PDA

Tüm Versiyonu Göster : Çocuk Sağlığı...


GuReL
13-03-07, 19:23
Bebeklerimiz.........

http://www.pixhost.eu/share/2007-03-12/03rn7.jpg (http://www.pixhost.eu/show_big.php?id=162001)
http://www.pixhost.eu/share/2007-03-12/01tb3_701.jpg (http://www.pixhost.eu/show_big.php?id=162003)

GuReL
14-03-07, 01:09
ANI BEBEK OLUMU SENDROMU


Ani bebek ölümü sendromu (ABÖS), 1 yaşından küçük bebeklerin bilinmeyen nedenlerle aniden ölmelerini tanımlayan bir terimdir. Ani bebek ölümü sendromu (beşik ölümü olarak da bilinir) gelişmiş ülkelerde 1-12 aylık bebekler arasında en sık görülen ölüm nedenidir.

Birkaç tıbbi araştırmada, bu sendromla ilişkili biyolojik ve çevresel risk etmenlerinin belirlenmiş olmasına karşın gerçek nedenle ilgili kesin bilgi yoktur. Dünya çapında yapılan birçok çalışmada yüzükoyun (karnının üstüne) yatırılan çocukların yüksek risk altında oldukları gösterildi. Bebeklerin yatırılma pozisyonu ülkeler arasında farklılık gösteriyor; ABD deki bebekler on yıl önce çoğunlukla yüzükoyun yatırılıyordu. Daha sonra bazı ülkelerde olduğu gibi ABD de de annebabalar, sağlıklı bebeklerin sırtüstü yatırılması için teşvik edilmeye başlandı.

Bir çalışmada ABD de yüzükoyun yatırılan bebeklerin oranının 1992 yılında %70 olduğu, ancak 1996 yılında %24 e düştüğü saptandı. Aynı süre içinde ani bebek ölümü sendromu yaklaşık %38 azaldı. Diğer bir çalışmada, düşük gelir düzeyine sahip, Afrika kökenli Amerikalı annelerin bebeklerini yüzükoyun yatırma olasılığının daha fazla olduğu belirlendi. Araştırmacılara göre, doğumdan sonra bebeğinin hastanede yüzükoyun yatırıldığını gören annelerin %93 ü evde de aynı pozisyonda yatırıyor.

Ani Bebek Ölümü Sendromuna İlişkin Risk Faktörleri:

Ani bebek ölümü sendromunu olasılığını artıran faktörler

- Yüzükoyun uyuyan bebekler

- Sigara dumanına maruz kalan bebekler

- Anneleri gebelik döneminde sigara içenler

- Anneleri ilk hamileliği sırasında 20 yaşından küçük olanlar

- Anneleri doğum öncesi sağlık bakımı için hiç başvurmayanlar ya da geç başvuranlar

- Erken doğan ya da düşük doğum ağırlıklı bebekler

- Kış aylarında doğanlar

- Erkek bebekler

Risk Azaltmanın Yolları:

Ani bebek ölümü sendromunu önlemenin güvenli bir yolu olmamasına karşın, riski azaltabilecek önlemler şunlardır:

- Dogum öncesi bakiminizi iyi yapin, hamilelik esnasinda rutin doktor kontrollerinizi aksatmayin, beslenmenize dikkat edin.

- Bebeginizi mümkün oldugunca anne sütüyle besleyin.

- Çarsafi gergin ve temiz, çarsaf kivrimlari da sikica kapali olsun.

- Bebekleri sırtüstü ve sert zeminde yatirin.

- Bebeğinizin odasında sigara içmeyin

- Bebeginizi karyolanin alt ucuna yatirin.

- Uykuda bebeginizin basini örtmeyin.

- Yatagina silte, oyuncak vs. koymayin.

- Bebeğin altına yastık ya da battaniye gibi yumuşak malzemeler yerleştirmeyin

- Bebeği çok sıcak ortamda bulundurmayın (giydirerek, örterek ya da aşırı sıcak bir odada yatırmayın)

- Rutin kontrolleri ve aşıları yaptırın, olagandisi belirtiler gördügünüzde mutlaka doktora danisin.

- Hafif bir hastalıktan sonra bile bebeği birkaç gün yakından gözlemleyin

- Bebeğinizin bulunduğu odayı sık sık havalandırın.

GuReL
14-03-07, 01:12
AORT STENOZU


Kanın kalpten çıkıp aorta girdiği kapağın daralması ile karakterize olan aort stenozu erkek bebeklerde daha sık rastlanan bir kusur olup kalp oluşum anomalisi vakalarının yüzde 5 ini oluşturmaktadır.

ileri derecede stenoz genellikle erken bebeklik dönemi sırasında tespit edilmektedir.

Ancak çoğu çocukta herhangi bir semptom görülmez ve sorunun varlığı ancak, doktorun bir kalp üfürümü işittiği rutin bir muayene sırasında anlaşılır.

İleri derecede stenoz vakalarında ameliyat gereklidir. Hafif ya da orta derecede stenoz bulunan çocukların, tıkanma derecesinin ilerleme olasılığı söz konusu olduğu için, sürekli tıbbi bakım altında bulundurulmaları gerekir.

GuReL
14-03-07, 01:15
APGAR TESTI


Apgar testi, doğumdan 1 dakika sonra uygulanan ve 5 dakikalık aralarla tekrarlanan, bebeğin genel sağlık durumunu değerlendirmek amacıyla yapılan bir testtir. Apgar testi sonucunda elde edilen skor, bebeğin soluk alıp vermesine ilişkin olarak herhangi bir acil tedbir alınıp alınmayacağının da göstergesidir. Test, şu konularda yapılır:

Kalp atışı, solunum yeterliği, kas yapısı, burun deliğine konan içi boş bir tüpe (kateter) tepki ve cilt rengi.

10 puanlık bir skor bebeğin mümkün olabilecek en iyi durumda olduğunu gösterir. Bu durumda, kalp atışı dakikada 100 den fazladır; bebek iyi soluk alıp vermekte ve ağlamaktadır; aktiftir, burun deliklerinden birine kateter sokulduğunda hapşırır ve öksürür; cilt rengi, elleri ve ayakları da dahil olmak üzere, tamamen pembedir.

Skorun 0 ila 4 arasında gerçekleşmesi durumunda bebeğin kalp atışı yavaştır ya da az duyulur ve cilt rengi, soluk ya da mavidir; refleks tepkisi yoktur ya da hafiftir.

Çoğu bebekler 7 ila 9 puan arasında bir skor ortaya koyarlar ve soluk almalarını engeleyen mukozanın temizlenmesinden başka bir müdahale gerektirmezler.

Doğumdan sonraki birinci dakikada 4 ya da daha az puan içeren bir skor kaydedilen bebekler soluk alıp vermelerini sağlamak için acil yardıma gereksinim duyarlar. Bu test sonuçlarından daha ileri düzeyde sonuçlar çıkarılamaz: Apgar testi skoru, çocuğun gelecekteki gelişme ve zekâsının bir göstergesi olamaz.

GuReL
14-03-07, 01:17
ASI TAKVIMI (SAGLIK BAKANLIGI)

Normal Aşı Takvimi

2. ayda BCG, Difteri, Boğmaca, Tetanos, (DBT)+Çocuk felci (OPV)

3. ayda DBT+OPV + Hepatit B (HBV)

4. ayda DBT+OPV+Hepatit B

9. ayda Kızamık +Hepatit B

16-24. ayda DBT+OPV

İlkokul 1. Sınıf DT+OPV +BCG +Kızamık

İlkokul 5. Sınıf Tetanos

Lise 1. Sınıf Tetanos


Erişkin Tetanos (yaşam boyu 10 yıl aralarla)


Gebelere ilk izlemde 1 doz, 4 hafta sonra ikinci doz tetanoz aşısı

Gebelikte Tetanos (aşılanma durumuna göre gerekiyorsa 1 doz veya 2 doz)


Aşılanma durumu kesin bilinmeyen çocuklar

7 yaştan küçük

İlk karşılaşma DBT+OPV+HBV+BCG+Kızamık (9 aylıktan büyük ise)

1 ay sonra DBT+OPV+HBV

2 ay sonra DBT+OPV

8 ay sonra DBT+OPV+HBV

4-6 yaş DBT+OPV+Kızamık+BCG


7 yaştan büyük

İlk karşılaşma Tetanoz+HBV+OPV+Kızamık

2 ay sonra HBV+OPV+Tetanoz

8 ay sonra HBV+OPV+Tetanoz

GuReL
14-03-07, 01:17
ATES (YENIDOGANDA)


Ateş genelde vücudun herhangi bir enfeksiyona tepkisidir. Yeni doğmuş bebeklerde ateş ayrıca vücudun su kaybetmesi ya da sıcak iklimlerde bebeğin sıcakta fazla kalması dolayısıyla da ortaya çıkar.

Tüm bunlara bakılmaksızın, rektuma (makata) sokulan bir termometre vasıtasıyla bebeğin ateşinin 38° C olarak ölçülmesi durumunda doktorunuza başvurmanız gerekir. Bebekte herhangi bir ateş ciddi bir durumdur ve nedeni araştırılmalıdır.

Bebeğinizin ateşini ne zaman ölçmelisiniz? Bebeğinize dokunduğunuzda sıcaklık hissediyor musunuz? Onu öptüğünüzde alnı sizin dudaklarınızdan daha mı sıcak? Bebeğiniz normalden farklı şekilde huysuz ya da sessiz mi? Bebeğinizin uyku ritmi birdenbire değişti mi? Bebek kusuyor mu ya da ishal mi? Göğsü tıkanık gibi mi? Bebek artık altını ıslatmıyor mu? Bu sorulardan herhangi birine "evet" diye cevap verdiyseniz ya da sezgileriniz yanlış giden bir şey olduğunu söylüyorsa, bebeğinizin vücud ısısını bir termometre ile ölçün.

Bebeğin vücut ısısı, rektuma sokulan bir termometre ile alınır. Bunun için özel bir rektal termometreye (uç kısmı yuvarlatılmış) gereksinim vardır. Ayrıca, termometrenin kolayca girebilmesi için uç kısmı bir miktar vazelin ya da kremle yağlanmalıdır.

Termometreyi anüsten rektuma yaklaşık 2.5 cm. kadar sokun ve birkaç dakika bekleyin. Kesinlikle, termometreyi rektumda bırakarak bebeğin yanından ayrılmayın, bebeğin ani bir kıvranması ya da hareket etmesi nedeniyle termometre daha derine kayabilir ve rektumda bir yaralanmaya neden olabilir. Bebeklerin vücut ısıları değişiklikler gösterebilir. Vücut ısıları genellikle sabahları daha azdır ve öğleden sonra veya akşama doğru gittikçe artar. Bebeğinizin vücut ısısı 38°C den daha az olduğu sürece ateşi yok demektir.

Bununla beraber, eğer vücut ısısı 38°C in üstünde ise, başka hiçbir hastalık belirtisi ya da işareti olmasa bile derhal doktorunuza danışmanız gereklidir. Doktorunuz bebeği muayene etmek isteyebilir. Doktorların, hafif ateşten başka hiçbir hastalık belirtisi olmadığı halde bir bebeğin hastaneye yatırılmasını istediği durumlar ender değildir. Bunun nedeni yalnızca zararsız bir virüs olabilir; ancak, yeni doğmuş bebeklerin yüzde 10 unun bir aylık olana kadar çeşitli enfeksiyonlara maruz kalabileceğini bilen doktorlar, menenjit gibi ciddi bir hastalık olasılığını ortadan kaldırmak için bebeğin hastanede kalmasını isteyebilirler.

Çoğu doktor ateş düşürücü olarak asetaminofen verir. Bununla beraber, eğer doktor tarafından tavsiye edilmemişse, yeni doğmuş bebeğinize kesinlikle herhangi bir ilaç vermeyiniz.

GuReL
14-03-07, 01:19
ATES (COCUKLARDA)


Ateş nedir, neden yükselir, ne zaman normalin üstünde kabul edilir, nasıl düşürülür?

Çocuklarda ateşle beraber nefas alma ya da yutkunma güçlüğü, kusma ya da ishal varsa,doktora gidilmesi öneriliyor. www.ates.gen.tr sitesi çocuklardaki ateş konusunda ayrıntılı bilgiler veriyor.

Ateş (pirezis) kelimesinin kökeninin Perikles’e dayandığı bilinmektedir. Perikles (M.Ö. 495-429) döneminde yaşamış Yunanlı bir filozoftur. Perikles döneminde hekimler bir takım enfeksiyonları ateş tipi ile tanımlıyorlardı. Ateş bir hastalık değildir. Bir enfeksiyon, bir ödem, bir doku hasarı, aşı gibi nedenlerle vücut ısısını düzenleyen termoregülatör merkezdeki dengenin bozulmasıdır. Çocuğun kulaktan veya ağızdan ölçülen ateşi 36-36,8 ise bu normal ateştir.

YÜKSEK ATEŞ NEDİR?

Rektal: 38, koltukaltı: 37, oral: 37,5 olarak ölçülen ateş yüksek ateştir. Yüksek ateş küçük çocuklarda havaleye neden olabilmektedir. Ayrıca ateş miyokard fonksiyonlarını olumsuz etkiliyebilmektedir.

Çevresel faktörlerin (çevre ısısının artması, çeşitli metabolik hastalıklar, bazı ilaçlar) ısıyı artırmasına “hipetermi” denir. Ateşi yükselen kişi üşüdüğünü, oysa hipertermik kişi ise vücudunun ısındığını hisseder.

ATEŞ NEDEN YÜKSELİR?

Ateşe neden olabilecek mikroorganizma (bakteri veya virus) vücuda girer. Bu mikroorganizmalar pirojen adı verilen çeşitli maddeler salgılarlar.

Vücut da cevap olarak endojen adı verilen maddeler salgılar. Vücudun ısısını dengede tutan termoregulatör bölge harekete geçer. Vücudun çeşitli organlarında (akciğer, beyin,vb) bulunan yağ asidi ve türevlerinden oluşan bileşikler sentezlenir. Bunun sonucunda ateş oluşur.

ATEŞLİ ÇOCUKLARDAKİ ACİL DURUMLAR

Ateşli çocukta aşağıdaki belirtilerden bir veya bir kaç tanesi varsa zaman kaybetmeden bir doktora gidilmesi gerekiyor.

Özellikle 2 aydan küçük çocuklarda görülen ateşde,

40 derecenin üstündeki ateşde,

Uyku eğilimi varsa,

Cildinde mor döküntüler oluşuyorsa,

Zor nefes alıyorsa,

Yutkunma güçlüğü varsa,

Geçmişinde havale geçirdiyse,

Boyunda katılık varsa,

Devamlı kusma, diyare varsa.

ATEŞ NASIL DÜŞÜRÜLÜR?

Çocuk ateşlendiğinde alınacak temel bazı önlemler şöyle sıralanabilir:

Giysilerini çıkartmak.

Ilık suyla banyo yaptırmak veya ıslak bezlerle vücut ateşini düşürüp sık sık ölçümlerle ateşin seyrini izlemek.

Yüksek ateşde normalinden daha fazla sıvı ihtiyacı olduğu için bol sıvı almasını sağlamak.

Ateşi oluşturan sebebin ne olduğunun tesbit ve tedavisi için doktora başvurmak.

Çocuk ateşlendiğinde yapılmaması gerekenlerse şöyle:

Üşüyebilir diyerek giysilerini çıkartmamak.

Aşırı dozda ateş düşürücü kullanmak.

12 yaş altındaki çocuklarda aspirin kullanmak.

GuReL
14-03-07, 01:22
ALTINI ISLATMA (COCUKLARDA)


Geceleri altını ıslatan çocuklar psikolojik olarak içe dönük ve eziklik hissine kapılırken, bu sorun ailelere bıkkınlık veriyor. Yatağını ıslatan çocuğun kişilik gelişimi olumsuz etkileniyor. Çocuk bunu bir sır gibi saklıyor, arkadaş evinde kalamıyor, yaz kampları, okul gezileri, spor turnuvalarına katılamıyor ve ülkemizdeki her 7 çocuktan birisi geceleri yatağını ıslatıyor.

Çocuklarda gece işemeleri konusunda bugüne kadar sayısız araştırmaları bulunan Danimarka Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Norgaard dün ülkemize bir ziyarette bulundu. Çocuklarda uykuda işeme durumunun 2-3 yaşlarına kadar normal olduğunu, ondan sonra gece işemelerinin mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini ve bu durumun çocukların kendilerine olan güvenlerini azalttığını söyledi;" Yaptığımız araştırmalar çocuklardaki bu rahatsızlığın psikolojik herhangi bir yönünün bulunmadığını, tamamiyle fizyolojik bir rahatsızlık olduğunu gösteriyor. Çocuklarda "ADH" adı verilen bir tür su tutucu hormon, geceleri gündüze nazaran iki misli seviyeye çıkar. Bu da idrar kesesinde biriken sıvı miktarını azaltır. Ancak çocukta bu hormon eksik olduğunda çocuk idrarını kontrol edemez ve gece tam işeme yapar. Çoğu aile bunu bilmiyor, çocuğun sorununu psikolojik zannediyor, halbuki basit bir ilaç tedavisi ile sorun kolayca hallolur" dedi.

Ülkemizde ilkokul çağındaki 7 çocuktan birisi "enüretik" yani geceleri altı işiyor. Bazen bu durum yetişkin çağı dediğimiz 17-18 yaşlarına kadar devam edebiliyor. Yine araştırmalar daha çok erkek çocukların gece altlarına işediğini gösteriyor. Burundan günde 1 kez kullanılan sprey ise, hormon eksikliğine bağlı gece işeme sorunu olan çocuklara çare oluyor. 6 ay düzenli olarak kullanılması tavsiye ediliyor, ilk kullanımından itibaren yatak kuruluğunu sağlıyor.

GuReL
14-03-07, 01:22
ANNE BABANIN DEPRESYONU COCUGA GECIYOR


Anne ve babanın yaratacağı huzurlu ortam çocuğun gelişmesinde beslenme kadar önemli...

Amerikalı bilim adamları, depresyonun, anne ve babadan çocuklara geçebildiğini belirlediler.

