yeterli. Çünkü hizmetli gibi bir şey bu… Ha babam hizmet… Uçak kalkıyor hizmete başlıyorsun, uçak ininceye kadar hizmet ediyorsun. Bayan hosteslerin hamileliklerinde sorun oluyor. Hamilelikte iyi firmalar yeterince izin veriyor; ama özel hava firmaları maalesef veremiyorlar. Kadın ve erkeğin birlikte çalışabileceği güzel mesleklerden biri hosteslik...
***
Erkek hostesler işlerini çok iyi yapıyorlar, çok disiplinliler
THY AŞ Kabin Hizmetleri Başkanı Neşe Kocaoğlu: THY 79’dan 92’ye kadar erkek hostes almadı. Bir iki yıl önce erkekler arasında hostesliğin popülerliğinin artması, erkek hosteslerden ayrılanların çok olmasından kaynaklandı. 2 bin 576 toplam hostesimiz içinde 576 tane erkek hostesimiz var. Size bir anımı anlatayım: “Bir gün yolcunun biri gazete isteyecek, ‘Hostes hanım, hostes hanım…’ diye sesleniyor. Sonra baktı erkek geçiyor, ‘Beyefendi’ dedi, olmadı. Erkek hostes mi desin, ne desin? Yolcu şaşırdı kaldı.” Yolcular erkek hostes ve bayan hostes varsa bayanları tercih ediyor. İlk başlarda yönetim de çok tedirgindi; ama erkek hostesler için çok fazla teşekkür mektupları geldi. Erkek hostesler işlerini çok iyi yapıyorlar ve çok disiplinliler, başarılılar.
***
Meslekler arasında cinsiyet ayrımı yapmak doğru değil İnsan kaynakları uzmanı Yaprak Özer: Meslekler arasında cinsiyet ayrımı yapmak doğru değil; çünkü kol gücüyle çalıştığımız dönemlerden beyin gücüyle çalıştığımız dönemlere geçtik. Ben her iki tarafın her işi yapabileceğini düşünüyorum. Kadın işidir erkek işidir, diye bakmak geçmiş dönemin, daha az eğitimli insanların ve bu çağı yakalayamayanların bakış açısı. Herkes her işi yapabilir. Önemli olan o işi kimin iyi yaptığı. Burada kadın ya da erkek olarak ayrım yapmıyor işveren. Ben işimi kime emanet edersem maksimum paydayı alırım, diye düşünüyor. İnsanlar çocuklarını farklı mesleklerde görmeyi artık yadırgamıyorlar. Teknoloji bu mesleklerin hemen hepsini değiştirdi. Kadınlar ekonomiye ne kadar çok girerse, mesleklerde birbirine yaklaşma o kadar çok olacaktır.
Duvarınızda renkli tablolar...
http://www.dekor-dekorasyon.com/ele0225.jpg
Duvarınıza hareketli tablo...
Televizyondaki LCD teknolojisi bir süredir ev konforunun parçası. Başlangıçta iş dünyasının ve profesyonel amaçların hizmetine sunulmak üzere üretilen LCD tv'ler, evrim geçirip evlerimizde yerini almaya başladı. Duvarlara artık kıpır kıpır, cıvıl cıvıl resimler asılıyor.
Bu tarzdaki ilk ekranlar bilgisayar monitörü üreticileri tarafından gelitirildi. Zaten şu an karşımıza çıkan hemen her LCD TV'nin en az bir parçasında, aynı zamanda bilgisayar monitörüne ilişkin üretim yapan bir firmanın bulunması boşuna değil.
Açıkçası LCD tv'lerin şık tasarımları, incecik yapıları, kolayca kaldırılıp taşınabilecek denli hafif oluşları ve bir ayna gibi duvara asılabilmeleri bile, mekanları konusunda titiz olanlar için yeterince cazip özellikler. Fakat LCD'lerin sundukları, dış görünüşle bitmiyor.
Basit tv değil
Her şeyden önce LCD'lerin basit birer TV olmadığını söylemek lazım. Görüntü üretme teknolojileri bambaşka. Ayrıca, miras aldıkları teknolojiye geleceğe uyumlu olmak gibi bir hazırlığı da ekleyince, ev içinde de birçok amaçla kullanılabilir hale geldiler.
Bir LCD TV'yi ev sineması için, oyun oynamak için, yüksek kaliteli bilgisayar monitörü olarak ve kamera gibi video kaynaklarından gelen görüntüleri göstermek üzere kullanabilirsiniz.
Avantajları
LCD televizyonlar ince yapılarından dolayı hem yerden kazanç sağlar hem de hafif olduklarından kolay taşınır. Parlak ve yüksek çözünürlükte görüntü sunarlar.
LCD'lerde ekranın nokta aralıklarını göremezsiniz. Uzaktan olduğu kadar yakından da görüntüler aynı şekilde mükemmeldir. Göz yormazlar, aksine odaklama sorunu olmadığından daha keskin ve net görüntü sunarlar. Geleneksel cam ekranlar ve plazmalar karşıdan gelen ışıklarla yansımalar yaparak özellikle gündüzleri seyir güçlüğü yaratırken, LCD'lerde bu sorun yaşanmaz.
Güç tüketimleri az ve plazma televizyonlara kıyasla fiyatları da daha uygundur. LCD televizyonların bir diğer özelliği ise dijital bağlantı yapmayı sağlayan DVI çıkışını desteklemeleridir. Bu sayede, LCD ekranları, hem televizyon hem de monitör olarak kullanılabilir.
Alırken dikkat
LCD televizyon alırken dikkat edilmesi gereken iki önemli nokta var. Biri kontrast oranı, diğeri ise ekran tazeleme süreleri. Yüksek kontrast ve parlaklık oranı, detayların daha net görünmesini ve aydınlık ortamlarda bile mükemmel izlenmesini sağlar.
Tazeleme süresi LCD televizyonun bir saniyede gösterebileceği kare sayısı ve performansı ile ilgilidir. Daha yüksek hızda ekran tazelelenmesi görüntülerin ardında oluşabilen gölgeleri engeller, daha keskin ve gözü yormayan görüntülerin ekranda oluşmasını sağlar.
Kaynak: Yeniasır
vBulletin v3.6.0, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.