PDA

Tüm Versiyonu Göster : Santranç (şampiyonlar)


GuReL
14-03-07, 17:22
Emmanuel Lasker

--------------------------------------------------------------------------------

Emanuel Lasker 24 Aralık 1868'de Berlin,Almanya'da doğdu. İsmi mukayese edilmez bir şekilde başarılarıyla parlamakta ve günümüzde dahi ismi satranç tarihinin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Satrançla tanışması 10 yaşında ağabeyi Berthold Lasker sayesinde olmuştur. Berlin Matematik Fakultesine girmesiyle genç Lasker satrançla ilgili çok daha geniş fırsatlara sahip olmuştur. İlk resmi turnuvası usta ünvanını da aldığı 1889 Breslau turnuvasıdır. Bundan kısa bir süre sonra profesyonel olmuştur.


Lasker'in başarısı geniş bir ilgiyle karşılanmış ve akabinde İngiltere'ye yerleşerek burda bir takım ciddi maçlar yapmış ve bütün rakiplerini yenmiştir. 1892 yılında Alman satrancının en büyük oyuncularından Tarrasch'la maç yapmak istemiş ama Tarrasch kibirli bir şekilde maçı redetmiştir. Ne gariptir ki daha sonradan Tarrasch'ın kendisi Lasker'le maç yapmak için uğraşmış ve bu ancak 1908 yılında gerçekleşebilmiştir. 1893 yılı boyunca Lasker bütün Amerika'yı oynadığı bütün turnuvaları ve maçları kazanarak gezmiştir. Böylece kendini dünya şampiyonluğunun en güçlü adayı olarak dünyaya kabul ettirmiştir. Aşılması gereken engeller olmasına rağmen 1894 yılında Lasker ile Steinitz arasında bir maç organize edilmiştir. İlerlemiş yaşı ve yaşam zorlukları Steinitz'in oyunu olumsuz etkilemiş ve Lasker 58 yaşındaki Steinitz'i yenerek dünya şampiyonu olmuştur.


İlginçtir ki hem Lasker hem Steinitz dünya şampiyonluğunu aynı yol üzerinden almışlardır (Berlin-Londra-ABD). Bununla birlikte bunu başarmak Steinitz'in yarı ömrünü alırken Lasker sadece 5 yılını harcamıştır. 27 yıl boyunca cok başarılı skorlarla ve olağanüstü galibiyetlerle ünvanını korumuş. 1921 yılına kadar pek çok kimse onun tahtına aday olmuş ama o şüphe bırakmayacak bir şekilde ünvanını korumuştur. Bununla beraber hiçbir şampiyonluk sonsuza kadar sürmez. 1921 yılında Lasker beklenmedik bir şekilde ünvanını Capablanca'ya kaybetti. Fiziksel ve zihinsel olarak yorgun düşen Lasker aralarındaki maçı durdurarak ünvanını Capablanca'ya teslim etti. Bu yenilginin sebebinin Küba'nın sıcak iklimi mi yoksa Lasker'in ilerlemiş yaşı mı (53) olduğunu söylemek kolay değildir. Bununla beraber şüphe yoktur ki satranç dünyası kendine Capablanca gibi değerli bir dünya şampiyonu bulmuştu. Sonraki yıllarda ilerlemiş yaşına rağmen Lasker hala dünyanın en iyi satranççılarından biri olduğunu ispatladı. 1923 yılında Moravska Ostrava turnuvasını Reti, Euwe, Tartokower, Bogoljubow, Tarrasch, Spielmann gibi oyuncuların önünde kazandı. Bir yıl sonra New york'taki Dünya Büyükustaları Turnuvası'nda tüm zamanların en parlak başarılarından birini elde etti. (20'de 16) Bu turnuvada Capablanca, Alekhine, Marshall, Reti, Maroczy, Bogoljubov, Tartokower gibi elit oyuncuların önünde 1.5 puan farlka birinci oldu. 1925'den 1934'e kadar Lasker herhangi bir turnuvaya katılmadı.1934 yılından 1936'ya kadar oynadığı pek çok büyük turnuvada ilerlemiş yaşına rağmen çok iyi neticeler aldı. 1935 Moskova turnuvası tam bir başarıydı. 67 yaşındaki Lasker tek bir oyun dahi kaybetmeden birinciliği paylaşan Botvinnik ve Flohr'un yarım puan arkasında Capablanca, Spielmann ve pek çok kuvvetli genç satranççının önünde 3. oldu.


Daha sonra Lasker politik sebeplerden Almanya'yı terketmek zorunda kaldı. Önce Bilimler Akademisinin Matematik bölümünde çalıştığı Rusya'ya yerleştive daha sonra 1838'de ABD'ye geçti. Emanuel Lasker 13 Ocak 1941'de New York 'da öldü. Lasker'in başarısı oyun anlayışının gerisinde yatar. Çok akıllı ve hünerli bir oyuncuydu. Karışıklıklardan sakınmayan orijinal ve mücadeleci bir stili vardı. Defansta olağanüstü başarılıydı. En usta rakiplerine karşı bile baskın çıkabilirdi. Rakiplerine en büyük zorlukları çıkartmak gibi kişisel bir mücadele yaklaşımı içerisindeydi. Satranç onun için tahta başında sadece hamlelerle yapılan bir mücadele değil aynı zamanda insan tutkularının, duygularının, isteklerinin ve düşüncelerinin eşsiz bir mücadelesiydi.