Massachusetts hastanesinde yapılan araştırmada, 380 çocuk denek olarak ele alındı. Araştırmada, anne veya babası depresyon içinde olan çocuklarda aynı sorun, diğer çocuklara göre dokuz kez daha fazla bulundu.

Sonuçları American Journal of Psychiatry dergisinde yayımlanan araştırmanın, hastalıkla ilgili klinik tedavisi konusunda doktorlara yeni ipuçları verdiği belirtildi.

GuReL
14-03-07, 01:24
ANNE BABAYLA YATAN ÇOCUKLAR


Anne ve babasıyla birlikte yatan çocukların ileriki yaşamlarında sanıldığı gibi psikolojik sorun yaşamadığı bildirildi.


ABDde yapılan bir araştırma, birlikte uyumanın sağlıklı olduğunu ve çocuğun gelişimi üzerinde uzun süreli etkisi bulunmadığını ortaya koydu.


California Üniversitesinden Dr. Paul Okami, öncelikle ailelerden çocuklarının uyku planını sunmalarını istediklerini, buna göre, ailelerin yüzde 35inin bebekleri 5 aylıkken aralıklı olarak kendileriyle uyumasına izin verirken, yüzde 9unun sürekli birlikte uyuduklarını söyledi.


Okami, çocuklar 5 yaşına gelinceye kadar bu oranın yüzde 6ya düştüğünü, 6 yaşında ise sadece yüzde 3 olduğunu belirtti.


YALNIZ UYUYANLARDAN HİÇ FARKLARI YOK


Araştırmacılar, 5 aylık oluncaya kadar ailesiyle birlikte uyuyan çocukların 2 ya da 3 yaşına geldiğinde yalnız uyuyan çocuklardan hiç farkı olmadığını, birlikte uyumanın uyku bozukluğuna yol açmadığını saptadı.


Aynı şekilde bu çocukların 6 yaşına geldiğinde duygusal farklılık ya da davranış farklılığı ortaya koymadığı belirlendi. Araştırmacılar, ayrıca bu çocukların, birlikte uyumaya karşı olanların ortaya attığı akıllarında seksten başka birşey olmuyor görüşünün yanlış olduğunu da kaydetti.


VAROLAN ENDİŞELER YERSİZ


Araştırmaya konu olan çocukların, 18 yaşına geldiklerinde yeniden incelendiğini ifade eden araştırmacılar, çocukların bu yaşta da yalnız uyuyan çocuklardan çok önemli bir farklılık göstermediğini belirtti. Her iki grubun da aileleriyle ve yetişkinlerle aynı şekilde ilişki kurabildiği kaydedildi.


Doktorlar, araştırmada birlikte uyumayla tütün, alkol ve uyuşturucu kullanımı arasında bir bağ da bulamadı.


Dr. Okami, Developmental and Behavioral Pediatricsde çıkan makalede araştırmaların birlikte uyumayla ilgli endişelerin yersiz olduğunu gösterdiğini söyledi.

GuReL
14-03-07, 01:24
ANTIBIYOTIGE BAGLI ISHAL


Antibiyotikler, özellikle clindamisin, ampisiun cephalosprin, aminoglikoside bağırsak zarı şişmesine neden olarak ishal yapabilir. Antibiyotik kökenli ishal oldukça yaygındır. Clindamisin kullananların %25i ve ampicillin kullananların %10 u ishal olmaktadır. Antibiyotikle bağlantılı ishalin en ciddi şekli (pseudo-memrenous colitis) denilen ve antibiyotiğin büyük abdestin oluşum ortamını değiştirmesinden dolayı bazı bakterilerin gelişmesini sağladığı durumdur. Bu da kolonda enflamasyon yapar. Tipik olarak ishal belirtisi antibiyotik alınmasından 4-10 gün sonra ortaya çıkar. Fakat antibiyotiğin kesilmesinden sonra belirtilerin %25i ortadan kalkar.

Teşhis

Antibiyotik uygulaması sırasında veya birkaç hafta sonra görülen ishal, karın krampları ve ateş en tipik belirtilerdir.

Doktorunuz ishalin antibiyotik kullanımına bağlı olduğundan şüphe ederse, büyük abdestin mikroskop muayenesini yaptırır. Buna bağlı kolitlerde, clostriduim diffıcile adlı bir organizma bulunur.

Antibiyotik kesildikten sonra çoğu kişinin rahatsızlığı geçer. Bazılarında ise ishal ve susuzluk devam eder. Başka kişilerde ise pseudo-membranous kolit ömür boyu sürebilir.

Tedavi

Doktorunuz ishale neden olduğunu düşündüğü herhangi bir antibiyotiği derhal keser. Belirtiler hafifse, doktorunuz cholestyramine tavsiye eder. Bu ilaç clostriduim difficile organizmasını yok eder. Daha ciddi durumlarla vancomycin veya metronidazole kullanılabilir. Hastalık tekrarlayabilir ve birkaç tertip daha ilaç gerekebilir.

GuReL
14-03-07, 01:26
ASITLI ICECEKLER VE COCUKLAR


Asitli içeceklerin hiçbir besleyici özellik taşımadığını belirten uzmanlar, ailelerin süt ve meyve suyu tüketimini özendirmesini istiyor.

Gençlerin severek tükettikleri asitli içeceklerin şişmanlığa neden olduğu bildiriliyor. Uzmanlar, gençlerin besleyici özellikleri olmayan asitli içecekler yerine, süt ve meyve suyu tüketimine özendirilmeleri için aileleri uyarıyor.

Mayo Clinic Beslenme Direktörü Dr. Jennifer K. Nelson, kilo alımında yenen gıda miktarı kadar alınan kalorilerin de önemli olduğuna dikkat çekiyor. Boş kaloriler içeren "soft" içeceklerin tüketiciler için ek şeker kaynağı olduğuna dikkat çeken Nelson, şu uyarılarda bulunuyor:

"Bu ek kaloriler çeşitli aktiviteler ile yakılmadığı takdirde, bir yılda kızlarda 7, erkeklerde ise 12 istenmeyen kiloya neden olur. Asitli içeceklerin diğer bir zararı da açlık hissini gidermemesi ve kişileri başka şeyler yemeye yöneltmesidir, bu da elbette alınan yeni kaloriler anlamına gelir. Aileler de çocukların yiyecek miktarı ve kalitesine dikkat etmeli, bu içecekler yerine sağlık için yararlı besinler içeren süt ve meyve suyu tüketimi konusunda çocukları uyarmalıdır."

GuReL
14-03-07, 01:26
BAL 6 AYDAN ÖNCE ZARARLI OLABİLİR


Baldaki bazı toksin maddelerin, bebekler için tehlikeli olabileceği bildirildi. Annelere, bebeklerine ilk 6 ay, anne sütünden başka yiyecek vermemeleri tavsiye edilen açıklamada, annelerin, doğal bir besin olan balı, besleyici olduğu için bebeklerine 6 aydan önce, süte ya da başka besinlere karıştırarak yedirdiklerine dikkati çeken Doç. Dr. Özkan, baldaki bazı toksin maddelerin, bebekler için tehlikeli olabileceğinin altını çizdi. Baldaki toksin madde oranının yetişkinler için önemli olmadığını, ancak bebekler için tehlikeli sonuçlar doğurabildiğini kaydeden Doç. Dr. Özkan, şunları söyledi:


ALERJİ VE ASTIM RİSKİ


“ Bebeklerin bağışıklık sistemleri zayıf ve bağırsakları olgunlaşmamış olduğundan, 6 aya kadar alerjik maddelerin bağırsaklardan emilerek kana karışma olasılığı oluyor. 6 aylıktan önce, süte ya da başka besine karıştırılarak da olsa, kesinlikle bebeklere bal yedirilmemeli. Bal gibi alerjen maddelerin, bünyedeki aşırı duyarlılığı tetiklemesi ve ileri yaşlarda bu besine karşı alerji ve astım gibi hastalıklara zemin hazırlayabilmesi mümkündür.”


Anne ya da babanın polen ya da başka alerjik hastalığının bulunması halinde, balın bebeklere yedirilmesi konusunda çok daha hassas olunması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Özkan, “ ailede, alerjik hastalık varsa, 1 yaşından önce bebeklere kesinlikle bal yedirilmemeli” dedi.


RAFADAN YUMURTANIN BEYAZ KISMI


Büyüklerlerde alerji oluşturmayan ve vücudun ihtiyacı olan büyük moleküllü besinlerin çocuklar için alerji nedeni olabildiğini vurgulayan Doç. Dr. Özkan, bal dışında özellikle rafadan pişirilmiş yumurtanın beyaz kısmının da alerjik özelliği olduğuna dikkati çekti. Yumurtanın bu özelliğini, pişirme ve çocuğa veriliş oranına göre ortadan kaldırmanın mümkün olduğunu kaydeden Doç. Dr. Özkan, yumurta gibi protein kaynağı olan doğal bir besinden çocuğu mahrum etmemek için 6 ay sonrası katı olarak, fındık büyüklüğünden başlayıp, alıştırarak verilmesi gerektiğini ifade etti. Doç. Dr. Özkan, annelere seslenerek, “ Beslenmede çok önemli yeri olan bal ve yumurta gibi besinlerden çocuğunuzu yaşam boyu mahrum etmek istemiyorsanız, bu tarz besinleri, bir uzmana başvurarak ve belli bir yaştan sonra az az alıştırarak verin” dedi.

GuReL
14-03-07, 01:27
BARSAK TIKANMASI (YENIDOGAN)


Barsak tıkanması takriben 1500 çocuktan 1 inde meydana gelir. Tıkanma barsaklarm herhangi bir yerinde olabilir.

Eğer tıkanma mideye yakınsa en belirgin semptom, beslenme kesilse bile inatçı olmaya eğilimli nitelikte bir kusmadır.

Barsak tıkanması daha aşağıda olan bebeklerde, her ne kadar daha sonra kusma meydana gelse de ilk dikkati çeken genellikle şişkin bir karın bölgesidir. Safralı kusmuk daima doktorunuz tarafından incelenmelidir.

Barsak tıkanması olan bir bebek genel olarak altını kirletmez, fakat mekonyum dışkısı, eğer tıkanma mideye yakın bir bölgede ise bebeğin doğduğu ilk gün dışarı çıkabilir.

Tıkanma tam ya da kısmi olabilir. Eğer bebeğin kısmi bir tıkanması varsa, semptomlar hemen ortaya çıkmayabilir.

Doktorunuzun bebeğinizde barsak tıkanmasından kuşkulanması durumunda karın bölgesinin röntgeni çekilecektir.

Tedavi tıkanıklığın cinsine bağlı olarak değişir. Tam bir tıkanıklık, ağır komplikasyonları önlemek için acilen ameliyat gerektirir. Her ne kadar kısmi tıkanıklığı olan bir bebek haftalarca sağ kalabilir ise de kısmi tıkanıklık için de çoğunlukla bir ameliyat gereklidir.

Kimi çok küçük tıkanıklıklar ameliyat gerektirmeyebilir.

Teşhis çabuk konduğunda ve uygun tedaviye başlandığında, çoğu bebekler ameliyata iyi tolerans gösterirler ve tamamıyla iyileşirler.

GuReL
14-03-07, 01:28
BEBEĞİNİZE 7 GÜNDE UYUMAYI ÖĞRETİN


Bebeğiniz doğduğu andan itibaren onun için her şeyin en iyisini istiyorsunuz. Belki de bu yüzden ilk günlerde geçirdiğiniz uykusuz geceler sizin için hiç önemli değil. Peki bu tempoya ne kadar dayanacaksınız! Haftalar hatta aylar boyu gecenin bir yarısında tatlı uykunuzdan uyanmak hiç hoş olmasa gerek. Geceleri arada bir eşinizden yardım isteyecek oluyorsunuz ama o yorganı başına çekip daha derin bir uykuya dalıyor. Bir gün olsun yataktan dinlenmiş ve kendinizi iyi hissederek kalkmanın nasıl bir his olduğunu unuttunuz artık!


Evet, benim durumum tıpatıp bu anlatılanlara uyuyor diyorsanız size iyi bir haberimiz var. Bebekler onlara izin verildiği takdirde 3-4 ay arasında kendiliğinden uyuma alışkanlığı kazanıyor. Tabii bu söylenen, siz onu yıllarca sürecek yanlış bir uyku düzenine alıştırmazsanız geçerli. Hele ki bebeğiniz 6 aylıksa ve siz hala gece kuşu olmayı sürdürüyorsanız burada bahsedecegimiz programı hemen uygulamaya başlayın. Çünkü 7 günde düzenli uykuyu garanti ediyoruz. Bizden söylemesi...


1. GÜN


Yeni Bir Düzen Kurun


Uzun saatler süren öğle uykusu nedeniyle birçok bebeğin günü ve gecesi birbirine karışıyor. Böylece bebek uykuda olması gereken bir saatte oyun oynamayı tercih ediyor. Şimdi bu durumu düzeltmenin zamanı geldi! Son araştırmalar bebeklerin gece ile gündüzü ayırt edebildiğini ortaya koyuyor. Bunun için ona gerekli ipuçlarını vermeniz yeterli.


Yarından başlayarak onu sabah erkenden kaldırın ve her gün aynı saatte uyandırmaya özen gösterin. Yatağını pencerenin yakınına koyun ve perdeleri aralık bırakın. Gün ışığı onun uyanmasına yardımcı olacaktır. Öğle uykusuna yatırdığınız zaman bile hava kararmadan önce onu uyandırın. Böylece gün ışığında uyanması gerektiğini, gece ise uyuması gerektiğini anlayacaktır. Bebeğinizi akşamları da aynı saatte yatağına yatırın. Gerekirse loş ışıkta ona kitap okuyun veya şarkı söyleyin.


2. GÜN


Uygulamaya Devam


Dün başladığınız rutin programa devam edin. Hemen pes etmeyin. Geceleri karnı acıktığı için ağlamaya devam edebileceğini unutmayın. Onu emzirmek ya da beslemek zorunda kalıdığınızda bunu hafif karanlık bir ortamda yapın. Özellikle geceleri bebeğinizi nelerin rahatlattığını iyi gözlemleyin. Ilık banyonun bir çocuk için sakinleştirici, bir başkası içinse tam tersi olabileceğini aklınızdan çıkarmayın. Gece yatırdığınızda müzik dlinletmek gibi rutin alışkanlıklar kazandırın.


3. GÜN


Ağlama Başlıyor


Ağlamak çocukların en büyük silahı! Anne ve babaların da dayanamadığı bir durum. Ancak, sabırlı olun ve kendi kendinize şunu mırıldanın: “Sonuç uyku olacak!” Onu uyutmaya çalışırken ağlaması karşısında endişelenmeyin. Bırakın koyduğunuz uyku kurallarına alışsın. Program değişiklikleri 6 aylıktan küçük çocukları çok daha fazla üzüyor. Bebeğiniz en fazla 15-20 dakika ağlar ama kötü uyku alışkanlığı yıllarca sürebiliyor. Unutmayın ki bu çocuğunuzla sizin aranızdaki bir savaş. Onunla ilgilenmeyin ama kendi merakınızı gidermek için 5-10 dakikada bir kapı aralığından onu kontrol edin. Susması için ışıkları açmayın, yataktan çıkarmayın ya da biberon vermeyin, aksi takdirde ertesi gece de dakikalarca ağlayacağından emin olun.


4. GÜN


Ağlama Savaşı Sürüyor


Geçen gece oldukça uzun sürdü değil mi? Bu gece biraz daha rahat geçecek. Ama bilin ki o yine de ağlamaya devam edecek. Ancak, bu kez daha kısa sürecek, bize inanın. Bunun için kurallarınızın kesin olduğunu ona ispatlamanız gerekiyor. Sabırlı davranmaya devam edin. Ona karşı yumuşak olduğunuz hissini uyandırmayın. Yoksa geçen geceye göre 2 kat daha fazla ağlayacaktır. Sakın ona bu kozu vermeyin.


5. GÜN


Bebeğiniz Sakinleşiyor


Bebeklerin çoğu 3-5 gün içersinde bu programa alışıyor. Dolayısıyla, bu gece belki de şanslı geceniz! 5 dakikada bir onu kontrol etmeyin, en az 15 dakika aralıklarla odasına uğrayın. Bazı bebekler odaya sık sık girilmesinden rahatsız oluyor. Bu nedenle kapı aralığından onu izleyin. Hem unutmayın ki bu gece daha az ağlıyor.


Uyku problemlerinin arasında sıkça rastlananların başında gece emzirmesi ve alt değiştirme geliyor. Tabii ki size bunları yapmayın demiyoruz ama mümkün olduğunca kısa ve sessiz olmasına özen gösterin. Altını değiştirirken bile kesinlikle ışıkları açmayın. Gereginden çok emzirmeyin. Böylece hem onu rahatsız etmemiş olursunuz, hem de yeniden altını değiştirmek, zorunda kalmazsınız!


6. GÜN


Bebeğiniz Uyuyor!


Mucize gibi geliyor değil mi? Sakın, bu mutluluğu günlerdir uyguladığınız kuralları rafa kaldırarak bozmayın. Uyumasını garip karşılayarak onu sık sık kontrol etmeyin, Gevşeyin!


Onu sıcak tutan bir pijama giydirin.Böylece üstünü açmasını kendinize dert etmeyin. Bebek monitörünün sesini kısın ve sadece çok ihtiyacı olduğunda onu duyun. Başarınızı gölgeleyecek davranışlarda bulunmamaya özen gösterin.


7. GÜN


Uyku Sırası Sizde!


Kendinize bir iyilik yapın ve bu gece derin bir uyku çekin. Son 6 gündür belki çok uykusuz kaldınız ama buna değdi değil mi? Çocuğunuza muhteşem bir armağan verdiniz: Düzenli uyku alışkanlığı. Hiç şüphe yok ki, bu program hastalık, tatildeki otel odası gibi etkenler nedeniyle zaman zaman aksaklığa uğrayacaktır. Oysa unutmayın ki, hiç uyku problemi yaşamamış bebekler bile bu durumlarda sorun çıkarıyor. Uyku problemi yeniden baş gösterecek olursa planı en baştan yeniden uygulayın, ikinci sefer ilkinden çok daha kolay olacaktır.

GuReL
14-03-07, 01:29
BEBEĞİNİZİ KORKUTMAYIN


Türk toplumunda korkutmanın bir çeşit eğitim ve disiplin aracı olarak kullanıldığı vurgulandı.


Çocukların yaklaşık yüzde 10unda, gençlerin de yüzde 2-3ünde yaşamlarını kısıtlayacak korkular gözlendiği belirtildi. Psikiyatrik Eğitim, Danışma, Araştırma ve Tedavi Merkezi (PEDAM) çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı Doç. Dr. Mücahit Öztürk, korkunun çocuklarda sık rastlanan bir tepki olduğunu ve çevresini henüz tanımayan ve etrafında olup bitenden pek haberdar bulunmayan küçük bir bebeğin, tanımadığı her şeyden korkmasının doğal olduğunu söyledi.


Büyüdükçe çevresini ve çevresinden gelecek tepkileri daha iyi değerlendiren çocukta, bu korkuların azalmasının beklendiğini anlatan Doç. Dr. Öztürk, Ancak anne ve babanın yanlış tutumları ve adeta korkuyu çocuklarına öğretmeleri nedeniyle, bu geçici korkular uzun yıllar devam edebilir. Toplumumuzda korkutma bir çeşit eğitim ve disiplin aracı olarak kullanılmakta ve çocuğa adeta korku aşılanmaktadır diye konuştu.


Bebeklik döneminden itibaren çocuğun farklı nedenlerle korkutulduğunu ifade eden Doç. Dr. Öztürk, şöyle dedi: Örneğin gece uyumak istemeyen çocuğa cadı geliyor, köpek geliyor seni yer gibi sözler söylenir. Anne baba için hayli zahmetsiz görünen bu yaklaşım meyvelerini kısa süre sonra vermeye başlar. Karanlık koridorda yürüyemeyen, köpek gördüğünde avazı çıktığı kadar bağıran ya da doktora getirildiğinde ortalığı birbirine katan çocukların bu davranışları çoğunlukla bizim eserimizdir.


Çocukların yaklaşık yüzde 10unda, gençlerin ise yüzde 2-3ünde yaşamını kısıtlayacak korkular gözlemlenmektedir.


xxx GÖRÜLEN KORKULAR VE ÖNERİLER


Sık görülen korkuları İlk 6 ay gürültü, ani hareket eden nesneler, 7-12 ay yabancı kişiler, 1-5 yaş arası yüksek ses, karanlık, hayvanlar, rüzgar, aileden ayrılma, 3-5 yaş arası hayaletler, canavarlar, 6-12 yaş arası da hırsız, cezalandırılma ve yaralanma olarak sıralayan Doç. Dr. Öztürk, korkuların zamanla fobiye dönüşebileceği uyarısında bulundu.


Korkulan durum ve nesne ile karşılaştığında çocuğun ağır bir bunaltı hali yaşadığını vurgulayan Doç. Dr. Mücahit Öztürk, çocuğu aşağılayan bir yaklaşımla sorunu çözmenin mümkün olmadığını söyledi.


Doç. Dr. Öztürk, korkusunu yenebilmesi için çocuğa zaman tanımak ve adım adım sorunun üstüne gitmesini sağlamak gerektiğini dile getirdi

GuReL
14-03-07, 01:30
BEBEĞİNİZİN UYKU VE BESLENME DÜZENİ


Bebeğinizin huzurlu ve rahat uyuyabilmesi için uyku düzenini onunla birlikte planlayın. Bebeğinizi 3 saatte bir uykuda da olsa uyandırıp emzirin. Doğduktan sonra vücudu tamamen çevreleyen anne karnını özleyen bebeğinizi, bir yere dokunabilecek şekilde yatırın. Bu, yanına konulan küçük bir yastık olabilir veya sırtı, ona zarar vermeyecek bir yere yaslanabilir.


Emziren Anneleri Destekleme ve Aile Sağlığını Koruma Derneği Başkanı Dr. Sema Soysal, kişinin kendine olan güveninin temellerinin 0-3 yaş arasında atıldığını söyledi. Bu nedenle, bebeklere gelişim süreçlerinde özen gösterilmesi gerektiğini belirten Sosyal, bebeklerin yetiştirilmesinde dikkat edilecek en önemli noktanın “ uyku ve beslenme düzeni” olduğunu vurguladı. Bebeklerin doğumdan sonraki 3 ay içinde günde ortalama 18 saat uyuduğunu anlatan Soysal, “ Bu arada bebekler 3 saatten fazla aç kalmamalı. Normalde bebek aç olduğunu belli eder. Ancak, uykuda bunu anlatamayacağı için, uykuda da olsa en fazla 3 saatte bir uyandırılıp emzirilmelidir” dedi.


DOKUNMA HİSSİ


Soysal, bebeklerin doğduğu günden itibaren bildiği ve tanıdığı yerlerde uyutulması gerektiğini ifade ederek, bunun bebeğin güven ortamında uyumasını sağlayacağını kaydetti. Yeni doğan bebeklerin “ dokunma hissini” yaşamak istediklerini, bunun için yatakta gereken düzenlemenin yapılmasını öneren Soysal, şunları anlattı:


“ Bebekler doğduktan sonra vücudu tamamen çevreleyen anne karnını özlerler. Bu nedenle bebekler yataklarında boşlukta kalmamalı, bir yere dokunabilecek şekilde yatırılmalıdır. Bunun için, yanına küçük bir yastık konulabileceği gibi, sırtı ona zarar vermeyecek bir yere yaslanabilir.”


“ BEBEK PATRONDUR”


Anne ve babaların bebeğin yattığı odada kalmasının da bebeğin güven içinde uyumasını ve düzenli emzirilmesini sağlayacağını ifade eden Soysal, bebeğin uykuya dalması için en uygun yerin, sevgiyi hissedebileceği anne ya da baba kucağı olduğunu bildirdi. Bebeklerin uyku için kesinlikle zorlanmaması gerektiğini kaydeden Soysal, “ Bebekler uykusunu bir şekilde belli eder. Bebek patrondur. Bebek ne isterse o olur. Bu nedenle bebeğin huzurlu ve rahat uyuyabilmesi için uyku düzenini bebeklerin belirlemesi gerekir. Uykunun planlanmasında bebeklerin istekleri göz önünde bulundurulmalıdır” dedi.


Bebeklerin fiziksel ve zihinsel gelişimi açısından son derece önemli olan uyku ve beslenme düzenine dikkat edilmesinin, bebeğin sağlıklı şekilde büyümesini sağlayacağını vurgulayan Soysal, “ Kucaklamak ve onun isteklerini hissetmek, ilk başta bebeğe güven kazandırır. Onun rahat ve huzurlu bir şekilde büyümesine ve kişiliğinin oturmasına yardımcı olur” diye konuştu.

GuReL
14-03-07, 01:30
BEBEGIN GELISIMI


Bebeğinizin Normal Gelişim Aşamaları*

Yeni Doğan (0-4 hafta)
. fizyolojik hipertoni vardır.
. moro, emme ve yakalama refleksi pozitiftir.

2 ay
. yüzüstü yatırılınca başını kaldırabilir
. annesini tanır
. kendine özgü sesler çıkarır

3 ay
. yüzüstü yatarken, kollarına dayanarak başını ve göğsünü kaldırır
. eşyalara uzanır
. moro ve yakalama refleksi kaybolmuştur

6 ay
. kısa süre oturmaktan hoşlanır
. elindeki eşyaya bakar ve ağzına götürür
. iki elini birleştirebilir

7 ay
. kendi kendine yüzüstünden sırtüstüne dönebilir
. emeklemeye başlar
. öğretilirse bardaktan içebilir
. yabancıları yadırgamaya başlar

10 ay
. yatar durumdan oturur duruma geçebilir
. kendini çekerek ve tutunarak ayağa kalkabilir
. emekleyerek veya oturur durumda sürünerek hareket edebilir
. şişe veya bisküviyi eliyle tutup kendi kendine beslenebilir

12 ay
. bir elinden tutulursa yürüyebilir
. 2 - 4 kelimeyi anlayarak söyler
. top ile oynar
. giydirilirken hareketleri ile annesine yardım eder
. resimli kitaplara bakmaktan hoşlanır
. yabancıları yadırgar

15 ay
. yardımsız kalkar ve yürür
. merdivenleri emekleyerek çıkar
. 2 küpü birbiri üzerine koyabilir
. 4-6 kelimeyi anlayarak söyler

18 ay
. merdivenleri çıkabilir
. acemice koşar
. çekmece ve dolapları karıştırır
. 3 küpü üstüste koyabilir
. 10 kelimeyi anlayarak söyler
. tepinme gibi kızgınlık belirtileri gösterir

2 yaş
. merdivenleri inebilir
. rahatça koşabilir
. topa tekme vurabilir
. kitap sayfası çevirebilir
. ayakkabı ve çoraplarını giyip - çıkarabilir
. 2-3 kelimelik cümleler kurar
. çatal ve kaşığı iyi tutabilir
. masal dinlemekten hoşlanır
. büyük ve küçük tuvaletini haber verir

2.5 yaş
. 3 tekerlekli bisiklete binebilir
. kalemi güzel tutar
. 10 a kadar sayabilir
. kıskançlık belirtileri fazladır4 yaş. tek ayak üzerinde sıçrayabilir
. resim yapabilir
. benlik duygusu kuvvetlenmiştir

5 yaş
. anlaşılabilir resimler yapabilir
. hafızası kuvvetlidir
. 4 rengi ayırabilir
. evcilik oyunundan hoşlanır
. sorumluluk verilmesinden hoşlanır

GuReL
14-03-07, 01:31
BEBEGIN PSIKOLOJIK GELISIMI


Bebeğiniz yaşama, ailenizde kuşaklardır aktarılagelen bireysel özelliklerle donatılmış olarak başlar. Gebelik ve doğum sırasındaki olaylar da bebeğin biçimlenmesinde önemlidir. Anne gerektiği gibi beslenmiş midir? Sigaradan, alkolden ve ilaçlardan uzak durmuş mudur? Doğum sancısı ve doğum normal mi olmuştur yoksa komplikasyonlarla karşılaşılmış mıdır? Tüm bunlar ve diğer etkenler bebeğinizin nasıl bir kişi olduğunu ve olacağını etkiler.

Bebeğinizin kişiliğinde son derece kritik özellik taşıyan bir etken ana baba ile çocuk arasındaki ilişkidir. Bir çocuğun bedensel sağlığı için besinler ne kadar önemliyse, ruhsal sağlığı için de sevgi ve sevecenlik o kadar önemlidir. Sevgi ve ilgiden yoksun bir çocuk ruhsal olarak yıkıma uğrayacağı gibi buna çoğu kez bedensel tahribat eşlik edecektir.

Bebeğiniz daha başından itibaren toplumsal bir yaratıktır. Araştırmalar, yeni doğanların diğer şekillerden çok insan yüzüne benzeyen şekiltere bakmayı yeğlediklerini ortaya çıkarmıştır. Bazı bilimciler, bebeklerin insan yüzünü potansiyel bir ödül kaynağı olarak algılama yönünde doğuştan gelen bir eğilime sahip olduklarına inanmaktadır. Ayrıca yeni doğan bebeklerin dişi insan yüzü görmeyi yeğledikleri de sanılmaktadır.

İlk ay içinde bebeğiniz muhtemelen tanıdığı kişilere yönelik bir tercih gösterecektir. Bebekler aynı zamanda, tercih ettikleri uyarılma türüne dayanan yakınlıklar oluşturmaya da eğilim gösterirler. Örneğin, bebeğiniz hareketi seviyorsa, kendisini sallayarak eğlendiren birini, örneğin şarkı söyleyen birine yeğleyebilecektir.

Bebeğinizin gülümsediğini görürseniz şaşırmayın. Başlangıçta bebeğin gülümsemesi genellikle içsel bir olaya yanıt olarak gelişir ve bebek uyurken ya da uykulu iken görülür.Ancak yaşamın üçüncü ve beşinci haftaları çoğu bebek toplumsal nitelikteki ilk gülümsemesini, tipik olarak, bir yüze ya da sese yanıt biçiminde gerçekleştirecektir. Bu çoğu ana babalar için heyecan verici bir andır.

Bebeğiniz bir taklitçi olarak doğar. Dilinizi dışarı çıkarırsanız bebeğiniz de aynı hareketi tekrarlayacaktır, çoğu bebek 4 haftalık olduğunda gırtlağından hafif hafif sesler çıkarmaya başlar. Bu, onun ilk konuşma çabasıdır.

Yeni doğan bebeğiniz rahat ortama olumlu tepki verir. Ağlayan, bir bebek genellikle, tanıdığı eller tarafından kucaklanması durumunda sakinleşecektir. Bebek çevresinde annesinin yüzünü arar, göz teması sağlar ve sonra ağlamayı keser. Bebek altını ıslattığında veya acıktığında ağlayacak ve bezi değiştirilince ya da biberon veya memeye kavuşunca susacaktır.

Doğumu izleyen ilk dönemde bazen bebeğinizin yeni bir duygusunu ifade ettiğini farkedeceksiniz: Hoşlanma. Birçok bebek için bu durum ilk olarak banyo yaparken görülür. Ağlayan bir bebek küvete sokulunca susacak, rahatlayacak, gülümseyecek ve banyo bittikten sonra ağlamaya başlayacaktır (hayal kırıklığına uğrayacağı için).

Heyecan da ilk olarak birinci ayda ortaya çıkan diğer bir duygudur. Heyecanın kaynağı genellikle bir kişi ya da oyuncaktır. Bebeğiniz kollarını ve bacaklarını oynatır, nefesi kesilecekmiş gibi hızlı hızlı solur, coşkulu sesler çıkarır ve hatta size veya özel olarak ilginç bulduğu bir nesneye gülümser.

Yeni doğan bir çocuk henüz hareketlerle sonuçları arasındaki farkı anlayamaz. Onun için nesneler bir belirip bir kayboluyor gibidir. Ancak bebeğiniz 1 aylık olduğunda, kendi zevki için hareketleri yinelemeye başladığını görürsünüz. Bacaklarını hoşuna gittiği gibi dışarı çıkarıp bu hareketi, hoşuna giden o duyguyu yeniden yasamak için tekrarlayabilecektir.

1 aylık bir bebek çevresi üzerinde bir miktar denetim sağlamaya başlamıştır artık, örneğin, bebeğiniz başparmağını emmenin ya da yumruğunu ağzına almanın kendisini rahatlatıcı bir etkisinin olduğunu keşfedebilir. Bu ağlama nöbeti sırasında bebeğinizin yumruğunu ağzına sokuverdigini görebilirsiniz. Bir an sonra ise ortalık sütliman olmuştur.

Bir bebeğin ilk haftaları uyum sağlamakla geçer. Yaşamının ilk birkaç gününde bebek işaretler yardımıyla iletişim ve etkileşim kurmaya başlar. Acıkır, ağlar ve annesi, gereksinme duyduğu besinle birlikte belirir. Altını ıslatır, ağlar ve bezi değiştirilir, işte bu ve benzeri bilgi alışverişi sayesinde ana baba ile çocuk arasındaki yakınlıklar oluşur. Bebek, gereksinimlerinin kendine bakan birisi tarafından karşılanacağını öğrenir.

Bunun için, yeni doğan bebek için güvenlik ve tutarlık olgularının öneminin abartılması söz konusu olamaz. Normal bir ruhsal gelişim için bebeğin güvenmeyi öğrenmesi gerekir ve güven de yalnızca, ana babadan birinin ya da o işleve sahip bir kimsenin bebeğin gereksinimlerine hızlı ve sevecen bir tarzda yanıt vermesi ile öğrenilebilir. Bu uyumlu bakımdan yoksun kalan bebekler, çevreleri üzerinde herhangi bir etkiye sahip olmadıklarını öğrenirler. Bunun da sonuçlan, yaşam boyu sürecek bir düşmanlık duygusu, endişe, yakın ilişkiler geliştirme yeteneğinden yoksunluk ve diğer ruhsal sorunlar olarak gerçekleşebilir.

GuReL
14-03-07, 01:32
BEBEGINIZ ISTEKLERINI AGLAYARAK ANLATIR


Araştırmalar, bebeklerin sıkıntı ve ihtiyaçlarına göre değişik şekillerde ağladıklarını gösteriyor

Araştırmalara göre, ağlamanın da bir dili bulunuyor. Bebekler ihtiyaçlarına veya sıkıntılarına göre ağlayarak annelerine mesaj veriyor.

Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan "Sağlık 2000" adlı yayında, "Ağlamanın Dili" konulu bir incelemeye yer verildi. Yazıya göre, bebeklerde ağlama aşırı olmadığı sürece bebeğin özellikle akciğerleri için yararlı bulunuyor. Ancak ağlamanın aşırı olması halinde bebeğin kan basıncı artıyor ve kalp atışları hızlanıyor. Böylece bebeğin kanındaki oksijen azalıyor.

Araştırmalar bebeklerin günde ortalama 1-4 saat ağladıklarını ortaya koyuyor. Doğuştan sorunlu olan çocuklar daha fazla ağlıyor. Öte yandan eğer bebek oldukça sessiz bir yapıya sahipse bu durum onda bir rahatsızlığın olabileceğini gösteriyor. Ağlama şekillerinin belli gruplara ayrıldığına dikkat çeken uzmanlara göre bebekler acıktığında başka türlü, yorulduğunda başka türlü ağlıyor. Bebeklerin bu şifreli ağlama türlerinin bilinmesi anneliği de kolaylaştırıyor. Ağlama türleri şöyle sıralanıyor:

• Acı çektiğinde: Keskin bir feryat, nefes almadan devam eden kısa periyod bir çığlık, içe doğru çekilerek ağlama.

• Acıktığında: Düşen ve yükselen ses tonuyla kısa ağlama. Bebekler parmaklarını emer, yanaklarına vurur, annesi tarafından kucağa alınıncaya kadar bu ağlamasını kesmez.

• Yorulduğunda: Uykusu geldiği zaman yumuşak şekilde, tıpkı şarkı söyler gibi ritmik bir şekilde ağlar.

• Sıkıldığında: Yankı yapan bir ses tonu. Bu durumda ağlamasını kucağa alınıncaya kadar kesmez.