Lasker tüm zamanların en büyük satranç beyinlerinden biriydi. Pek çok bilim dalında derin çalışmaları vardı. Matematik ve felsefe doktoruydu. Satranç arenasındaki mücadelelerini ve bu bilim dallarındaki verimli çalışmalarını dönüşümlü olarak sürdürmekteydi. Bilim alanındaki çalışmaları da büyük değer taşımaktaydı. Einstein hatıralarında bu sıradışı başarılı insanın yeterince bilime kendisini adayamamasından duyduğu üzüntüyü dile getirmiştir. Aynı zamanda Lasker çok başarılı ve verimli satranç yazarı ve gazetecisiydi. Almanya'da İngiltere'de ABD'de ve Rusya'da pek çok satranç dergisi çıkardı ve yüzlerce makale yazdı. 1895 yılında İngiltere'de "Satrançta sağduyu" isimli, ince düşüncelerini yansıtan ilk kitabını çıkardı. Bu kitapla beraber daha sonra bastığı "Satranç El Kitabı" pek çok dile çevrildiler ve dünyada satranç düşüncelerinin gelişmesinde önemli rol sahibi oldular.

http://www.kaniaverlag.de/SonstigeJPGs/Lasker.gif
http://www.univ-tln.fr/~langevin/NOTES/LASKER/lasker1.jpg
http://www.lasker-gesellschaft.de/images/titel2.jpg

http://www.chessgraphics.net/jpg/cat19.jpg
http://www.jandoerffel.de/lasker.jpg
http://www.luccascacchi.it/lasker.gif

yanındaki genç yaşta veremden ölen efsaveni pillsbury
http://www.chessbase.com/kasparov/pics/lasker-pillbury-1895.jpg
http://images.google.com/images?q=tbn:BZeN1E8h0bkV2M:www.worldchessnetwork. com/English/chessHistory/salute/kings/images/laskerPetersburg.jpg
http://www.sahovski.com/community/ten/images/lasker/1909.jpg

GuReL
14-03-07, 17:50
Jose Raul Capablanca

--------------------------------------------------------------------------------

Tüm zamanların en çarpıcı satranç dehalarından biri olan ve 1921'den 1927'ye kadar dünya satranç şampiyonu olan Jose Raul Capablanca 19 Kasım 1888'de Havana' da doğdu. Dört yaşında bile değilken babasının arkadaşlarıyla oyunlarını izleyerek satrancı kendi kendine öğrendi. Oynamayı öğrendikten sonra küçük Jose ilk oyununu Havana kulübünün iyi oyuncularından Iglesias'la yaptı. Iglesias'ın vezir çıkarak oynadığı oyunu Capablanca kazandı. Bu galibiyet geleceğin dünya şampiyonunun göstereceği hızlı gelişimin ilk basamağı olmuştur.

8 yaşında bir ilkokul öğrencisi olarak satranç kulübüne sadece pazarları uğrayabiliyor, geri kalan günlerde evde kendi başına çalışıyordu. 11 yaşına geldiğinde Havana'nın en iyi oyuncularından biri olarak kabul ediliyordu. Yeteneği öyle gelişti ki daha 13 yaşındayken o zamanın Küba şampiyonu Corzo'yu mağlup ederek ülkesinin şampiyonu oldu. O zaman için inanılmaz bir başarıydı. İlerleyen yıllarda üniversite eğitimini almak için gittiği ABD'de yaşamaya başladı. Satranç tutkusu öyle kuvvetliydi ki üniversitede sadece kısa bir süre kalarak, ABD'nin satranç merkezlerini dolaşmaya başladı ve rakiplerini inanılmaz bir kolaylıkla yendi. 1909 yılında dünya satrancının zirvesindeki oyuncularla karşılaşmaya başladı. Zamanın en kuvvetli oyuncularından ve dünya şampiyonu adaylarından Frank Marshall'ı sansasyonel bir şekilde yenişi, San Sebastian Büyükustalar turnuvası'nda Vidmar, Rubinstein, Marshall gibi oyuncuların önünde birinci olması satrancın yükselen yıldızı olduğunun onaylanmasını sağladı. 3 yıl sonra Saint Petersburg Büyükustalar turnuvası'nda Capablanca Lasker'le ilk kez karşılaştı ve kaybetti. Bu turnuvadaki ikinciliği ona dünya şampiyonluğu maçında oynama hakkını verdi. Birinci Dünya Savaşı yüzünden maç ancak 1921'de Havana 'da başlayabildi. Maçın seyri beklenmedik şekilde gelişti. Capablanca dört oyun kazandı, on oyunda berabere bitti. 24 oyun üzerinde anlaşmış olmalarına rağmen Lasker ondördüncü oyundan sonra çekilmeye karar verdi. Dünya şampiyonluğunun 27 yıl sahibi olan büyük Lasker'in tek bir oyun kazanamadan maçı bitirmesi herkesi şaşkına çevirmişti.

Capablanca'nın rüyası gerçek oldu. Basın onu "beloved of gods "olarak yüceltti. Satranç uzmanları onu "Satranç makinesi" olarak isimlendirdiler. Milyonlarca satranç oyuncusuna göre de o karşı konulmaz bir güçtü. Yeni dünya şampiyonunun parlak ve tartışma ***ürmez başarılarının basında hararetle tekrar edilmesi ve abartılması bir süre sonra Capablanca'yı, kendisinin yanlış bir şekilde yenilmez olduğu düşüncesine ***ürdü. Oyun disiplini ve çalışma kapasitesi eski düzeyinden uzaklaştı. Oyunundaki tehlikeyi sezme içgüdüsü de zayıflamıştı. Bu özellikle New York 1927 'de göze çarptı.

Bu turnuva, galip bitirmesine dünya şampiyonunun oynunundaki krizin işaretçisiydi. Buna rağmen Alekhine dışında kimse bunu farketmedi. Capablanca Alekhine'le yapacağı maça üstün oyununun tekrar onaylanacağı bir olay gözüyle bakıyordu. Mücadeleli ve dramatik mücadeleden sonra maça tam olarak hazırlanan Alekhine Capablanca'yı Buenos Aires 'de yenerek dünya şampiyonu oldu.

Ünvanını kaybettikten sonra 1928'den 1939'a kadar Capablanca yarışmalarda başarıyla mücadele etti. Son resmi turnuvası 1939 yılındaki Buenos Aires Olimpiyadı idi. Küba'nın birinci masasında bu dahinin sonsuz yeteneği son defa tahta başında parladı. Birinci masalarda Alekhine'i gerisinde bıraktı. Üç yıl sonra 8 Mart 1942'de öldü. Capablanca en küçük avantajları bile kazanca çevirmeyi başarabiliyordu. Bu yüzden "Satranç Makinesi" takma adını almıştı. Oyunu öyle sağlamdı ki oynadığı 583 turnuva maçından 302'sini kazanmış 246'sını berabere yapmış ve sadece 35 tanesini kaybetmiştir. 1914 yılından 1927'ye kadar sadece 5 oyun kaybetmiştir. Bu bugünün hiçbir büyük ustasının ulaşamayacağı bir başarıdır. Bu sebeptendir ki Capablanca'nın ismi yenilmezlikle beraber anılmaktadır.

Capablanca sadece aktif bir satranç oyuncusu değil aynı zamanda tanınmış bir satranç habercisiydi. Pek çok dünya satranç dergisine makaleleri ve analizleriyle katkıda bulunmuştur. 1920'de 35 oyununu anliz ettiği ilk kitabını, "Satranç Kariyerim" i yayınlamıştır. 1932 yılında da dünya çapında başarı gösteren "Yeni Başlayanların El Kitabı" nı basmıştır. Capablanca gelmiş geçmiş en büyük satranççılardan biridir. Öldüğü zaman ondan övgü ve hayranlıkla bahseden çok insan olmuştur ama belki de satranççıların düşüncelerini en iyi ifade eden Alekhine olmuştur: "Onun ölümüyle bir daha bir eşini göremeyeceğimiz bir satranç dahisini kaybetmiş bulunuyoruz. "

http://www.chesshistory.com/winter/pics/cn3513_alekhine-capablanca.jpg
http://www.chessclub.demon.co.uk/culture/worldchampions/capablanca/capablanca.jpg
http://www.chessclub.demon.co.uk/culture/worldchampions/capablanca/cf025.jpg

http://coloquio.com/famosos/capablanca.jpg

http://images.google.com.tr/images?q=tbn:wssY7Vp1lbwW7M:www.bu.edu/cgs/bcc-photos/Famous%2520chess%2520players%2520collected%2520by% 2520Steve%2520Stepak_1/images/capablanca-vs.-botvinnik,1935.jpg http://images.google.com.tr/images?q=tbn:ddhMn1MOSHMhOM:upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/6/68/Aljechin-Capablanca.jpg/280px-Aljechin-Capablanca.jpg

GuReL
14-03-07, 17:59
Steinitz W.


http://aclc.com.sapo.pt/fotos/steinitz.jpg

http://images.google.com.tr/images?q=tbn:BDJw3UacZgBXcM:electron.tailfeatherz. com/chess/SteinitzWilliam.gif

http://images.google.com.tr/images?q=tbn:2mbJySRs7RrZ2M:www.worldchessnetwork. com/English/chessHistory/salute/kings/images/steinitz1866.jpg


Anderssen'in 1858 yılında Paris'te Morphy'ye yenilgisiyle Avrupa satranç çevreleri büyük bir şok yaşamıştı. Yedi galibiyet üzerinden oynanan oyunun sonucu -7 +2 = 2 idi. Buna rağmen Anderssen yüksek oyun anlayışını 1862 Londra turnuvasındaki birinciliği ve oynadığı güzel kombinezonlu oyunlarıyla tekrar ispatladı.


Aynı zamanlarda, fakir bir öğrenci olan Steinitz Viyana'da ufak bir satranç kafesinde satranç oynayarak geçimini sağlıyordu. Herhangi birisinin bu durağan gencin, 1836'da Prag 'da doğmuş Wilhelm Steinitz'in ileride dünya şampiyonu olacağını o tarihde tahmin etmesi imkansızdı. Viyana'nın en iyi oyuncularının katıldığı turnuvalara girdi. 1859 yılında 3.lüğü ve 1861 yılında da birinciliği almayı başardı.