• Rahatsız olduğunda: Huysuz ve aksi bir ses tonu. Bu ağlama türünde bebeğin altını ıslattığı, üşüdüğü, terlediği mesajları alınabilir.

GuReL
14-03-07, 01:32
BEBEGINIZ VE BANYO


Bebeğinizin ilk banyosu belki de en zor olanıdır. Çoğu anne baba bu ilk banyodan çok korkarlar; çünkü bebek de bu ilk banyosunda anne babasına hiç de yardımcı olmayacaktır. Hüsrana uğramayın. Çoğu hastanelerde bebek bakımı için bilgiler verilmektedir. Eğer böyle bir yardım bulamazsanız, annenizin ya da başka bir arkadaşınızın ya da akrabanızın yardımını isteyebilirsiniz. Birkaç banyodan sonra, artık banyo yapmak sizin ve bebeğiniz için çok kolay olmaya başlayacaktır.

İlk aylarda bebeği sabahları, özellikle beslenmeden önce yıkamak daha rahat olacaktır; çünkü, bebek bu esnada daha sakin olacaktır. Bazı anneler, akşamları bebeğin babası eve geldiğinde onun da yardımıyla yıkamayı tercih ederler.

Bebeği ne sıklıkta yıkayacağınız size bağlıdır. Bazı doktorlar her gün yıkamayı önerirken, bazıları özellikle bebeğin cildinin kurutulmasının zor olduğu kış aylarında, iki günde bir banyoyu uygun görmektedirler. Bebeğin bezi ve ağzı her gün iyice temizlendiği sürece, bebek günlerce banyo yapmadan durabilir.

Mutfak, bebeği yıkamak için en uygun yerdir. Çünkü çoğu evde, özellikle soğuk kış günlerinde, mutfak en uygun ısının bulunduğu yerdir.

Narin ve küçücük bir bebeği yetişkin insanların banyosunda yıkamak bazı anne ve babalar için zor ve rahatsızlık verici olabilir. Dolayısıyla, çoğu anne babalar banyolarına bir de bebek için kullanılabilen banyo küveti alırlar. Büyük kaplar ya da leğenler de bu iş için kullanılabilir. Küçük bir küvetle de rahat edemiyorsanız, bebeği süngerle silmek suretiyle banyo ettirebilirsiniz. Çoğu doktorlar, bebeğin göbeği iyileşene kadar, süngerle silmek suretiyle banyo yaptırmayı daha uygun görmektedir.

Banyo yaparken dikkat edilmesi gereken, her şeyi önceden hazırlamaktır. Bebeğinizi banyoda bir an bile yalnız başına bırakmayınız. Bebeğin banyo küveti, hele içinde su varsa, bebeğin yalnız bırakılması halinde ölümcül zararlar verebilecek bir yerdir. Anne ve babalar bebeklerini banyoda hiçbir zaman kendi haline bırakmamalıdır. Bırakın, telefon ya da kapının zili saatlerce çalsın. Bebeğinizden sizin dikkatinizi ayıracak hiçbir şeyle ilgilenmeyin. Bu yüzden, önceden planlama yapmak çok önemlidir. Gerekli olan şeyler şunlardır: Sabun, yıkama bezi, havlu, pamuk, losyon ya da pudra (bunlar gerekli değildir ama güzel kokmak için kullanılabilir), temiz bebek bezi, çamaşır, gecelik ya da uyku elbisesi.

Banyo küvetine su doldurduktan sonra (üç beş santimetreden daha yüksek su doldurmayın), suyun yeterince sıcak olup olmadığını anlamak için bileğiniz ya da dirseğinizle suyu kontrol edin. Su yeterince ılık olmalı, fazla soğuk olmamalıdır. Bazı anne babalar banyo için bir termometre kullanırlar. Eğer termometreniz varsa, suyun sıcaklığının 32.5 ile 37.5°C arasında olmasına dikkat ediniz.

Bebeği soyun. Başını bileğinizle destekleyin ve bu elinizin parmaklarıyla bebeği koltuk altlarından kavrayın; daha sonra banyoya sokun. Önce yüzünü yumuşak bir bezle yıkayın, sabun kullanmayın. Bebeğin gözlerini yıkamak için, temiz suya daldırılmış hidrofil pamuk kullanın. Bebeğin başını haftada bir ya da iki kez şampuanla yıkamak yeterlidir. Bebeğin başının saçlı kısmını yıkarken hafif bir sabun ya da şampuan kullanınız. Sabun ya da şampuan artıklarını kuru sünger vasıtasıyla temizleyin. Suyu, bebeğin yüzünden aşağı dökmemeye dikkat ediniz.

Bebeğin yüzü yıkandıktan sonra, vücudunun geri kalan kısmını sabunlayın. Çoğu anne-babalar, bir elleriyle bebeği kavramış durumda oldukları için bebeğin vücudunu, banyo bezi yerine diğer elleriyle sabunlamayı tercih etmektedirler. Bebeğin bezinin kapladığı alanı ilk önce yıkayınız.

Sabunlu alan, suyla durulandığında, bebeğinizi yumuşak banyo havlusuna almak için iki elinizle kavrayınız. Eğer bebeğin göbeği henüz iyileşmemişse, doktorunuz bu bölgeyi alkolle silmeyi önerebilir.

Bebek kurulandıktan sonra, losyon ya da pudra kullanmak isteyebilirsiniz. Bebeğin cildi kuru ise losyon, bebeğin cildi nemli ise pudra kullanılmalıdır. Çoğunlukla ikisi de gerekli değildir. Pudra kullanırsanız, kutuyu doğrudan üzerine püskürtmeyiniz, çünkü toz zerreciklerinin biraraya gelmesi bebeğin cildini rahatsız edebilir. Pudrayı önce bebekten uzakta elinize döküp, daha sonra bebeğin vücuduna yavaşça yayınız. Bebek yağı kullanmayınız. Bu, cilt problemlerine neden olabilir.

GuReL
14-03-07, 01:33
BEBEGINIZE MASAJ YAPIN


Masaj, annenin bebeği daha iyi anlayıp tanıması için de ayrı bir öneme sahip... Anne karnında uzun süre sıvı ortamda kalan bebeklerin yeni ortamlarına uyum sağlamaları için masaj öneriliyor. Peki bu masajı nasıl yapmalı?..

Uzmanlar tarafından hazırlanan ve eczanelerde halka dağıtılan broşürde, yeni doğan bebekler için masaj öneriliyor. Broşürde, anne karnında uzun süre sıvı ortamda kalan bebeklerin yaşamlarının ilk aylarında yaşayacakları yeni ortama alışmalarına yardımcı olabilmek için masajın ayrı bir önemi bulunduğu anlatılıyor.

Anne için de iyi

Masaj, annenin bebeği daha iyi anlayıp tanıması için de ayrı bir öneme sahip. Bebeği okşamak, ona dokunmak anne sütünü ve annenin rahatlamasını sağlayan prolaktin hormonu salgılanmasını artırıyor. Güçlü bir iletişim yolu olan masaj, bebekle anne arasındaki duygusal bağı da güçlendiriyor.

• Yüz: Baş parmaklarınızla üst ve alt dudağına, yüzünde gülümser bir ifade oluşturacak şekilde şakaklara doğru masaj yapın.

• Kollar: Bebeğinizin kolunu havaya kaldırın ve lenf boğumlarının olduğu koltuk altlarını hafifçe ovun.

• Karın: Ellerinizin yanlarını, kendinize doğru kum çeker gibi bebeğin karnından bacaklarına doğru hareket ettirin. Parmaklarınızla yürüme hareketini taklit ederek, bebeğin karnında soldan sağa masaj yapın.

• Sırt: Ellerinizi bebeğin sırtında yanlamasına ileri geri hareket ettirerek masaja başlayın. Bunu yaparken ellerinizi yavaşça sırtta aşağı yukarı kaydırın. Bir elinizi bebeğin boynundan yukarı doğru hafifçe bastırarak indirin.

GuReL
14-03-07, 01:34
BEBEGINIZE NASIL DAVRANMALISINIZ


Çoğu ana baba yeni doğan bir bebeğin şımartılıp şımartılamayacağını merak eder. Bir asır önce ağırlıklı olarak kabul edilen görüş, yeni doğan bir çocuğun şımartılabileceği ve bunun çok kolaylıkla gerçekleşebileceği yönündeydi. Bebekler katı programlara tabi kılınır ve yalnızca kesinlikle gerekli olduğunda ele ve kucağa alınırlardı. Küçük bir bebek aç olduğu ya da altına yaptığı için ağlamıyorsa feryatları genellikle duymazlıktan gelinirdi. Kimse şımarık bir çocuğu olsun istemezdi.

Bugün ise doktorlar, yeni doğmuş bir bebeğin şımartılabilmesinin söz konusu olmadığına inanmaktadırlar. Artık, katı bir şekilde uygulanan tüm o programlar bir yana bırakılmış ve onların yerini, her bebeğin ve onun ait olduğu ailenin gereksinmelerinin hesaba katıldığı esnek bir program almıştır. Ana babalar çocuklarını kucaklarına almaya teşvik edilmektedirler. Doktorlar ana babalara, yeni doğmuş bebeklerinin, gerek beslenme, gerek rahatlarıyla ilgili acil gereksinmelerine yanıt vermelerini öğütlemektedirler. Sonuç olarak, bebeğinizin tadını çıkarmaya bakın.

Bir bebeğin ruhsal gereksinmeleri.bedensel gereksinmeleri kadar önemlidir. Yeni doğmuş bir bebek bile yakınlığa gereksinim duyar. Bir yeri agnyorsa rahatlatılmak ister, birine gülüm-semek için o birinin ona gülümsemesini ister ve istediği şeylerle ilgilenen ve onları yerine getiren birinin bulunduğunu öğrenmek ister. Bunu yapan bir ana baba yeni doğmuş bebeklerini şımartmış olmaz. Yapmayanlar ise bebeklerinin, ruhsal güvenliğini sağlama şansını yok etmiş olacaktır.

Yeni doğan bebeğinizi çok fazla ilgi göstererek şımartma konusunda endişelenmenize gerek olmamakla birlikte bazen davranış modellerinin, doğumdan sonraki ilk dönem içinde ortaya çıktığını ve bunların yaşamın üçüncü ya da daha sonraki aylannda geri teptiğini ve sonuçta da ana babanın, çocuklarının kaprislerinin kölesi durumuna geldiklerini unutmamanız gerekir.

Bu durum bazen, mideleri sürekli gaz yapan bebeklerde ortaya çıkabilir. Geceler boyu, karnı ağrıyan yavrunuz kucağınızda odanın içinde yürürsünüz. Birçok bebekte karın ağrısı nöbetleri üçüncü ayda kesilir. Bebeğiniz de bu rahatsız dönemi atlatmış gibi görünür. Bebeğin karnının şişliği artık inmiştir ve çocuk pek rahatsızlık hissediyorsa da benzememekte-dir.Ancak her akşam, bebeği sepetine koyduğunuz anda çığlıklar başlar.

Bebek kucakta tutulmanın ve gezdirilmenin tadını öğrenmiştir bir kez. Bazıları bu bebeğin biraz şımarmış olduğunu söyleyecektir. Biraz şımarmış bir bebeği çok şımarmış bir bebek olmaktan korumak için, onu memnun etme çabalarınızı biraz azaltmanız gerekebilir. Bebeği yatağına bırakın, iyi geceler dileyin ve bebek feryada başlayınca hemen kurtarmak için içeri koşmayın.

Daha büyük bebeklerden farklı olarak, yeni doğmuş bir bebeğin çevresi ve o çevreye olan tepkisi son derece sınırlıdır. Daha çocuğunuzun oyun arkadaşını dövmesinden, parmağını açık bir elektrik prizine sokmasından ya da size sert bir " hayır" demesinden endişe etmeniz için önünüzde uzun aylar bulunmaktadır.

Yeni doğan bebeğin davranışı daha çok, acil fiziksel gereksinmelerine olan tepkilerinden oluşur. Tipik bir yeni doğmuş bebek günün büyük kısmını, her 2 ile 4 saatte bir beslenmek amacıyla bölünen bir uykuyla geçirir. Bu arada da günün önemli bir bölümünü ağlamakla değerlendirebilecektir.

Ana babalar genellikle, çocuklarının uygun miktarda yemek yemediğinden, yeterince uyumadığından ya da çok fazla ağladığından endişelenirler.

Bir dereceye kadar ana baba yeni doğan yavrularının davranışını yönetebilir. Ancak, ilk önce bebeğin davranışının gerçekten anormal mi yoksa yalnızca umduklarınızdan farklı mı olduğunu belirlemeniz gerekir, örneğin çoğu küçük bebek günün büyük kısmını uykuyla geçirirler, ama sizin bebeğiniz saatler boyu uyanık duruyor diyelim, sizi rahatsız eden bu davranışın kendisi midir yoksa yalnızca bunun anormal olupolmadığını mı bilmek istiyorsunuz? Normal davranışın ne olduğu hakkında kuşkuya düşerseniz doktorunuza danışabilirsiniz.

Her ne kadar genel eğilim, programı bebeğin belirlemesine izin vermek yolundaysa da bir ana baba da buna birtakım müdahalelerde bulunabilir. Kendini ayarlamak zorunda olan yalnızca siz değilsiniz. Yeni doğan bireyin de ailenin bir parçası olmak için üzerine düşen görevlere uyum sağlaması gerekir. Örneğin, beslenme programını her zaman bebeğinizin dikte etmesin izin vermeniz gerekmez. Bebeğiniz gece yansı uyanıp süt istiyorsa, ama siz geceleri saat 11 de yatmaktan hoşlanıyorsanız bebeği yatmanızdan önce uyandırmaya çalışın. Bebeğin ilk beslenme seansını biraz erkene alarak kendisini daha önce kaldırdığınızda acıkmış olmasını sağlayabilirsiniz, çoğu bebek, son öğünlerinden 3 ya da 4 saat sonra beslenme amacıyla uyandırılmaktan rahatsız olmaz.

Ana babalar bir bebeğin beslenme programına etki edip, bebeğin beslenmeler arasındaki zamanı uzatmayı öğrenmesine yardım edebilirler. Son yemekten sonra belirli bir süre geçtiği için bebeği otomatik olarak uyandınrsa-nız bebek de o saatte acıkmayı öğrenecektir. Benzer şekilde, bebek öğünler arasında uyanır ve siz hemen onu beslemeye koşarsanız bir model oluşturmuş olursunuz. Bunun yerine, bebeğin yeniden uykuya dalıp dalmadığını görmek için bir süre bekleyin. Yeniden uyumuyorsa, emzik ya da biraz su vermek suretiyle beslenme saatini geçiştirmeye bakın.

Ayrıca bebeğinize, uyku modellerini oluşturmakta da yardımcı olabilirsiniz. Sizin için, bebeği bir beslenme seansından sonra tekrar yerine yatırmak en iyisiyse öyle yapın ve bundan taviz vermeyin. Dahası, bebek uyur uyumaz evin içinde ayak parmaklarınızın ucuna basarak yürümek şeklindeki yaygın hataya da düşmeyin.Aksi takdirde bebek bu anormal sessizliğe alışacak ve en hafif bir gürültüde bile uyanacaktır. Özellikle ilk kez ana baba olanlar için geçerli yaygın bir düşünce, bir bebeğin davranışıyla ilgili en kötü şeyin ağlamak olduğu şeklindedir. Bebekler çeşitli nedenlerden ötürü ağlarlar. Bebek acıkmış olabilir, altına yapmış olabilir, midesi gaz yapmış olabilir, hasta olabilir, midesi gaz yapmış olabilir, hasta olabilir, yorgun olabilir ya da yalnızca neşesiz olabilir. Bir ölçüye kadar, bebeğinizin ağlamasını gidermekte, gereksinimlerine cevap vermek suretiyle yardımcı olabilirsiniz. Bebek acıktığında ona besin verin ya da altını kirlettiğinde bezini değiştirin. Bazı bebekler uyuyabilmek için ağlama gereksinimi duyabilirler. Başka hiçbir şey yarar sağlamıyorsa bebeği yatağına koymayı deneyin. Ağlayan bir çocuğu dinlemek, özellikle o çocuk için çocuğunuzsa, güç bir iştir, ama bebeği hemen kucağınıza almaktan kaçının. Uyuması için birkaç dakika bekleyin.

En önemlisi, zaman içinde sorunun düzelmekte olduğunun bilincine varın. Birkaç ay içinde ağlama nöbetleri sona erecek ve bebeğiniz çok daha uyumlu ve yaşamından çok daha fazla zevk alır olmaya başlayacaktır.

Bu arada, sinirlerinizin yıpranmasına rağmen, kendinizi sakin tutmaya çalışın. Ağlayan bir bebek cesaret kırıcı olabilir, ancak bir bebeğe " asla" kaba davranmayın.

Sarsmak ya da başka bir kaba davranış bebekte giderilmesi olanaksız hasarlara ve hatta ölüme yol açabilir. En iyisi " mola" talebinde bulunmak ve bebeğe güvendiğiniz bir insan bakarken kısa bir süre için evden dışarı çıkmaktır.

GuReL
14-03-07, 01:34
BEBEGINIZI GUNESE CIKARIN


Anne babalar çoğunlukla bebeklerini dışarı çıkarıp çıkaramayacaklarını doktorlarına sorarlar. Cevap evet olacaktır. Bebekler bebek arabasında gezdirilmekten çok hoşlanırlar. Bebeğinizi soğuk almayacak şekilde iyice giydirdiğiniz sürece kış koşullarının sizi evinizde esir etmesine izin vermeyin.

Bebek biraz güneş ışığına maruz bırakılmalıdır. Fakat bunda aşırıya kaçılmamalıdır. Direkt güneş ışığı, kemik ve dişlerin gelişmesi için gerekli bir vitamin olan D vitamininin ciltte oluşmasını sağlayan ultraviyole ışınları içerir. Çoğu bebeklere aynca destek olarak D vitamini verilmelidir.

Güneşe çıkmanın tehlikesi güneş yanığı olabilir. Eğer bebek, arabasında ya da herhangi bir iskemlede bir ila iki saat güneş ışığına maruz bırakılmış ise güneş yanığı olabilir. Güneş yanığı yalnızca acı verici olmakla kalmaz aynca bebeğin nazik cildinin zarar görmesine neden olur.

Mevsimi ve bebek arabasını nerede park ettiğinizi hesaba katmalısınız. Bir bebek soğuk bir kış gününde güneş ışınlarından daha çok yararlandırılabilir.

Çünkü kışın güneş ışınları yaza nazaran daha zayıftır, çoğu bebekler yazın otuz ya da kırk dakikadan fazla dışarı çıkarılmamalıdır. Plaj gibi güneş ışığının yoğun olduğu yerlerde bebekler mümkün olan gölgelik yerlere konmalıdır. Bebeğinizin yüzünü korumak için ona bir güneş şapkası giydirmelisiniz.

Her ne kadar güneş ışığını engelleyici losyonlar çocuklar ve yetişkinler için önerilirse de, altı aydan küçük bebekler için kullanılmamalıdır.

Bebeğinizin aşın ısıya maruz kalmamasını sağlayınız. Kızarmış bir yüz bebeğinizin aşırı ısıya maruz kaldığını gösteren bir işarettir.

GuReL
14-03-07, 01:35
BEBEGINIZI SALLAYARAK UYUTMAYIN


İngiliz doktorlar, bizde de sıklıkla başvurulan bir yöntemin, bebeklerin sallanarak sevilmesinin ya da uyutulmasının çok tehlikeli olduğunu açıkladılar.

Edinburgh Royal Hastanesi çocuk nörologu Dr. Robert Minns ve ekibinin, 25 kadar sallanan bebek sendromu (SBC) kurbanı üzerinde yaptığı araştırma ortaya koydu ki; severken ya da sinirlilik haliyle sallanan bebeklerin beyinleri zarara uğruyor. Bu bebeklerin ileri yaşlarda kör, hatta felç olma ihtimali yükseliyor.

Sekizinci aya dikkat!

SBC’nin ortaya çıkması için bebeği yalnızca bir saniye sallamanın bile yeteceğini savunan Minns şöyle konuştu:

" Dokuz aylık ve 21 yaşında gelişmeleri inceledik. Uzun yıllar bu konu üzerine çalışıyoruz. Araştırdığımız bebeklerin yarısında görme bozuklukları, yüzde 40’ında konuşma problemleri olduğunu gördük. Bazılarının da denge problemleri var. Kimileri yürüyemiyorlar. Bunların çoğunun bebekken, özellikle sekiz aylıkken sarsıldıklarını gördük."

Minns, SBC’nin kas hareketlerinin kontrolünü yavaşlattığını da kaydederken şunları söyledi: " Beyindeki değişiklikler nedeniyle bebek devamlı ağlıyor olabilir ve gıda alamaz. Böylece vücut zayıf düşebilir. Fazla ağlamak damarları çatlatabilir, ayrıca sallarken kanamalar da oluşur."

GuReL
14-03-07, 01:36
BEBEK ARABALARI


Bebek arabalarının plastik oturakları vardır ve bebekleri bir yerden bir yere taşımakta çok kullanışlıdırlar. Bebek arabasının oturma yeri ayrıca bebeğiniz uyanıkken ya da kollarınızda taşımanız gereken bir şeyler varsa bebeğinizi koymak için çok uygun bir yerdir.

Eğer bir bebek arabası kullanmaya karar verirseniz, bebeğiniz için uygun olup olmadığını kontrol etmelisiniz.

Bazı anne babalar bebeklerini böyle bir iskemleye koyarak mutfağa yanlarına alırlar. Fakat böyle bir bebek arabası, bebeğin düşme tehlikesini ortadan kaldırmak için kesinlikle yüksek bir yere konmamalıdır.

Aksine, bebek arabasını döşemeye ya da alçak bir masa üzerine koymalısınız.

Aldığınız arabanın, bebeğinizin hareket etmesini engellemeyecek büyüklükte oturağı olmalıdır.

Bebeğinizi otomobilinizde taşırken otomobil güvenlik iskemlesi kullanmalısınız.

GuReL
14-03-07, 01:37
BEBEK BESLENMESINDE KATI GIDALAR


İngiltere yapılan araştırma, katı gıdalar yemeye geç başlayan bebeklerin, ileriki yaşlarında daha iştahsız ve seçici olduklarını ortaya koydu.

Bristol Üniversitesi beslenme uzmanları, 10 bine yakın bebeğe doğumdan sonraki ilk bir yıl boyunca uygulanan beslenme rejimini konu alan bir araştırma yaptı.

Uzmanlara göre, 10 aylık oluncaya kadar katı gıdalar verilmeyen bebeklerde, sonraki zamanda beslenme konusunda ciddi güçlükler yaşanıyor. Uzmanlar, 10 aylık olana dek katı gıdalarla tanışmayan bebeklerin 15 aylık olduklarında bile katı gıdalar almakta güçlük çektiklerini, bu durumun bebekleri hem daha iştahsız, hem de daha seçici hale getirdiğini belirttiler.

Araştırmayı yürüten ekibin başkanı Dr. Pauline Emmett, bebeklerin 6 aylık olmadan en azından yarı katı gıdalar verilmesi önerisinde bulunurken, 6 aydan itibaren katı gıdalar verilen bebeklerin hem daha iştahlı olacaklarını, hem de yemek zevki ve seçimi konusunda diğerlerine göre daha hızlı bilinç sahipi olacaklarını söyledi

GuReL
14-03-07, 01:38
BEBEK BEZI


İki tür bebek bezi vardır. Bir defa kullanılıp atılabilen ve yıkanıp tekrar kullanılabilen. Atılabilen bezler rahatlık açısından tercih edilmektedir. Bu tür bezler kullanılır ve atılır. Atılabilen bezler çeşitli büyüklükte ve kalınlıkta imal edilmektedir. Bu tür bezler bebeğe takıldığı zaman yapışmasını sağlayan bantlardan dolayı en deneyimsiz anne ve babalar için de rahat gelmektedir.

Bu tür bezler kullanan endişeli orta yaşlı anne babalar bebeklerinin bezlerinde bir çengelli iğne olmadığı için rahatlık duyarlar.

Bununla beraber, rahatlığına karşın atılabilir bezler sorunsuz değildir. Başlıca sorun, maliyetidir. Ayrıca atılabilen bezlerle bezlenen çocuklar, yıkanabilen bezlerle bezlenen çocuklara nazaran daha fazla pişik olabilmektedir. En son dezavantajı ise bu bezler çöp kutusunu hemen doldurabilir ve doğada yok edilemediğinden çevre kirliliğine neden olurlar. Bu tür bezler ambalaj üzerindeki kullanma talimatlarına uygun olarak kullanılmalıdır.

Eğer yıkanabilen bezleri tercih ederseniz, en büyük boylarını satın alın. Yıkanabilen bezler pamuk ya da Amerikan bezi gibi çeşitli maddelerden yapılmaktadır.

Bu tür bezleri kendiniz yıkayabilirsiniz. Bezleri kendileri yıkayan anne babalar (ki bu en ekonomik yöntemdir), çamaşır makinesine her gün esir olmamak için en az iki düzine bebek bezi bulundurmalıdırlar. Bir de kapalı bir kirli-bez kutusu bulundurmanız gerekir. Bebek bezini tuvalette temizledikten ve yıkadıktan sonra kirli bezleri bu kutuya koyabilirsiniz. Bezler hafif sabunlu ya da deterjanlı suyla makinede yıkanmalı, iki veya üç defa durulanmalıdır. Durulamak çok önemlidir. Üzerinde sabun artığı kalmış bir bez bebeğinizin cildini tahriş edebilir. Bebeğinizin bezini iğnelediğinizde bezle bebeğin cildi arasına bir parmağınızı sokarak iğnenin bebeğin cildine temas etmemesini sağlayınız.

Bazı anne ve babalar bebeğin altını bir veya hatta iki defa, beslenmeden önce ve sonra değiştirirler. Bu sık değiştirme, bebek, altını kirletmediği sürece gereksizdir. Beslenmeden sonra bebeğin altını değiştirmek genellikle yeterli olacaktır.

Altını kirleten bir bebeğin altını temizlemek için, atılabilir bir bez ya da sabunlu bir bez parçası kullanın ve bu bölgeyi iyice temizleyin, idrar yoluna bakteri kaçmasını (ki üreme organlarında enfeksiyona yol açan en önemli nedendir) önlemek için kız çocuklar önden arkaya doğru silinmelidir.

GuReL
14-03-07, 01:38
BEBEK CİLDİNİN PÜRÜZSÜZLÜĞÜ


Bebeklerin cildinin yumuşak ve pürüzsüz olmasının nedeninin verniks adındaki bir madde olduğu kaydedildi.


ABD’nin Seattle kentinde yapılan bir toplantıda, bebeklerin cildinin doğduklarında bu yağlı maddeyle kaplı olduğunu belirten bilim adamları, bu maddenin yağ, protein ve sudan oluşan karmaşık bir karışım olduğunu ifade ettiler.


Verniks maddesinin cildi nemlendirdiğini, pullanmasını önlediğini, enfeksiyonlara karşı koruduğunu ve yaraların iyileşmesinde olumlu etki yaptığını söyleyen bilim adamları, normalde bebek doğar doğmaz bu maddenin yıkanarak çıkarıldığını kaydettiler.


SENTETİK OLARAK ÜRETİLECEK


Cincinnati’deki Cilt Araştırma Enstitüsü’nde görevli Marty Visscher, verniksin olumlu etkileri göz önünde tutulduğunda, bebeğin doğar doğmaz yıkanmamasının ya da bu maddenin silinmemesinin daha iyi olacağını söyledi. Verniksin henüz sentetik olarak üretilemediği için kozmetik sanayiinde kullanılamadığını kaydeden bilim adamları, bu maddenin yakın gelecekte sentetik olarak üretilebileceğine dikkati çektiler.

GuReL
14-03-07, 01:39
BEBEK ICIN UYGUN SICAKLIK


Bebeklerin gereğinden fazla sıcak odalarda uyutulmasının ani bebek ölümlerine yol açabildiği bildirildi.

Merkezi New York’ta bulunan Küçük Çocuk Ölümlerini Araştırma Vakfı tarafından yapılan araştırmada, bebekli ailelerin yüzde 63’ünün, bebeklerinin odalarının sıcaklığını 16-20 derece arasında tutmaları gerektiğini bilmediği ortaya çıktı. Araştırmada, ailelerin yüzde 62’sinin bebeklerinin odasında termometre bulundurmadığı da saptandı. Uzmanlar, ailelerin yatak ölümü olarak da bilenen bu hastalığın riskini azaltmak için, ayrıca bebek odasında sigara içilmesine izin vermemeleri, bebeğin midesinden vücut ısınını kontrol etmeleri ve bebeğin başını açıkta tutmaları gerektiğini söylediler. Konuyla ilgili bir başka araştırmada, bebekleri ölen annelerin, çocuklarının soğuk yüzünden öldüğünü sandıkları ortaya çıktı.

GuReL
14-03-07, 01:40
BEBEK KARYOLASI


Bebeğiniz karyolasında iken genellikle görme alanınızın dışında ve tek başına olacaktır. Karyolası bu nedenle tamamen güvenli bir ortam olmalıdır.

Seçtiğiniz bebek karyolası ve parmaklıkları en çok 6 santimetre aralıkta olmalı, yatak karyolanın içine rahatça sığmalı, kenarları kilitli tutacak bir mekanizması olmalı ve uçları ve kenarları keskin olmamalıdır. Yatak en düşük seviyeye konduğu zaman, parmaklıkların en üst köşesinden yatağa kadar en az yetmişbeş santimetre yükseklik olmalıdır.

Satılmakta olan çocuk karyolalarının çoğu bu niteliklere uygundur. Bununla beraber, eğer birisi size eski bir çocuk karyolası vermişse, önce parmaklıklarını ölçün. Eğer parmaklıkların arası altı santimetreden daha açıksa, karyola özellikle yatak mükemmel bir şekilde oturmayacağı için, tehlikeli olabilir. Bebekler kafalarını bu açıklıklara sokma eğiliminde olduklarından bu açıklıklar bebek için tehlikeli olabilir.

Başka bir tehlike de, eski karyolaların kurşunlu boyalarla boyanmış olabileceğidir. Buna dikkat etmelisiniz. Bebekler kimi zaman karyolanın korkuluklarını kemirdikleri için, kurşun bazlı boya ile boyanmış karyolalar sağlık açısından tehlikeli olabilir.

Bebeğin başını karyolanın yan taraflarına vurmaması için koruyucu yastıklar koymalıdır. Minder koymak yetersizdir ve kullanılmamalıdır.

Karyolanın yatağı sertçe ve üstü kolayca temizlenebilecek şekilde kaplanmış olmalıdır. Bu amaçla bir yatak koruyucusu kullanabilirsiniz. Kullandığınız koruyucu kılıf plastik veya emici olmayan bir kumaştan yapılmışsa; bebek terlediği, kustuğu veya salyası aktığında ıslak yerde yatmaması için yatağın üstüne ıslaklığı emecek kalın bir kumaş serin.

Karyolanın kenar yastıkları veya diğer bir deyişle "tampon"ları, bebeğinizin başının karyolanın parmaklıklarına çarpmasını önlemek içindir. Bu yastıkların bütün iplerinin parmaklıklara bağlı olmasını sağlayın. Çocuğunuz ayağa kalkmaya başladığında bu tamponları kaldırın, yoksa onların üstüne basarak karyoladan dışarı çıkabilir. Yenidoğanın karyolasında yastık kullanmak hem gereksizdir hemde tehlikeli olabilir.

Karyolanın yatağı naylon veya muşamba bir kılıf yerine yumuşak üstü suyu emici (pazen) ve altı tercihan su geçirmez özellikte (flanel) kumaşlardan yapılmış bir kılıfla kaplanırsa bebeğiniz için daha az terletici ve rahat olur. Bu tür kılıflar piyasada "yatak koruyucusu" veya "Alez" olarak bilinmektedir. Yatağa çift katlı bir çarşaf sermeniz ve yatağın ölçülerine uygun bir pamuk yorgan veya yumuşak bir battaniye bulundurmanız önerilir. Dışı yumuşak kumaşla kaplı ve içi parça sünger veya benzeri maddelerle gevşekçe doldurulmuş bebek yastıklarını asla kullanmayınız. Bu tür yastıkların kullanımı 36 bebekte boğulmaya neden oldukları gerekçesi ile ABD Tüketici Güvenliği Komisyonu tarafından yasaklanmıştır.

Bebek Karyolaları Konusunda Güvenlik Uyarıları

En sık görülen karyola kazası olan "düşmeler" aynı zamanda önlemi en kolay alınabilecek olan kazadır. Çocuğunuza karyola seçerken şunlara dikkat etmeniz gerekir:

1. Parmaklıkların arası 6 cm’den fazla yani çocuğun başını kıstıracak kadar aralıklı olmamalıdır.

2. Başucunda ya da ayakucunda başının sıkışabileceği açıklıklar olmamalıdır.

3. Karyolanın köşelerinde çıkıntı varsa bunları çıkarın veya kesin. Gevşek giysiler bunlara takılarak çocuğun boğulmasına yol açabilir. Eski karyolaların birçoğu kurşunlu boyalarla boyanmış olduklarından, parmaklık rayları aşındıkça karyolayı çiğnemeye çalışan çocukta zehirlenme yapabilirler. Önlem olarak eski boyaları kazıyın ve kurşunsuz, kaliteli, emayeli boyalarla boyayın. Havalandırması iyi olan bir odada kurumasını bekleyin. Yan parmaklıkların üstüne plastik şeritler yapıştırın (bunları çocuk mobilyaları dükkanlarında bulabilirsiniz).

4. Yeni bir yatak aldığınızda bütün plastik paketleme materyalini çıkarıp atın. Bunlar çocuğun boğulmasına yol açabilirler. Yatağa kalın bir plastik kılıf veya yatak koruyucusu geçirecekseniz bunun gevşek olmamasına dikkat edin. Fermuarlı kılıfları tercih edin.

5. Bebeğiniz oturmaya başladığı anda yatağın seviyesini indirerek, kenarlara yaslandığında düşemiyeceği ve tırmanamayacağı kadar derin bir konuma getirin. Ayağa kalkmayı öğrendiğinde ise en alt seviyeye indirin. Düşmeler en sık, bebek tırmanmaya çalıştığında meydana gelir. bu nedenle, boyu 75 cm olduğunda veya parmaklık seviyesi boyunun 3/4’ünün altında kaldığında onu başka bir yatağa alın.

6. En alt seviyeye indirdiğinizde, karyola rayının üst kısmı yataktan en az 10 cm yüksekte olmalıdır (yatak en üst seviyede olsa bile). Parmaklıkların kilidi çocuğunuz tarafından açılamayacak şekilde olmalıdır. Çocuğunuz karyolanın içindeyken parmaklıklar daima yukarı kaldırılmış olmalıdır.

7. Bebeğinizin yatakla karyola arasına kayıp sıkışmaması için yatağın karyolaya tam olarak oturması arada boşlukların kalmaması önemlidir. Yatağın kenarlarından üç veya daha çok parmağınız girebiliyorsa karyolaya tam olarak uyan bir yatak alın.

8. Metal parmaklıklarda sivri, çapaklı veya keskin herhangi bir kısım olup olmadığını düzenli olarak kontrol edin. Ahşap karyolalarda ise çatlak veya kıymık olmamasına dikkat edin. Karyolanın parmaklıklarında diş izleri görürseniz parmaklıkların üstünü plastik şeritlerle boydan boya kapatın (bunları çocuk mobilyası satan yerlerin birçoğunda bulabilirsiniz.).

9. Bebeğiniz küçükken karyola kenarlarına tampon yastıklarını yerleştirin. Bu yastıkların karyolayı çepeçevre sardığından ve kenarlara en az altı yerden sıkı bir biçimde bağlı olduğundan emin olun. Bebeğin boynuna dolaşmasına olanak vermemek açısından bu bağların en fazla 14 cm olmasına dikkat edin.

10. Çocuğunuz tutunarak ayağa kalkmaya başladığında kenar yastıklarını, oyuncak hayvanları, kısaca üzerine basarak dışarıya atlayabileceği herşeyi yatağın içindan çıkarın.