Steinitz, Anderssen'in yine yeteneklerini muazzam bir şekilde sergilediği ve birinciliği aldığı ikinci Dünya Turnuvası'na katıldı. Steinitz mütevazi bir 6.lıkla yetinmek zorunda kaldı. 14 oyuncudan 8 puan almıştı. Buna rağmen Anderssen, Steinitz'in oyununu, her ne kadar Steinitz'in kendisi yeterince memnun olmasa da oldukça takdir etmişti. Serafimo Dubois'yı (+5-1=0) gibi bir skorla yendikten sonra ne yapması gerektiği konusunda tereddütlerini bıraktı ve kendini satranç oynamaya adadı. Poluteknik(sanat/fen) enstitüsünü bırakıp Londra'ya yerleşti. Başarı hemen geldi. Blackburn'ü 1862/63'de (+7-1=2), Deakon'u 1863'te (+5-1=0), Mongredien'i 1863'te (+7-0=0) ve Green'i 1864'te (+5-0=2) gibi skorlarla mağlup etti. Bütün bu galibiyetler ona dünya şampiyonluğuna giden yolları açmış oldu. Önünde engel olarak sadece Anderssen kalmıştı. Oyununu dünyanın en iyi oyuncusuyla sınama şansı 1866 yılında gerçek oldu. Bütün bu galibiyetlerine rağmen, Steinitz çok popüler değildi. Satranç ufkunda doğan yeni bir yıldızdı. Üç Londra kulübü onunla dünyanın en kuvvetli oyuncusu kabul edilen Anderssen arasında maçı organize etti. Maçın başlangıcı büyük ilgi çekti. Satranç çevreleri gergindi. Neredeyse bütün satranç otoritelerinin tahmini Anderssen'in galibiyetinden yanaydı. Maç 8 galibiyet esası üzerinden oynanacaktı. 2 saat 40 hamle limiti ilk kez bu maçta uygulandı. İlk galibiyeti Anderssen aldı. Anderssen taraftarları memnun olmuştu. Ne var ki takibeden 4 oyun da Steinitz tarafından kazanıldı. Daha sonra Anderssen'in oyununda bir alevlenme gerçekleşti ve 5-4 öne geçti. Ardından Steinitz iki yeni galibiyet aldı ve skor 6-5 oldu. Anderssen 6-6 yaparak skoru dengeledi. 13.oyunda Anderssen genelde kullandığı Evans Gambit'i redderek İspanyol açılışını oynadı ve kaybetti. Son oyunu da kazanan Steinitz maçı da 8-6 kazanmış oldu. Bu galibiyet onun dünyanın en iyi satranççısı olarak kabul edilmesini sağladı. Buna rağmen bazıları hala bu galibiyetin onun dünyanın en iyi satrançısı olarak kabul edilmesi için yeterli olmadığını iddia ediyorlardı.


Steinitz'in stili Anderssen'in ve Morphy'ninkinden farklıydı. Bütün çağdaşları gibi saldırgan bir stili vardı. Bununla birlikte oyununda yeni anlayışlar vardı. Konumu kapalı muhafaza etmek, saldırı için hazırlık, minimum materyal kazancının ısrarla devam ettirilmesi. Bütün bunlar yeni düşüncelerin dünya satrancına sunulduğunun işaretiydi.


Bu dönem boyunca Steinitz "The Field" in editörüydü. Yeni düşüncelerini formüle etmeye başladı. İlk olarak o zamana kadar zorunlu kabul edilen atak yapma gerekliliği düşüncesinden vazgeçilebileceğine değindi. Ona göre atak ancak sağlam temellere dayanıyorsa başlatılabilirdi. Oyuncu sadece atak hamleleri düşünmek zorunda olmamalıydı. Kişinin konumunu sağlamlaştırmaya çalışması da en az atak kadar önemliydi.


Başka bir isim, Zukertort aynı dönemde ilgi odağı olmaya başlamıştı. Her ne kadar Viyana 1882'de 34'de 24'le Steinitz birinciliği almışsa da, Zukertort'la maçını kaybetmişti. Bir sene sonra Londra 1883 turnuvasında Zukertort, Steinitz'in üç puan önünde birinciliği alınca aralarındaki maç kaçınılmaz hale gelmişti. Dünya satranç camiası resmi bir dünya şampiyonluğu maçı istiyordu. Maç 1886'nın ocağında başladı. Zukertort atak bir oyun sergileyerek 4 - 1 öne geçti. Steinitz rakibinin beklenmedik stili ve oyunu karşısında şaşkına dönmüştü. Buna rağmen rakibine uyum sağlamakta gecikmedi ve rakibinin darbelerini birer birer karşılayarak maçı (+10-5) sonucuyla kazandı. Bu galibiyet Steinitz'in yeni oyun anlayışının doğruluğunu kanıtladı ve aynı zamanda resmi şampiyonluk tacını Steinitz'e kazandırdı.


Dünya şampiyonluğunu kazandıktan sonra en iyi oyuncularla maçlar yapmayı bırakmadı. 1889'da Chigorin'i (+10-6) ve Gunsberg'i (+6-4) yendi. 1892'de ikinci defa Chigorin'i (+10-8) yendi. 1892'de eşini ve 18 yaşındaki kızını kaybetti. Bütün bu zorluklara rağmen çalışmalarına devam etti. 1894'te Lasker tarafından mağlup edildi (+5-10). İki yıl sonra rövanş maçı Steinitz için daha ağır bir yenilgiyle sonuçlandı (+2-10). Bu maçı oynarken Steinitz yeterince iyi değildi, yaşlanmıştı da. 4 sene sonra 12 Ağustos 1900'da New York'da öldü. Steinitz satranç düşüncelerine ölene kadar sadık kaldı bununla beraber onun prensipleri ancak ölümünden sonra yeterince kabul görmüştür.