11. Eğer karyolanın üstünde dönence türü oyuncak varsa, bunun karyolaya sağlam bir şekilde takıldığından emin olun. Bu oyuncağın uzanamayacağı kadar yüksekte olması ve hangisi önce gelirse; 5 aylık olduğunda ya da oturabildiği zaman sökülmesi gereklidir.

12. Çocuk vücudunu el ve ayakları ile kaldırmaya başlar başlamaz, karyolaya asılan tüm oyuncakları kaldırın. Eli ile oynaması ve yakalaması için karyolaya gerilen "beşik jimnastiği" benzeri oyuncaklar çocuğunuzun çekmelerine ve yakalamalarına karşı dayanıklıdır ancak çocuk bunların üstüne düştüğü taktirde ona dolanabilir.

13. Düşmelerin en tehlikelisini önlemek için çocuğun karyolasını pencere yanına yerleştirmeyin.

GuReL
14-03-07, 01:42
BEBEK KOLTUGU


Yakın bir zamana kadar anne babalar bebekleri için otomobilde en emin yerin birisinin kucağı olduğunu düşünürlerdi. Fakat bugün biliyoruz ki, bebeğin birisinin kucağında olması kazaya daha yakın olması anlamında olmaktadır. Saatte yalnızca 50 km. hızla giden bir otomobilde bile yeni doğmuş bir bebek üç katlı bir apartmandan düşme hızına eşit bir hızla kendisini tutan bir kişinin kollarından fırlayabilir. Eğer bir emniyet kemeri kullanmıyorsanız bebeğiniz sizinle ön cam arasında ezilebilir.

Birçok devlet, çocukların özel dizaynlı emniyet iskemleleri içinde otomobile bindirilmeleri konusunda yasalar çıkarmışlardır. Böyle bir düzenleme getirmemiş bir ülkede bile, bebeğiniz için bir otomobil iskemlesi satın almanız yapmanız gereken en önemli alışverişlerden birisidir. Hatta bebeğinizi hastaneden, eğer otomobille eve götürecekseniz, kesinlikle bir otomobil iskemlesi olmadan ayrılmamalıdır.

Böyle bir otomobil güvenlik iskemlesi bebeğin vücut ağırlığı çarpma esnasında dağılacak ve bebeği herhangi bir çarpma esnasında arabadan fırlamayacak şekilde dizayn edilmiştir. Bir kazanın neye yol açacağını kestirebilmek mümkün değilse de, uzmanlar, güvenlik iskemlesinin uygun şekilde kullanılması halinde bebeğin hayatta kalma şansının son derece artacağını iyi bilmektedir.

Dogru sekilde yerlestirilen bir çocuk koruma sistemi, ölümcül yaralanmalari % 75, önemli yaralanmalari % 67 oraninda azaltacaktir. Avrupa da ailelerin yaklasik % 80 i çocuklarini bebek koltugunda güven altina almalarina ragmen bazi hatalar yapmaktadirlar. Avrupa daki pek çok arastirma göstermektedir ki, bebek koltuklarinin % 50 ile 70 i hatali yerlestirilmektedir. Ayrica, çok büyük oranda koltuk, çocuklarin büyümesi sonucunda küçük kalmasi nedeniyle, herhangi bir kaza aninda yaralanma riskini daha da arttirmaktadir.

İki tip güvenlik iskemlesi vardır. Birisi 10 kg dan daha az bebekler için dizayn edilmiştir. Bu tip güvenlik iskemlelerinde bebek koltuğa yerleştirildiğinde yüzü arabanın arka tarafına doğru gelir. Bu çok yararlı bir yerleşim şeklidir. Çünkü herhangi bir çarpma esnasında, çarpma şokunu bebeğin en güçlü olan kısmı, sırtı karşılayacaktır.

Güvenlik iskemlesi arabanın ön ya da arka koltuğuna yerleştirilebilir. Çoğu anne baba, en azından başlangıçta, bebeklerini seyahat esnasında etrafı görebilmesi için arabanın ön koltuğuna oturtmayı tercih ederler.

Diğer güvenlik iskemlesi ise doğumdan bebek yaklaşık 20 kg. oluncaya kadar kullanılabilen ayarlamalı iskemlelerdir. Bu iskemleler arkaya ya da öne bakacak şekilde ya da bebek ayakta durabilecek şekilde ayarlanabilir.

Bir güvenlik iskemlesi satın almak istediğinizde çarpma veya şok testi yapılmış bir standarda uygun olmasına dikkat etmelisiniz.

Avrupa daki pek çok motorlu araç kurumu, ailelere, bebek ve çocuk koltuklarini arka koltukta herhangi bir yere sabitlemelerini önermektedir. Buna bagli olarak, arka yöne çevrilmis olan bir bebek koltugu, hava yastigi olan ön yolcu koltuguna kesinlikle konulmamalidir ve ideal olarak arka koltuga yerlestirilmelidir. Aksi halde, bir kaza aninda hava yastigi açilacak, bebek koltugunun arka tarafina çarpacak ve hava yastigi gücü bebegin ciddi yaralanmasina neden olabilecektir. Bebek ve çocuk koltuklarinin çesitlerini; bebek koltuklari, çocuk koltuklari, yükseltme koltugu ve darbe emici yükseltme yastigi olarak siralayabiliriz.

Hangi iskemleyi seçerseniz seçin, kullanılması için gerekli talimatlara mutlaka uymalısınız. Eğer iskemle doğru olarak yerleştirilmez ve kullanılmaz ise bebek için tam anlamıyla yararlı olmayacaktır.

GuReL
14-03-07, 01:43
BEBEKLER FARKLI YUZLERI AYIRABILIRLER


Bebeğinizin yüzüne, gözlerine bakıp ne düşündüğünü anlamaya çalışmayın. O sizin sandığınızdan çok daha zeki, çok daha fazla düşünce kapasitesine sahip. Öyle ki bebekler farklı yüzleri yetişkinlerden çok daha kolayca ve ustalıkla ayırtedebiliyor

Bilim adamları, bebeklerin farklı yüzleri yetişkinlerden daha kolay ayırt edebildiğini belirledi.

Sheffield Üniversitesi ve University College London adlı yüksekokulun bilim adamları tarafından yapılan araştırmaya göre, 6 aylık bebekler, farklı insan yüzlerini, hatta iki farklı maymunu, daha büyük çocuklar ve yetişkinlerden daha kolay ayırt edebiliyor.

University College London dan Michelle de Haan, bunun, bebeklerin erken gelişen, ancak zamanla azalan bazı yetenekleri olduğunu ortaya çıkardığını söyledi.

Bebeklerin 6 ila 9 ayda algılamalarının en üst düzeyde olduğunu belirten de Haan, bebekler büyüdükçe beyinlerinin bilgileri süzmeye başladığını, algılama güçlerinin azaldığını kaydetti.

De Haan, Science dergisinde yayımlanan araştırmalarının, özellikle bir yaşına kadarki gelişmeleri kavramada önemli olduğunu söyledi.

Bilim adamları, 6 aylık 16 bebek, aynı sayıda 9 aylık bebek ve yetişkinle yaptıkları araştırmanın, otizm gibi gelişme bozukluğu olan çocuklarda daha erken teşhis ve müdahaleye imkan tanıyabileceğini belirtti.

Her gruba önce bir yetişkin ve maymunun renkli fotoğraflarını gösteren bilim adamları, daha sonra bu fotoğraflara bir insan ve hayvan fotoğrafı ekleyerek gruplara yeniden sundular.

Grupların yeni fotoğrafa bakma sürelerini videoya kaydeden bilim adamları, yüzlerindeki tanıma ifadesini de incelediler. Tüm gruplar insan fotoğrafları arasındaki ayrımları fark ederken, 6 aylık bebeklerin ayrıca maymun yüzlerini diğer gruplara göre daha kolay ayırt ettiği belirlendi.

GuReL
14-03-07, 01:44
BEBEKLER ICIN UYGUN OYUNCAKLAR


Oyuncaklarla dolu bir oda bebekler için bir gereksinim değildir. Bu demek değildir ki, yeni doğan bebeğiniz oyuncağa gereksinim duymaz. Boş bir beşiğe oturtulan bebek sıkıntı duyacaktır. Önemli olan yeni doğmuş bebeğin kısıtlı oranda fiziksel aktivitede bulunabileceği oyuncakları seçmektir.

"Oyuncak" sözcüğü, ifade ettiği fiziksel yeterliğe henüz ulaşmamış olan yeni doğmuş bebek için bir anlam ifade etmez. Yeni doğmuş bir bebek çıngırak sallayamaz, oyuncak ayısını okşayamaz ya da beşiğinin yanıbaşındaki oyuncak telefonunun kadranını çeviremez.

Her ne kadar yeni doğmuş bir bebeğin fiziksel yetileri kısıtlı ise de, yine de yeni doğmuş bir bebek görebilir, işitebilir, dokunabilir ve tad alabilir. Oyuncak seçerken, bu duyuları harekete geçirebilecek bir oyuncak almaya özen gösterilmelidir. Her ne kadar, yeni doğmuş bir bebek bir çıngırağı sallayamaz ise de salladığınız zaman işiteceği seslerden hoşnut olabilir. Ayrıca, yatağının başucundaki renkli bir oyuncağın rengi ve oyuncak bir ayının, bebeğin yanaklarına teması da bebeğe hoş bir duygu verebilir.

Anne babalar çocuklarına ne tür oyuncaklar almalıdırlar?

Yeni doğmuş bebeğiniz zamanının çoğunu beşiğinde ya da yatağında geçirdiği için, bu ortamı mümkün olduğunca ilginç ve hoş bir konuma getirmelisiniz. Parlak sert renkler yerine belli şekiller bebekler için daha enteresan olmaktadır. Unutmayınız ki üzerinde belli şekilleri olan yastıklar ya da hayvan resmi vs. olan eşyalar bebeğiniz için çok ilgi çekicidir. Sade renkli bir bebek yatağını hayvan resimleri, renkli balonlar ve geometrik şekillerle süslemek her zaman çok yararlı olacaktır.

Çoğu anne babalar, beşiğin ya da yatağın üzerinde sallanan bir oyuncak tutarlar. Bunlar çeşitli şekillerde olabilir. Böyle birşey seçerken bebeğin görüş açısını dikkate almalısınız. Bazı asılı oyuncakların bulunduğu seviye anne ve babaların görüşüne göre hoş dururken, bebeğin görüş mesafesinin dışına taşmış olabilirler. En kullanışlı hareketli oyuncaklar, bebeğin hareketli nesneyi tam ve kolayca görebildiği oyuncaklardır. Bazı asılı oyuncaklar, siz ninni söylerken bir düğmeye basmak suretiyle hareketlendirilebilir.

Çok önemlidir: Güvenlik açısından, hareketli bir oyuncak bebeğin ulaşamayacağı bir mesafede olmalıdır.

Bebekler müzik dinlemekten hoşlanırlar. Yeni doğmuş bebeğiniz bir müzik kutusunun sesini duymaktan çok hoşlanacaktır. Kimi zaman radyodaki yumuşak bir müzik bile bebeğinizin çok hoşuna gidecektir.

Bazı anne babalar, bebeklerinin yatağına içi doldurulmuş oyuncaklar ve oyuncak hayvanlar koyarlar. Bebeğinizin bu oyuncakları kavrayıp oynamasına izin vermelisiniz. Yine enteresan desenli bir oyuncak, sade bir oyuncağa nazaran daha çekici olacaktır. Eğer bebeğinizin yatağına içi doldurulmuş oyuncaklar koyarsanız, bebeğinizin bunlara dokunmasından çekinmeyin.

Bebeğin yatağına ya da iskemlesine hatta otomobil içine asılabilen çeşitli oyuncaklar vardır. Bu tip oyuncaklar genellikle ilginç şekillerde ve çekici renklerde imal edilmiştir. Yeni doğmuş bir bebek bunlara ulaşamaz ama bunları seyretmekten büyük bir haz duyar. Oyuncakçı dükkanına ilk girdiklerinde oyuncak seçmek anne ve babalar için çok zordur. Binlerce çeşit oyuncak arasından seçim yapmakta güçlük çekerler. Büyük oyuncak firmaları, oyuncakların etiketlerine hangi yaştaki çocuklar için uygun olduğunu yazarlar.

Eğer böyle bir firmanın oyuncaklarını seçmişseniz, yaş sınıflandırmasına güvenebilirsiniz. Bununla beraber, bebeğiniz için güvenli olup olmadığını ve bebeğinizin boğulmasına neden olup olmayacağını kontrol etmelisiniz.

Bebeğinizi Asla Yalnız Bırakmayın! Bebeğinizi evde ya da dışarıda yalnız bırakmak tehlikelere davetiye çıkarmaktır. Güvenilir bir bebek bakıcısı bulamıyorsanız, bebeğinizi de birlikte götürmelisiniz.

GuReL
14-03-07, 01:45
BEBEKLERDE DUYGUSAL BAGLANMA


Ana baba ile çocuk arasındaki bağlanma bebeğin doğmasından uzun bir süre önce başlar. Bir çift, kadının gebe olduğunu farkettiginde, doğacak çocuk için ad bulmak amacıyla kitaplar karıştırılır. Bir çocuk odası hazırlanır. Doğum mütehassısına gidildiğinde bebeğin kalp atışları dinlenir. Planlar ve düşler kurulur, korkular ve umutlar yaşanır. Ve sonunda beklenen gün gelip çatar. Sancılı ve zahmetli bir doğumdan sonra ödüllerin en büyüğü kazanılır.

Bağlanma, ana baba ile çocuk arasındaki ilişkiyi karakterize eden ruhsal bağların ve yüklenimlerin karmaşık bir dizisidir. Bir bebek dünyaya gözünü açtığı sırada, ana babanın tarafında zaten güçlü bir ruhsal bağ oluşmuş durumdadır. Bu bağ, bazıları için diğerlerinden daha güçlüdür. Doğumu izleyen birkaç ay içinde bebek, koruma, sevgi ve rehberliği birleştirmeyi öğrenmesinde kendisine yardım eden kişi veya kişilere bir yakınlık geliştirmeye başlar.

Eğer bebeğiniz sağlıklı ise bağlanma süreci derhal başlar. Çoğu bebeklerde, doğduktan sonra bir ya da iki saat süren bir uyanıklık dönemi söz konusu olmaktadır. Bu dönem, ana baba ile çocuk arasında birbirini tanımanın başlaması için özellikle uygun bir zamanı oluşturur, insanlar arasındaki bağlanmanın kritik bir döneminin bulunup bulunmadığı bilinmemektedir. Ancak önemli olan nokta bu sürecin "ne zaman" gerçekleştiği değil, "gerçekleşip gerçeleşmediği"dir: Bağlanma erken veya geç ortaya çıkabilir. Ama en önemlisi bunun sonunda gerçekleşmiş olmasıdır.

Bir ana baba bebekleri ile bağlanmak için nasıl bir yol izlerler? Bağlanma için hazır bir reçete verilemez; tıpkı birine, nasıl seveceğinin söylenememesi gibi. Bağlanma ana baba ile çocuk arasında her gün gerçekleşen sevgiyle örülmüş davranışlar sırasında gelişir.

Bir anne bebeğine şefkatle dokunur. O dokunuş yeni bebeğe zevk veren bir olaydır. Bebeğin yanağına dokunulunca bebek annesinin yüzüne veya göğsüne doğru döner ve memeye burnunu sürtmeye ve emmeye başlar. Bu yalnızca süt üretimini uyarmakla kalmaz. Aynı zamanda güçlü bir ruhsal uyarılma da sağlar. Bebek meme ya da biberonu emerken annesinin gözlerinin içine bakar. Bebek ağlar ve annesi ya da babası onu kucağına alır, yanağını okşar ve onunla yumuşak sakinleştirici bir sesle konuşur.

Bağlanmanın önemi hastaneler ve sağlık alanında çalışanlar tarafından iyi bilinir. Bu nedenle çoğu hastane yeni ana baba olanlara zamanlarını bebekleri ile geçirmeleri için sınırsız fırsatlar yaratmaktadır. Ancak, bebeğiniz prematüre ya da ciddi biçimde hasta olarak doğmuşsa durum farklı olacaktır. Böyle doğan bebekler muhtemelen bir kuvöze konulacak ve yaşam işaretlerini izleyen makinelere bağlanacaktır. Ayrıca damariçi (entravenöz) ve besleme tüplerinin de kullanılması gerekebilir.

Bebeğinizi kucaklamak ve hatta beslemek olanağınız bile bulunmayabilir. Ancak, yine de onunla olabildiğince bol bir zamanı birlikte geçirmeye teşvik edileceksiniz. Bebeğinizin cildini okşayabilir, minicik elini avucunuza alabilir ve sesinizle ağlamasını dindirebilirsiniz. Bu durum ideal bir bağlanma ortamını oluşturmaz ancak bu sınırlı temas bile hem siz, hem bebeğiniz hem de aranızda kurulacak son ilişki için önemlidir.

Bebeğinizi hastaneden eve getirmenizden sonra da bağlanma süreci devam eder. Hastanede, bebek ağladığında cevap veren genellikle bir hemşire olmuştur. Şimdi ise görevi siz devralmış bulunuyorsunuz. Bebeği her 2 ile 4 saatte bir meme vererek ya da biberonla besliyor ve bu sırada onu kucaklıyor, okşuyor, rahatlatıyorsunuz, sizden başkası tarafından yerinden kaldırılması durumunda bebek ağlayabilir. Birkaç hafta sonra bebeğinizin sesinizi tanıdığını ve ona cevap verdiğini fark edebilirsiniz. Karnı ağrıyan bebeğiniz ağladığında siz, saatler sürdüğünü sandığınız bir sürede ona ulaşmaya çabalarken o kendisi ile ilgilenen birinin varolduğunu öğrenir, işte sizinle bebeğiniz arasında yaşam boyu sürecek ve sevgi ile örülmüş normal bir ana-baba-çocuk ilişkisinin temeli niteliğindeki bağların oluşması ilk birkaç aylık dönem içinde bu şekilde gerçekleşmektedir.

Ana babalar için henüz gebelik aşamasında iken, yaşamlarına girecek ve onu değiştirecek bu yeni insanı sevip sevemeyeceklerini merak etmeleri pek seyrek rastlanmayan bir olgudur. Doğumdan sonra bile çoğu kez bir anne ya da baba bebeğine bakıp ona karşı içinde bir sevgi selinin aktığını duymayı bekler, ama aksine ya hiçbirşey duymayabilir, ya da daha kötüsü, bir hayal kırıklığı ve hatta hoşnutsuzluk hissine kapılabilir.

Bebeğinizi hemen sevmeye başlamamışsanız kendinize fazla kızmayın. Anne veya baba olmak asla kolay bir iş değildir ve bazen büsbütün yorucu olabilir. Bebeğinize olan sevgi, aşama aşama ortaya çıkar. Yine belirtelim, bebeğinizle birbirinize bağlandıkça, her üçünüz de birbirinizi tanıdıkça, odaya girdiğinizde bebeğinizin gözlerinin parladığını gördükçe, ya da bebeğiniz size ilk kez gülümsediğinde, onu sevdiğinizi anlayıvereceksiniz.

GuReL
14-03-07, 01:45
BEBEKLERDE OKSURUK


Bebeğinizin bitip tükenmek bilmeyen öksürüğü canınızı mı sıkıyor? Bu yazıyı dikkatlice okuyun..

Uzun süreli öksürüğün farklı nedenleri olabilir

• Bronşlara yabancı bir cismin kaçması. Örneğin bir düğme veya bir fındık olabilir bu. Yanlış yere giden cismin yol açacağı öksürük, çoğunlukla birden bire başlar ve yoğun ile hafif arasında değişir. Bazen balgam ve ateş de yapar. Cisim organik, yani bir besin maddesi ise vücut bunu parçalar, ancak organik değilse doktor müdahalesi şart.

• Alerji. Çocuğunuz, toz veya kuştüyü içeren ev eşyaları gibi, belirli bir şeye karşı alerjisi olabilir. Öksürük sadece ilkbahar ve yaz aylarında ortaya çıkıyorsa, bu polenlere karşı bir alerjiye işaret eder. Alerji testleriyle, etken bulunur bulunmaz, çocuğunuzu alerjen maddelerden mümkün olduğunca uzak tutun.

• Kirli hava. Çocuğunuz sigara içilen bir odada veya sık sık kirli havanın yoğun olduğu dış ortamlar da bulunması da nedenler arasında.

• Gizli boğmaca. Boğmaca her zaman kusma ve boğucu öksürük belirtileri göstermez. Bazı boğmaca türlerinde sadece uzun süreli bir öksürük görülür.

GuReL
14-03-07, 01:46
BEBEKLERIN REFLEKSLERI VE TEPKILERI


Yeni doğan bebeğinizin hareketleri reflekslerle yönetilmektedir. Yanağını okşarsanız bebek uyarılacak ve emmeye çalışacaktır. Ayak tabanlarına değerseniz dizleri ve ayakları bükülecektir. Birden bir gürültü çıkarırsanız bebeğinizin başı geriye düşecek, boynu uzayacak ve kollarıyla bacakları dışa doğru sallanıp hızla geri gelecektir.

Tüm normal bebekler, istemli motor işlevleri denetimi ele aldıkça önceden bilinen bir sıra içinde kaybolan yine önceden bilinen reflekslerle birlikte doğarlar. Ancak, refleks cevaplarının eksikliği olası bir nörolojik sorunu haber verebilir. Yeni doğan bebeğinizin hastanede yapılan muayenesinin bir kısmı, çeşitli reflekslerin ve yanıtların aydınlığa çıkarılması girişimlerini içerir.

Her ne kadar uykusu gelen ya da yeni beslenmiş bir bebekte daha zayıf olarak görülse de, tüm normal bebekler bu tepkileri veriyor olmalıdır.

"Mora refleksi" yeni doğan bebeklerde görülen en sık ve en önemli tepkilerden biri olup, bebeğiniz yüksek bir ses işitince, pozisyonu ani bir hareketle değiştirilince ya da sert bir harekete maruz kalınca ortaya çıkmaktadır. Bebek ürker, kendini arkaya doğru gerer ve başını geriye atar. Aynı anda kol ve bacaklarını uzatır ve sonra derhal ani bir hareketle vücuduna doğru çeker. Ağlar, sonra ürkerek sarsılır ve sonra bu sarsılmadan dolayı yeniden ağlar.

Bebeğinizi sakinleştirmek için, vücudunun herhangi bir bölgesini sürekli, ama nazik bir şekilde okşayın. Bu arada, kolunu omuzu hizasından bükülmüş şekilde sağlamca tutarsanız bebek sakinleşecektir. Moro refleksi genellikle bebek üç aylık olduğunda kendiliğinden kaybolur.

Bebeğiniz okşamalara karşı çok çeşitli tepkiler verir. Avucunun içini veya ayağının tabanını okşarsanız parmağınıza yapışacaktır (palmar veya plantar yapışma). Bebek ne kadar prematüre doğmuşsa bırakmakta da o kadar daha isteksiz olacaktır. Ayağının ya da elinin üstünü okşarsanız kol ve bacaklarını çekecek, vücudunu yuvarlatacak ve yine parmağınıza yapışacaktır. Palmar yapışma çocuk 6 aylık olunca, plantar yapışma da 10 aylık olunca ortadan kalkar.

"Arama ve emme", bebeğinizin önemli reflekslerinden ikisini oluşturmaktadır. Bebeğin yanağının okşanması arama refleksinin ortaya çıkmasına neden olur. Bebek kendini okşayan nesneye yönelir ve memeyi aramaya başlar. Bunu, emme refleksi izler ve bebeğin ağzının okşanması ile başlatılabilir. Bebeğin ağzının içi bu reflekse en duyarlı olan bölgedir. Emme ve arama refleksleri genellikle, bebek 4 aylık olunca sona erer. Ancak 7 ay boyunca bebekte uyku sırasında ortaya çıkmaya devam ederler.

"Tonik boyun refleksi", bebeğiniz sırtüstü durumda iken ve başı yana çevrilmişken görülür. Bebek, vücudunu yüzünden uzaklaştıracak şekilde gerilir, yüzünün tarafında bulunan kolu uzarken diğer kolu kasılır ve bacakları yukarı çekilir.

Her ne kadar yeni doğanlarda bulunmaktaysa da bu refleks 2 aylık bebeklerde daha belirgindir. Genellikle altıncı ayda kaybolur.

Yeni doğan bebeğinizin "yönelme tepkisi", çevresindeki değişime gösterdiği bir tepkidir, örneğin, bebek yeni bir şey duyar veya görürse uyanıklığı artar, faaliyeti azalır. Başı uyarının merkezine doğru çevrilebilecek ve kalp atışları değişecektir. Bebek tanıdığı bir uyarana uyum sağlarsa kalp atışı yavaşlar; uyaran alışık olmadığı bir nesne ise kalp atışı hızlanır.

Bir bebek kendisini birçok tepki ve refleks nedeniyle koruma yeteneğine sahiptir. Güçlü bir "gag refleksi" nedeniyle, yeni doğan bebeğiniz nefes borusunu açık tutmasına yardımcı olmak amacıyla balgam tükürme yeteneğine sahip olmaktadır. Bebeğin vücudunun bir kısmı soğuk havaya maruz kalacak olursa, tüm vücudunun rengi ve sıcaklığı değişecek, bebek kol ve bacaklarını vücuduna doğru toplayarak soğuğa maruz kalan yüzey alanını azaltmaya çalışacak ve sıcak kalma çabası içinde titremeye ve ağlamaya başlayacaktır. Ayrıca kuvvetli bir "göz kırpma refleksi", bebeğin gözlerinin parlak ışıktan korunmasını sağlamaktadır.

Yeni doğan bebeğiniz ağrıyı en az sizin kadar sevmemektedir ve ondan kaçınmak için gereken her şeyi yapmaya hazırdır, örneğin, bebeğin bacağını acıtırsanız bacağını uzağa kaçıracak, bu yetmezse diğer ayağı ile sizi uzaklaştırmaya çalışacaktır.

Yeni doğan bebeğinizin refleksleri yok olsalar bile -ki çoğu yaşamın ilk yılı içinde kaybolur- yararlarının pek kısa vadeli olduğu söylenemez. Yapılan araştırmalar, bebeğinizin beyninin bu ilk reflekslerden öğrendiği bilgileri sakladığını göstermektedir, örneğin, bebekler doğrulmaya çalışırken bu hareket, başarısız bile olsa, muhtemelen onların uzak (mekân) kavramının gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Benzer şekilde, güçlü tonik refleks bir bebeğin, vücudun her iki yanını ayn ayrı kullanmayı ve ellerinden içgüdüsel değil istemli olarak yararlanmayı öğrenmesine yardımcı olur.

GuReL
14-03-07, 01:47
BEBEKLERİ GÜRÜLTÜDEN UZAK TUTUN


Gürültülü kent yaşamının yeni doğan farelerin beynindeki işitme duyusunun gelişmesini olumsuz etkilediği saptandı. Farelerdeki bu durumun insanlarda da söz konusu olup olmadığı henüz açıklık kazanmadı.


Science dergisinde yer alan araştırma raporunda, gürültülü kent yaşamının bebeklerde işitme duyusu ve konuşma yeteneği üzerinde belli bir dönem için etkili olabileceği belirtildi.


ABD’deki California Üniversitesi’nde denek hayvanları üzerinde yapılan bir araştırmada, gürültülü kent yaşamının yeni doğan farelerde beyindeki işitme duyusunun gelişmesini olumsuz etkileyebildiği saptandı.


Gürültülü ortamın, yeni doğan farelerde iki-üç hafta içinde gelişmesi gereken işitme duyusuyla ilgili sinirlere engel oluşturduğu belirlendi. Gürültülü ortamda bulunmayan yeni doğan farelerde ise beynin işitmeyle ilgili bölgesinde sinirlerin daha işlevsel olduğu ve sese karşı duyarlılığın daha fazla geliştiği gözlendi. İşitme duyusu gürültüden olmusuz etkilenen farelerin, ses tonlarını birbirinden ayırmada zorluk yaşayabildikleri kaydedildi.


Farelerdeki bu durumun insanlarda da söz konusu olup olmadığı henüz açıklık kazanmadı.


Science dergisinde yer alan araştırma raporunda, gürültülü kent yaşamının bebeklerde işitme duyusu ve konuşma yeteneği üzerinde belli bir dönem için etkili olabileceği belirtildi. Gürültülü ortamdan etkilenen denek hayvanlarında, daha sonraları beynin normal olarak gelişebildiği gözlendi.

GuReL
14-03-07, 01:49
BELIRSIZ UREME ORGANLARI


Belirsiz üreme organları birçok şekilde kendini gösterebilir. Bazen, rahim içindeyken aşırı miktarda erkek hormonuna maruz kalmış bir dişi bebek, yumurtalıkları (over) mevcut, ancak erkek benzeri üreme organlarına sahip görünerek doğabilir (dişi psödohermafroditizmi).

Erkek, teslisleri mevcut ama üreme organları belirsiz ya da tamamen dişi olarak gelişmiş biçimde doğabilmektedir (erkek psödohermafroditizmi).

Bazı bebeklerde hem överler, hem de testiküller ve cinsiyeti belirsiz üreme organları bulunabilir (gerçek psödohermafroditizm).

Üreme organlarının belirsiz cinsiyette gelişmesinin çok sayıdaki nedenleri arasında tümörler, kromozom anomalileri ve hormonların aşın ya da eksik olması sayılabilir.

Tedavi

Yeni doğan bir bebeğin cinsiyeti kesin olarak anlaşılamıyorsa, bebek hormonal problemleri alanında uzman bir hekime derhal başvurulmalıdır.

Ancak ayrıntılı bir test ve değerlendirmeden sonra doğru bir teşhiste bulunulabilir ve çocuğun gerçek cinsiyeti saptanabilir.

Bu durum yeni doğanın gelecekteki yaşamı ve ruhsal sağlığı üzerinde önemli etkileri olacak ciddi bir sorundur.

Penis büyüklüğünün artırılması için erkeklere hormon tedavisi uygulanabilir. Ayrıca rekonstrüktif ameliyatlar da yapılabilmektedir.

GuReL
14-03-07, 01:52
BEZ PISIGI


Bebeklerin çoğunda bez altında isilik meydana gelebilir; hatta bazıları hastaneden eve geldiklerinde bile bezleri altında hafif bir pişik olabilir.

Belirtiler : Bebek bezi ile kapatılan bölge altında isilik oluşması.

Her ne kadar iyi bakılmayan bir bebekte büyük bir ihtimale bez pişiği meydana gelirse de, bez altında meydana gelen bu isilikler bebeğin iyi bakılmadığı anlamına gelmez. Bu yalnızca bebeğin hassas bir cildi olduğu anlamına gelir.

Bez pişiğinin birbirinden farklı birçok nedeni olabilir. Tipik, bez pişiğinin nedeni, yeni doğmuş bebeğin cildinin idrar ve dışkıyla temasa tepki göstermesidir. Bu tür pişik genellikle hiçbir tedavi gerektirmeden geçer.

Bebeklere herhangi bir mantar enfeksiyonu bulaşabilir. Enfeksiyon, bebeğin poposunda ve cinsel organı çevresinde sınırlar oluşturacak şekilde parlak, kırmızı lekeler şeklinde ortaya çıkar, çok rastlanan bu pişik doktor tarafından özel bir merhemle tedavi edilebilir. Bu tür pişikler nüksetmeye eğilimlidir.

Tedavi

Eğer bebeğinizde bez pişiği varsa, yapılacak ilk şey daha sık bez değiştirmek ve her bez değiştirdiğinizde bu isilikli bölgenin tamamını yıkamak olabilir, bebeğin altını kuru tutmak için plastik külot kullanıyorsanız, pişik tamamiyle ortadan kalkana kadar bu tür plastik külotlar kullanmamaya dikkat edin. Pişik olan bölgeye günde birkaç kez vazelin veya çinko oksit merhemi de sürülebilir. Eğer pişik çok inatçı ve ciddi ise belli bir süre içinde yüzde 0.5 ila 1 oranında hidrokortizon kullanılabilir.

İnatçı bir bez pişiği için çoğu doktorlar bebeğin bezinin çıkarılmasını ve pişik olan bölgenin havalandırılmasını önerirler. Bu çok zor bir işlem olabilir ama genellikle işe yarar.

GuReL
14-03-07, 01:54
BINGILDAK (FONTANEL)


Her bebek kafasının üst kısmında yumuşak bir bölümle (bıngıldak) doğar. Bu, doğum esnasında bebeğin oldukça dar olan doğum kanalından kolayca geçmesini sağlar. Bu şekilde bebeğin başı bu kanaldan kolayca geçebilir.

Kafatası kemikleri birbirine iyice yapışık bir bebek başının böyle bir kanaldan geçmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, bebeğin kafasının üst tarafında, dört parça kafatası kemiğinin henüz birbirine birleşmediği yumuşak bir kesim (bıngıldak) vardır.

Bıngıldak büyüklüğü çok değişiktir. Genellikle en geniş bıngıldak, en geç kapanandır. Bazı bebeklerde kafatası kemikleri doğumdan dokuz ay sonra birleşir. Bazılarında ise bu süreç iki yılda tamamlanır. Ortalama oniki ila onsekiz ay arasındadır.

Yeni anne babalar bu yumuşak kesimden çok endişelidirler. Bazı anneler, bebeğin beynine zarar vereceği korkusu ile bu bölgeyi yıkamaktan çekinirler. Aslında, bebeğin beyni normal bir şekilde yıkamaya karşı koruyucu bir zar ile bu bölgede korunma altına alınmıştır. Bu koruyucu zar bir keten kumaş kadar sağlamdır. Bebeğin başına yavaşça dokunmak ya da yıkamak bu yüzden anne babalar için hiç de o kadar korkutucu olmamalıdır.

Bazen bu yumuşak bölgede bir nabız atışı hissedebilirsiniz. Bu endişelenecek bir şey değildir. Bununla beraber, eğer bir şişlik ya da çökme farkederseniz, özellikle bebeğinizin normalden farklı davranışları olduğu durumlarda, hemen aile doktorunuzu ya da herhangi bir çocuk doktorunu aramalısınız.

GuReL
14-03-07, 01:55
BOSANMANIN COCUKLARA ETKISI


Boşanmış çiftlerin çocukları daha fazla uyuşturucu kullanıyor. Evliliği ve çocuk sahibi olmayı istemiyor.
ABD’de yapılan bir araştırma, boşanmanın çocuklarda yarattığı travmanın, çocuğun kendi ailesini kurarken bile etkili olduğunu ortaya koydu. Türkiye’de yapılan araştırmalar ve psikiyatristlere göre bizde de durum farklı değil. Berkley Üniversitesi’nden Judith Wallerstein’in, boşanmış ebeveynlerin çocuklarını, yetişkinliğe kadar inceleyen araştırması, San Fransisco’da 100 çocuk üzerinde yapıldı. 25 yıl süren araştırmada, ebeveyni boşanmış çocukların yanı sıra, bu çocuklarla arkadaşlık eden fakat kendi aile ilişkileri iyi olan 44 çocuk ve aileleri de incelendi.

Evlilik oranı düşük

Araştırma sonuçlarına göre iyi aile bağlarına sahip olan çocukların yüzde 80’i evlenirken, boşanan ailelerin çocuklarında bu oran yüzde 60’a düşüyor. Birinci guruptakiler yüzde 61 oranında çocuk sahibi olurken, ikinci grupta oran, yüzde 38. Ayrıca ikinci gruptakilerin yüzde 17’si evliliğini devam ettirmeyi başaramıyor. Diğer çarpıcı sonuç ise, boşanmış ailelerin çocuklarının erken evlenmeye eğilimli olması. Buna rağmen, boşanan ailelerin çocuklarının yüzde 57’si bu erken evliliklerini sürdüremiyor. Diğer grupta boşanma oranı yüzde 25.

Baba desteği yok

Yüksek öğrenim sırasında aileden alınan maddi destek de iki grup arasındaki farklılıkları ortaya koyuyor. Boşanmış ailelerin çocuklarının yüzde 29’u yüksek öğrenim sırasında babalarından maddi destek alıyor; diğer grupta bu oran yüzde 88. Ortaya konan bir başka gerçek ise boşanmış ailelerin çocuklarının yüzde 25’inin 14 yaşından önce içki ve uyuşturucuyla tanışmaları. İyi aile bağlarına sahip çocuklarda bu oran yüzde 9.