GuReL
14-03-07, 19:42
Khalifman

--------------------------------------------------------------------------------

Erken Yıllar
Ocak 1966 tarihinde Leningrad’da doğan Sasha, gençlik yıllarından itibaren ünlü Sovyet Satranç Okulu’nun ünlü simalarından biriydi. 1982 yılında henüz 16 yaşındayken SSCB Gençler Birinciliği’ni kazanan Alexander Khalifman, 2 yıl sonra ise zamanının en prestijli turnuvalarından birisi olan Sovyetler Birliği Şampiyonası’nı kazandı. 1990 yılında, 24 yaşındayken büyükusta (GM) ünvanını kazanan Khalifman, artık ülkesindeki en kuvvetli oyunculardan birisi olarak tanınıyordu. Yine de sahip olduğu 2600+ rating, kendisini Dünya Şampiyonu adayı yapmaktan oldukça uzaktı…

FIDE vs. Kasparov
Efsanevi oyuncu GM Kasparov’un 90’lı yılların başlarında Dünya Satranç Federasyonu ile ters düşmesi sonucu satrancın zirvesinde bir kaos yaşanıyordu. Bir taraftan GM Kasparov kendisinin dışında kimseyi Dünya Şampiyonu olarak tanımayacağını belirtirken, diğer yandan FIDE kendisinin insiyatifi dışında GM Short ile ünvan maçı yapan GM Kasparov’un şampiyonluğunun artık tanınamayacağını belirtiyordu.

Las Vegas 1999
Bu çabalara hız kazandırmak adına, 1999 yılında Las Vegas’ta FIDE Başkanı Kirsan Ilyumzhinov’un sponsorluğunda $3.000.000 ödüllü dev bir turnuva düzenlendi. Knock-out formatında oynanacak bu turnuvanın amacı Dünya Şampiyonluğu ünvanını eski prestijli günlerine kavuşturmak ve Las Vegas’ta satrancı vitrine çıkarmaktı. 100 saygın büyükustanın arasında Kramnik, Adams, Svidler, Leko, Ivanchuk gibi çok kuvvetli oyuncular yer alıyordu. Turnuvanın sonunda ise ortaya büyük bir sürpriz çıktı: 2628 ratingli Alexander Khalifman…
İlk turda Hint GM Barua’yı 3.5-2.5 eledikten sonra, GM Khalifman’ın rakibi 2720 ratingli GM Kamsky’ydi. Hiç şüphesiz eşleşmenin favorisi Amerika’lı oyuncuydu, fakat GM Khalifman rakibini 2.5-1.5 geçtiğinde gözler onun üzerine çevrildi. Genç Ermeni rakibi GM Asrian’ı da 1.5-0.5 skoru ile geçen Rus oyuncunun bir sonraki rakibi, 2691 ratingli çok kuvvetli GM Gelfand’dı. Tecrübesi nedeniyle favori olan GM Gelfand da GM Khalifman’a dayanamıyor ve turu geçen taraf 2.5-1.5 skoru ile Rus oyuncu oluyordu. Gelmiş geçmiş en kuvvetli bayan oyuncu GM Judit Polgar ile çeyrek finalde karşılaşan GM Khalifman bu turu 1.5-0.5 geçtikten sonra, yarı finalde, turnuvanın bir diğer sürprizi olan 2584 ratingli Romen GM Liviu-Dieter Nisipeanu’yu (kendisi yarı finale Azmaiparashvili, Ivanchuk gibi oyuncuları eleyerek gelmişti). Maçı 3.5-2.5 kazanan GM Khalifman, diğer taraftan GM Adams’ı eleyerek gelen GM Vladimir Akopian ile 14. FIDE Dünya Şampiyonluğu için ünvan maçına çıktı. Bu karşılaşmadan da 3.5-2.5 skoru ile zaferle ayrılan GM Khalifman 14. FIDE Dünya Şampiyonu ünvanını kazandı.
Her ne kadar ünvanı tartışılsa da, GM Khalifman’ın gösterdiği başarı GM Kasparov dahil olmak üzere, satranç kamuoyundaki tüm bireylerin saygısını kazanmıştı. Daha sonra bu başarısını genç rakibi GM Peter Leko karşısında sınayan GM Alexander Khalifman, rakibine 4.5-1.5 gibi bir sonuçla mağlup oldu…
Geçtiğimiz Eylül ayında Çeşme’de düzenlenen Avrupa Kulüpler Şampiyonası’nda Tomsk 400 takımı oyuncusu olarak ülkemize gelen GM Alexander Khalifman, halen sahip olduğu 2662 rating ile günümüzün en saygın büyükustalarından birisidir.

Hazırlayan Alper Efe Ataman

GuReL
14-03-07, 20:12
Carlos Torre Repetto

http://www.satrancokulu.com/images/stories/2006/carlos_torre.jpg1904 yılında Meksika’da doğan Torre, 6 yaşındayken satrancı öğrendi. 11 yaşındayken ailesiyle New Orleans’a göç etti. 1920’lere gelindiğindeyse, dünyanın en güçlü oyuncularından biriydi. En dikkat çektiği turnuva, Lasker’i değirmende öğüttüğü 1925 Moskova Turnuvasıdır. Bu turnuvada Tartakoverle 5.’liği paylaştı. Aynı yıl, Marienbad’da Nimzoviç ve Rubinstein’in arkasında Marshall ile 3.’lüğü paylaştı. [/FONT]
Dr. Özer Tümer'in hazırladığı bu ilginç yazının tamamı haberin devamında.

Ne yazık ki, profesyonel bir oyuncu olarak kariyeri sadece 2 yıl sürdü. 1926 yılında, daha 22 yaşındayken, bu kısacık sürede, masa başında yaratılmış harika oyunları miras bırakarak, satrancı bıraktı.

Katıldığı turnuvalarda, zamanın en büyük üç oyuncusuyla – Alekhine, Capablanca ve Lasker – oynama fırsatı bulan Torre, bu oyunculara karşı artı skoru olan nadir oyunculardan (+1 =2). Dikkat çeken başarılarıyla, geleceğin dünya şampiyonu olmaya aday gösterildi.

Tam bu sırada, başka bir Amerikalı satranç dahisi Morphy ile benzer bir kaderi yaşadı. 1925 yılında Şikago’daki turnuvada birinci olmak için bir puana ihtiyacı vardı. Edward Lasker’e kaybetti. Ruhsal sağlığı bozuldu, New York’tayken, bir otobüste elbiselerini çıkarmaya başlayınca, hastaneye kaldırıldı. Bu krizi, sevgilisinin terketmesi üzerine geçirdiği dedikoduları yapılmışsa da, doğruluğu kuşkuludur.
Tedavi eden hekim, ünlü bir satranç oyuncusu olduktan sonra, pek istemeden girmek zorunda kaldığı, Meksikalı politikacı, monopolist milyarder, generallerin sosyal çevresinin üzerinde yaratttığı stres nedeniyle, psikolojik bir tepkiyle ünlü bir satranç oyuncusu kimliğini reddetmek istemesinin rahatsızlığının ana nedeni olduğunu iddia etti. Kısa süreli bir tedaviden sonra taburcu edildiyse de, geçirdiği bu sinirsel bunalımdan sonra, bir daha hiç profesyonelce satranç oynamadı.
Yıllar sonra yapılan ropörtajlarda, çok güçlü bir hafızası olduğu ve oynadığı bütün oyunları, en ufak ayrıntısına kadar hatırladığı hayretler içinde tespit edildi.
Bu ropörtajlardan birinde, “Satranç yarışmalarını bıraktım ama, bu güzel oyuna olan sevgim hep sürdü”.

Doğduğu yer olan Merida (Meksika)’ya döndü ve 1978 yılında ölünceye kadar orada yaşadı.
Tarihe sadece bu turnuva başarılarıyla değil, ayrıca Torre Hücumu olarak adlandırılan açılışla da geçti (1.d4 Af6 2.Af3 e6 3.Fg5).
Ayrıca, 1925’de Baden-Baden’de Saemisch ile yaptığı maçta ilk kez oynadığı Meksika Savunması’nı da Torre geliştirmiştir (1.d4 Af6 2.c4 Ac6). Her ne kadar daha sonra bu savunmadan vazgeçtiyse de, günümüze kadar refüte edilememiştir.
FIDE, 1920’lerdeki benzersiz başarılarından dolayı, 1977 yılında kendisine Büyükusta ünvanı verdi. Torre, böylece Meksika’nın ilk Büyükustası ünvanını da almış oldu.

Özer Tümer

GuReL
14-03-07, 20:15
Kramnik Smyslov'u Anlatıyor

http://www.satrancokulu.com/images/stories/2006/smyslov_kramnik.jpgwww.e3e5.com (http://www.e3e5.com/) sitesinden çeviren Salih Sever KESİN VASILI
- 7. Dünya Şampiyonu Vasily Vasilevich Smyslov nasıl tanımlanabilir?

- Tam olarak tanımlamak gerekirse, ….satrançtaki gerçektir! Smyslov doğru ve net oynayan ve çok doğal stili olan bir satranççıdır. Neden Tal veya Capablanca’ daki bir ışıltı ya da gizemin dokunuşu yoktur onda? Çünkü Smyslov satrançta artistik değildir, oyun tarzında sanatsallık yoktur, şaşırtıcı değildir. Ama onun tarzı beni çekmiştir. Satrancı öğrenen çocuklara en önce onun partilerini çalışmayı öneririm. Çünkü doğru oynar; onun tarzı sanal satranç “gerçeği”ne yönelir. Her pozisyonda en güçlü hamleyi yapmaya çalışmıştır, muhtemelen çift ünlem hamle sayısı birçok diğer dünya şampiyonununkinden fazladır. Bir profesyonel olarak bu beni çok çekmiştir. Amatörlerin oyunda hatali hamlelerle de olsa inişleri ve çıkışları sevmesini anlarım. Ama saf profesyonel bakış açısıyla değerlendirdiğimizde, Smyslov ‘un yeterince değerlendirilmediği açıktır.


Oyunun bütün aşamalarına hakimdir. Oyunsonlarında müthiştir ve aslında bütün oyunu su gibi akar. Partilerini incelediğinizde sanki elin kendiliğinden oynadığı duygusunu, partinin kendi kendine aktığını hissedersiniz, sanki o, o sırada, bütün olayın dışında kahvesini içip gazetesini okumaktadır! Bir Mozart eserinin akışı gibi! Bir çaba, bir sıkıntı yoktur, tüm hamleler kolaydir, ama parlaktır. Smyslov’ da beni bu çekmiştir. Bu yüzden partilerini çok severim.

- Smyslov ve Botvinnik birbirlerine karşı üç dünya şampiyonluğu maçında yaklaşık yüz kadar maç yapmıştır. Bu oyunlar bugünkü kıstaslara göre yüksek kalitede midir?

- Evet, bunlar yüksek kalitede oyunlardır. Kesinlikle bazi hatalar vardır elbette, çünkü maçlar uzundu, ama genelde partiler çok yüksek oynanmıştır. Kaçırılan bazı noktalar olsa da, bunların partinin kalitesini çok etkilediğini söyleyemem. Ve ortalama hamle güçlülüğü çok yüksekti.

- Karşı konulamaz güç hareket ettirilemeyecek kayaya çarptı – rakiplerin kendisi maça dönüştüler, değil mi?

- Genelde eşitlerin mücadelesiydi, rakipler farkli satranç görüşlerini savunsalar da. Smyslov ‘un Dünya Şampiyonu unvanını uzun süre elinde tutamaması yazık olmuştur çünkü gerçekten sıradışı bir satranççıydı. 63 yaşındayken unvan maçı için aday finalinde oynamıştır. Bu onun oyununun kalitesini gösterir. Enerji dolu satranççılar bile, o yaşta, böyle bir seviyede oynayamaz. Bu Smyslov ‘un enerjişi, dayanımı ya da karakterinden ötürü değil satrancı derinden anladığı için o yaşta aday finallerinde oynayabildiğini gösterir. Botvinnik gücü zayıflamasina rağmen, unvanı elinde uzun süre tutmuştur. Ama Smyslov olgusu her türlü kıyaslamanın ötesindedir.

Olasılıkla, şampiyonluk unvanını elinde çok fazla tut(a)mamış olması bu unvani çok fazla istememiş olmasındandır. Vasili Vasiliyevic için bu ünvanın çok önemli olmadığını düşünüyorüm. Belirli koşullarda Smyslov 15 yıl dünya şampiyonu olabilirdi.

- Smyslov, öncülleri gibi mi oynadi?

- Hayır, o kendi satrancını oynadı. Konumsal oyunun ustasıydı ve oncüllerinden konumsal anlamda bir baş üstteydi. Aynı zamanda açılış ve taktikte de iyiydi ama sadece iyiydi. Smyslov ‘un anlaşılması zor düşunceleri yoktu ama hoş bir sağlamlığı, kesinliği vardı ve düşüncelerini tahtada sonuna kadar gerçekleştirirdi. Bu yüzden yüksek saflıftaki oyunun ilk satranççısı olarak adlandırılabilir. Bir anlamda Smyslov bu tarzın kurucusu oldu, ki bu sonradan Karpov tarafından parlak bir şekilde geliştirildi: kısa varyantların saatin işleyişindeki kesinlikle hesabına dayanan konumsal baskının aşamalı arttırılması.

GuReL
14-03-07, 20:22
IM Nevzat Süer'i Anarken

--------------------------------------------------------------------------------

Değerli satranççılar,
23 Mart 2002 Nevzat Süer'in o­nbeşinci ölüm yıl dönümüdür! Kendisini 23 Mart 1987 tarihinde altmışüç yaşındayken kaybetmiştik.

Bugün yirmili yaşlarında olan satranççılar Süer adını muhtemelen ağabeylerinden duymuşlardır. Ancak otuzbeş yaşının üzerinde bulunanlar o­nun dönemine yetişmişlerdir. Bu nesil, Nevzat Süeri daha yakından tanır ve o­nun satranç dünyamızdaki tartışmasız yerini bilir. Nevzat Süer eski Türkiye şampiyonlarından ve İlk uluslar arası ustalarımızdan biridir. Kendi olanakları ile yetmişli yıllarda ülkemizdeki muhtemelen ilk satranç dergisini çıkaran odur. 1973 yılından başlamak üzere Cumhuriyet gazetesinde satranç köşesi yazarlığı yapmıştır. Vefaatına kadar o­ndört yıl süreyle bu görevini sürdürmüştür. O dönemleri yaşayan satranççıların çoğu satranç gündemini her hafta Süerin satranç köşesinden takip etmişlerdir sanırız. analizli oyunlar, satranç dünyasından haberler, etütler ve problemler o­nun sütunlarını süslerdi. Ancak Süerin köşesinin bunların ötesinde ayrı bir sıcaklığı ve özelliği vardı! Bunun nedeni ise her hafta sütunlarına kendinden bir şeyler katması idi sanırız. Parti ve diagramları sadece kaynağından aldığı haliyle yayınlamaz, satır aralarına mutlaka kendi yorum ve emeğini katardı.

Türk satrancının gelişmesi için köşesinde bir çok uygulamaya öncülük etmişti. Örneğin, Mektupla yazışmalı turnuvalar düzenlemiş, bunların sonuçlarını ve partilerini gazetede yayınlamıştı. Yunus Emre Özbey gibi bir Türk etütçüsünü de yine o­nun gazetedeki sütunlarından tanıma fırsatı bulmuştuk. Cumhuriyet Gazetesi-Milli Eğitim Bakanlığı iş birliği ile okullar arası satranç yarışmaları düzenlenmesine ön ayak olmakla, bu günkü yaş grupları turnuvalarının bir anlamda temellerini Nevzat Süer atmıştır.

Nevzat Süerle bizim ilk irtibatımız 1981 yılında mektup yoluyla olmuştu. O zamanlar bu günkü gibi internet, elektronik posta filan yoktu elbette! Kendi aramızda oynadığımız partilerde ortaya çıkan bir konumu sormak üzere Rahmetli Süere bir mektup yazmıştık. Aslında o kadar işi gücü arasında oturup cevap yazacağını pek ummuyorduk. Aradan bir iki hafta zaman geçti bir sabah evdekiler bize bir posta geldiğini söylediler. Mektubun Gönderen bölümünde Nevzat Süer adı yer alıyordu. O anki duygularımızı ifade etmek pek kolay değil. Bizler henüz o­nyedi o­nsekiz yaşlarında bir kaç yıldır satrançla ilgilenen fazlasıyla amatör iki gençtik. Türk satrancının Duayyeni Nevzat Süer bizim mektubumuza yanıt veriyordu. Bir hayli heyecanlandık. Gurur ve mutluluk içinde mektubu açtık. Nevzat Süer satranca olan sevgimiz ve ilgimiz dolayısıyla bizleri tebrik ediyor ve çalışmalarımızın devamını diliyordu. Daha sonrada gönderdiğimiz konumu analiz edip, hatalı hamlelerimizi son derece yumuşak ve tatlı bir uslup ile düzeltiyordu. Bu yazışmadan sonra kendisine daima hocam diye hitap ettik. Zaten satrancı öğrenirken bizim iki hocamız olmuştu. Bunların ilki (Satrancın Esasları) kitabından ötürü Capablanca, diğeri ise her hafta adeta ders verir gibi devam ettirdiği köşesi nedeniyle Nevzat Süerdir. O zamanlarda satrançla ilgili kitap yada başka bir Türkçe kaynak bulmak hemen hemen mümkün değildi. Süerin gazetedeki köşesi bu anlamda çok önemli bir boşluğu doldurmaktaydı.

Nevzat hocayla yüzyüze ilk karşılaşmamız 1983 yılında Istanbul Satranç Derneğinde düzenlenen türkiye Gençler Şampiyonasında oldu. Nevzat bey giriş katındaki derneğin belirli bir bölümünde sanırız sürekli olarak oturmayı adet edindiği yerde bulunuyordu. Turnuva sırasında yanına gidip o­nunla tanıştık. Son derece bey efendi, yavaş sesle ve tane tane konuşan bir insandı. Bu ilk karşılaşmamızda bize teşvik edici güzel bir kaç söz söyledi. Vatan Ağabeyin getirdiği çaylar eşliğinde Üstatla güzel bir sohbet yapma fırsatını bulduk.

Nevzat hoca gerçek bir Istanbul bey efendisi olmanın yanı sıra mütevazi ve iyi bir insandı. Satranççılığının yanında iyi bir kemancı, piyanist ve orkestra şefi olduğunu ancak ölümünden sonra gazetede yayınlanan yazıdan öğrendik. Mektupla ve yüzyüze görüşmelerimizde o­na müzikten söz açmamıza karşın kendi müzisyenliğinden hiç bir zaman söz etmemişti.

Nevzat hocanın sağlığında satranç derneğinde yapılan anı turnuvalarında (özellikle Musa Tebi) adına düzenlenen (Tebi Anı Turnuvasında) belirli bir hüzün duyardık. Ama Süerin kaybından sonra o­nun adına tertip edilen anı turnuvasında duyduğumuz hüzün gerçekten bir hayli fazla oldu. Çünkü bu değerli insanı, gerçek satranç severi ve ustayı artık kalplerimize ve anılara gömdüğümüzü bu anı turnuvası adeta tesçil ediyordu. o­nu bizzat tanımış olmak hüznümüzü arttıran bir nedendi elbette! Ne yazıkki yaşadığımız dünyada her şey geçici. Her şeyin bir sonu var. Ama önemli olan her halde iyi bir iz bırakabilmek. Bir şeyler yaptıktan sonra gitmek. Nevzat süer de bunu başarmış insanlardan birisiydi.

Mekanında rahat uyu Nevzat Hoca! Rahat uyu çünki Senin de tohumlarına katkıda bulunduğun Türk satrancı kalkınma yolunda. Artık eskisine göre çok daha fazla ve güçlü genç satranççılarımız var. Bir çok satranç hocası okullarda çocuk ve gençlerimize satrancı sevdirmek ve öğretmek için çaba sarf ediyorlar. Umarız bu çabalar yakın bir zamanda meyvelerini vermeğe başlayacak. Hatta başladı bile! Gelecekte yeni Nevzat Süerler yetişecek.

Saygılarımızla

Selim ve Kerim ALTINOK