Wallerstein, boşanmalarda çocuk ne kadar küçük olursa, travmanın da o kadar şiddetli olduğunu vurguluyor.

GuReL
14-03-07, 01:56
BUYUK DAMARLARIN TRANSPOZISYONU


Büyük damarların transpozisyonu, kalpten çıkan iki arterin (atardamarın) transpoze olmaları, yani normal yerlerinde bulunmamaları ile karakterize karmaşık bir doğumsal kusurdur.

Bu durum mevcutsa vücuttan kalbe dönen kan akciğerlere geçemeden yeniden vücuda pompalanmış olur.

Transpozisyonlu bebekler mor renktedir (ciddi siyanotik) ve acil tıbbi müdahale gerektirirler.

Bu sorunun çözülmesi için birçok cerrahi yöntem mevcuttur.

GuReL
14-03-07, 01:56
BUYUME-GELISME KARTLARI


Bebeklerin ve çocukların büyüme ve gelişmelerinin takip edilmesinde kullanılan büyüme kartları (persentil eğrileri) geniş çaplı araştırmaların sonuçları dikkate alınarak geliştirilmiştir. Bu kartlar yardımı ile bebeklerin gelişimi takip edilerek büyüme - gelişme geriliği olup olmadığı araştırılabilir. Aşağıda 0-3 yaş ve 2-18 yaş arası döneme ait büyüme eğrileri görülmektedir.

0-3 Yaş arası kız bebeklere ait büyüme eğrisi

0-3 Yaş arası erkek bebeklere ait büyüme eğrisi

2-18 Yaş arası kız çocuklara ait büyüme eğrisi

2-18 Yaş arası erkek çocuklara ait büyüme eğrisi

Bu eğrilerin kullanımı:

- size uygun tabloyu açtıktan sonra bebeğinizin yaşına ve kilo veya boyuna uygun gelen yeri seçin.

- her ikisinin kesiştiği nokta işaretlenir,

- eğri sağa doğru takip edilerek işaretlediğiniz noktanın hangi yüzde aralığına ait olduğu bulunur.

- örneğin boy uzunluğunu eğri üzerinde %80 olarak buldunuz, bu değerin anlamı bebeğinizin kendi ile yaşıt 100 bebek arasında ilk 20 de yer alacağı şeklinde yorumlanır.

- bulduğunuz yüzde değeri 25-75 arasında ise normal, 25 den küçük ise büyüme geriliği olarak düşünülebilir, ancak bu düşüncelerin hekim muayenesi ile doğrulanması gerekir.

GuReL
14-03-07, 01:57
BİLGİSAYAR VE ÇOCUĞUNUZ


Çocuğunuz evde geçirdiği zamanlarda bilgisayar başından kalkmıyorsa, dışarda arkadaşlarıyla oynamak yerine atari salonlarına gidiyorsa onu azarlamak yerine çocuğunuzla kurduğunuz iletişimi gözden geçirmeniz gerekir.


Günümüzde anne ve babaların çocukları hakkında yaptıkları olumsuz eleştirilerin başında bilgisayar oyunları geliyor. Ebeveynler saatlerce bilgisayar başında kalan çocukları için kaygılanmakta ama onları bu alışkanlıktan nasıl kurtarmaları gerektiğini de bilmemektedirler. Eğer çocuğunuz evde bilgisayar başından kalkmıyor veya dışarı çıktığı zaman atari salonuna gidiyorsa probleme tek taraflı bakmak doğru değil.


Bu durumda anne ve babanın da suçu var demektir. Mesela, çocuğunuzu eve bağlayan onu mutlu edecek bir şey olmadığı için zamanını bilgisayar başında geçiriyor olduğunu unutmamak gerekir. Bu yüzden çocuğunuzla diyalog kurmaya çalışın. Onu evden ya da dışardaki ardadaşlarından soğutan sebepleri öğrenmeye çalışın. Çocuğunuzla bilgisayarı nasıl kullanacağı hususunda onunla konuşun, almak istediği CD leri beraber seçerek onun dünyasına yakın olun. Burada ne aldığını, okulda arkadaşlarının hangi CD leri tercih ettiğini bilmeniz önemlidir, unutmayın.

GuReL
14-03-07, 02:02
CILTTE PULLANMA (YENIDOGAN)


Halk arasında konak da denilen, pullanma (sebore egzaması) her yaşta ortaya çıkabilecek çok rastlanan bir problemdir, ancak bebeklik ve ergenlik döneminde daha çok rastlanır. Pullanma çoğunlukla bebeğin hayatının ilk ayında başlar ve çocuk ilk yaşına girene kadar problem olarak devam edebilir. Bunun nedeni bilinmemektedir.

Eğer bebeğinizde pullanma varsa, ilk dikkatinizi çekecek şey muhtemelen, saçlı deri üzerinde kirli bir görünüm veren kuru ve pul pul lekeler olacaktır. Pulcuklar üzerinde sarı bir kabuk oluşabilir, saç, kaş, kirpik, burun ve kulak çevresinde bazı pul pul lekeler dikkatinizi çekebilir. Bazan döküntüler o kadar ciddidir ki tüm vücudu etkileyebilir.

Belirtiler: Saçlı deri üzerinde pul pul kabuklanma.

Tedavi

Pullanma genellikle diğer birçok pişikten daha az bir süre kapsar ve tedaviye cevap verir. Hafif pullanma için en iyi tedavi pullanmış bölgeyi su ve sabunla yıkamaktır. Pullanmış bölgeleri yağlamak, bebeğin saçını antisebore bir şampuanla yıkamak ve pulcukları yumuşak bir diş fırçasıyla kazımak da yararlı olabilir.

Eğer iyileşme olmazse bebeğinizin doktoru pullanmış bölgeyi ortadan kaldırmak için tıbbi bir tedavi tavsiye edebilir. Bebek birkaç aylık olduktan sonra pullanma genellikle bir problem olmaktan çıkar.

GuReL
14-03-07, 02:12
CINSIYET ORGANI KUSURLARI


Erkekler

Yeni doğan erkek bebekte skrotum (testis torbası) nispeten büyüktür. Skrotumun büyüklüğü kalçadan doğum sonucunda artabilir. Ayrıca, yeni doğan bir zenci bebeğin skrotumu genellikle, derisinin diğer kısımlarından daha önce koyu bir renk kazanmaktadır. Yeni doğan bir bebeğin penisinin ereksiyon haline geçmesi seyrek olmayan bir durumdur. Yeni doğan yavrunuzun penisinin sünnet derisini tamamen geri çekemiyorsanız endişe etmeyin. Deri genellikle hâlâ penisin ucuna bağlı durumdadır ve asla geriye doğru zorianmamalıdır.

Bu karakteristik niteliklerin hiçbiri bir tehlike işareti değildir. Ancak, erkek genital organlarında anomaliler görülmesi de seyrek bir olay değildir ve bazıları tedavi gerektirir.

"Fimozis", sünnet derisinin.sünnetsiz penisi kaplayan deri kıvrımının geri çekilmesini (penis başının dışarı çıkmasını) olanaksız kılacak şekilde dar olmasıdır. Bu kusur ya doğuştan olur, ya da bir enflamasyon sonucunda ortaya çıkar. Giderilmesi için bazen küçük cerrahi müdahaleler gerekebilir.

"Parafimoz", sünnet derisinin çok fazla büzülüp kalıcı olarak çekilmiş olarak kalması durumudur. Bu durum ciddi ve ağrı verici bir şişliğin oluşmasına yol açar. Erken belirlenmesi durumunda penisin ucuna nazik ama tok şekilde basınç uygulanarak şişliğin azaltılması ve sünnet derisinin geri getirilmesi yoluyla tedavi edilebilir. Bazen sünnet yapılması gerekli olur.

"Teslislerin yerine inmemesi", doğum sırasında testislerin birinin ya da her ikisinin birden skrotum içine inmemiş olması durumudur. Testis karın içinde yanlış biryere yerleşmiş olabileceği gibi tamamen noksan da olabilir. Testisin mevcut olmaması durumuna seyrek rastlanır ve bu durum genellikle, cinsiyet özellikleri belirsiz olarak doğan çocuklarda görülür.

Testisler normalde doğumdan iki ay önce, karın kasları içindeki küçük bir delikten geçmek suretiyle böbrek yakınlarındaki bir bölgeden skrotum içindeki normal konumlarına inerler. Zamanında doğan 30 bebekten yaklaşık birinde bu olay gerçekleşmemektedir. Testislerin yerlerine inmemesi durumunun ensidansı (görülme oranı), 2200 gramdan hafif doğan prematüre bebeklerde %17 ye, 900 gramdan hafif bebeklerde ise %100 e kadar yükselmektedir, çünkü testisler gebeliğin yedinci ayına kadar yerlerine inmemektedir.

Vakaların %30 una kadar olan kısmında her iki testis de aynı durumda bulunmaktadır.

Bazen inmemiş durumdaki testislerin yerine inmesi için hormon verilir. Ancak, söz konusu testis çocuk bir yaşını dolduruncaya kadar yerine inmemişse artık kendiliğinden inmeyecek demektir ve sorunun çocuk 12-15 aylıkken cerrahi müdahale ile giderilmesi gerekli olur. Bu durumdaki erkek çocuk, karın kaslarındaki delik gerektiği gibi kapanmayacağından ayrıca bir fıtık sorunuyla da karşılaşabilir, işte bu nedenle de ameliyat önemli ve gerekli bir girişimdir. Böyle durumlarda barsaklar ya da idrar kesesi kas deliğinden kayarak sıkışabilirler. Ameliyat, çocuk hastaneye yatırılmaksızın yapılabilmektedir. Bazen bir testis büzülmüş ya da erimiş (atrofıye uğramış) olabilir ki, bu durumda o testisin alınması öngörülür.

Tedavi edilmeden bırakılırsa, yerine inmemiş teslisler, özellikle her iki testisin de böyle olduğu durumda, yetişkin çağında kısırlığa yol açabilmektedir.

Teslisleri yerine inmemiş olarak doğan bir erkek bebekte genellikle 20 ya da 30 yaşlarına geldiğinde testis kanseri gelişmesi riski söz konusudur. Durumun düzeltilmesi bu riski ortadan kaldırmaz, ancak muayeneyi kolaylaştırır ve şayet bir tümör mevcutsa bunun erken teşhis edilmesine olanak sağlar.

"Hipospadyas" yaklaşık olarak her 500 doğumdan birinde görülmektedir. Bu konjenital kusurda, uretra deliği penisin ucundaki normal yerinde bulunmaz. En hafif biçimde bu delik hemen penisin alt yüzeyinde, en ileri derecesinde ise skrotuma kadar inmiş olarak bulunabilir.

Hipospadyasın derecesi ne kadar ileriyse penis o kadar eğridir. Hipospadyaslı olarak doğan erkek çocukların yüzde onunda teslislerin yerine inmediği de görülmektedir.

Hipospadyas cerrahi yolla tedavi edilir. Cerrahi düzeltim için sünnet derisine gereksinim bulunduğundan bu durumdaki çocuklar sünnet edilmemelidir. Şayet sorun hafif derecedeyse ameliyatın başlıca nedeni kozmetik kaygılar olacaktır. Deformite ne denli ileri derecedeyse, ameliyat da, idrar yapmada karşılaşılacak sorunlar -çocuk ayakta durarak idrarını yapamayacaktır- ve ileride cinsel işlevin yerine getirilemeyecek olması nedenleriyle o denli gereklilik kazanır. Cinsel organların kusurlu oluşmasının psikolojik sonuçları da ameliyatın düşünülmesini gerektiren bir diğer etkendir.

Ameliyat ne zaman yapılmalıdır? Bugün bunun ne kadar erken yapılırsa o kadar iyi olacağı düşünülmektedir. Birçok pediyatri ürologu ideal ameliyat yaşının birinci yaş olduğunu, ameliyatın yani çocuğun tuvalet eğitimini almasından önce yapılmasının gerektiğini düşünmektedir.

"Hidrosel", testisin tunica vaginalis olarak anılan bir alanında sıvı birikmesi durumudur. Bu sorun yeni doğan erkek bebeklerde pek seyrek değildir. Testisler kolayca muayene edilebiliyor ve sıvı miktarı sabit kalıyorsa tedavi gerekli değildir.Ancak, şayet gün içinde torbanın büyüklüğü değişiyorsa bu, karın boşluğu ile doğrudan bir temasın mevcut olduğu anlamına gelebilir. Bu bir fıtıktır ve ameliyat gerektirir.

Kızlar

Doğum öncesinde annede ortaya çıkan hormonal değişimler genellikle, doğuracağı kız bebeğinin göğüs ve cinsel organlarında değişimlere yol açabilmektedir. Her ne kadar bu değişimler yeni ana baba olanları rahatsız ederlerse de normal ve geçici durumlardır ve herhangi bir tedavi gerektirmezler.

"Memelerin büyümesi", göbek kordonundan (bağından) geçerek bebeğe ulaşan çok miktarda hormon nedeniyle hem kız, hem erkek bebeklerde yaşamın ilk 2 haftası içinde bazen görülebilmektedir. Bu durum geçicidir ve herhangi bir tehlikenin habercisi değildir. Bazen göğüs üzerindeki basınç sonucunda bebeğin meme başından göğüs sütü bile geldiği görülebilir. Ancak ana baba tarafından bebeğin memelerinin sıkılmaması gerekir, aksi takdirde tahriş ya da enfeksiyona yol açılabilir. Bir meme iltihabı olan mastit, bir bakteriyel enfeksiyon sonucunda bazen oluşmaktadır. Bu durumda antibiyotikler ve bebeğin meme sütünün tıbbi gözetim altında elle sıkılarak dışarı akıtılması gerekli olabilir.

Yeni doğan kız bebeğin "klitoris"i, cinsel bölgeyi etkileyen hormonal değişimlerin sonucu olarak genellikle büyümüştür. Büyüklük doğumdan kısa bir süre sonra azalır. Klitoris aşırı büyük görünüyorsa çocuğun cinsiyetinin doğrulanması için testler yapılması öngörülebilir (aşağıdaki belirsiz cinsiyet konusuna bakınız.)

"Vajinal akıntı" yeni doğan bebeklerde bazen görülebilmektedir, ilk 3 hafta içinde birçok anne bebeğin vajinasından koyu kıvamlı, beyaz bir akıntının geldiğini farkeder. Akıntı, doğum öncesinde annede meydana gelen hormonal değişimlerden kaynaklanmaktadır. Tedavi gerekmez.

"Vajinal çekilme kanaması" bazen, yeni doğanın, doğum öncesinde dolaşım yoluyla vücuduna ulaşan annenin estrojen hormununun kesilmiş olmasına verdiği bir yanıttır. Hormon tedavisi uygulananlar da ilacın kesilişinden sonra, hormonun kandan çekilmesinin ardından vajinada bu tür bir kanama olur. Bebekte bu durum, vajinadan birkaç damla kan gelmesiyle kendini gösterir. Çocuğun bezinde kan gören büyükler doğal olarak sarsılır. Bu da geçici bir durumdur. Bebekte, bazı kuşkucu ana babaların ilk başta sanabilecekleri gibi herhangi bir hemoraj sorunu ya da regl başlangıcı gibi bir durum söz konusu değildir.

GuReL
14-03-07, 02:13
ÇOCUĞUNUZUN BESLENME ALIŞKANLIĞI


Britanya daki University Collage London psikologlarına göre, çocukların yemek alışkanlıklarında en büyük gösterge aileleri.


Gençlerin damak tadının pek çok etkiyle değişebileceğini söyleyen uzmanlar, buna rağmen yeme alışkanlıkları üzerinde en önemli etkinin anne babadan görmek olduğunu açıkladı. Araştırma için 22 anaokulundaki öğrencilerin aileleriyle anket yapıldı.


İki-altı yaşlarındaki bu çocukların üçte birinden fazlasının sağlıksız beslendiği ve bu alışkanlığı da ailesinden aldığı anlaşıldı. Ayrıca anne sütüyle beslenen bebeklerin ileride, mamayla beslenen bebeklere göre daha fazla meyve ve sebze tükettiği bildirildi. Uzmanlar, anne sütünde annenin yediklerinin aroması bulunduğunu ve bebeklerin yeni tatlara daha açık yetiştiğini söyledi. Dünya Sağlık Örgütü, obezite, kanser, kalp ve diyabet gibi hastalıklara karşı günde beş porsiyon meyve ve sebze öneriyor.

GuReL
14-03-07, 02:14
COCUGUNUZ ICINE KAPANIKSA


Çocuğunuz arkadaşlarının arasında iken durgun ve tutuk olabilir. Kendisini anlatmada zorluk çekebilir. Çekingen ve içe kapanık çocuklara ailesinini desteği gerekli

İçe kapanık çocuklar aslında aileleri ve çevreleri tarafından keşfedilmeyi bekleyen cevherler...

Her çocuk farklı kişilikle doğuyor ve zihinsel gelişimini zaman içerisinde tamamlıyor. Çocukta, kişilik gelişiminin belirgin olarak başladığı 2 yaşından itibaren farklı davranışlar göstermesi doğal kabul edilmesi gerekiyor. Bazı çocuklar, hareket ve davranışları ile etrafa neşe saçıp, kendinden emin davranışlar sergilerken, bazıları aile, arkadaş ve çevre ile ilişki kurmada zorluk çekebiliyorlar.

İçe kapanık çocuklara ailenin yaklaşımının çok önem kazanıyor. Öncelikle aileler bu durumun nedenlerini araştırmalı. Her bireyin başarılı olduğu alanlar vardır. Özellikle içe kapanık çocuğun bu yönü keşfedilmeli ve bu alana teşvik edilmeli, sevgiyle ödüllendirilmeli. Çocuğun başarıları ve olumlu davranışları, sadece aile içinde değil, aile dışında da kendisinin duyacağı şekilde anlatılmalı ve övülmeli.

Aile, çocuğa güvendiğini, ona değer verdiğini hem sözel hem de davranışsal olarak ifade etmeli. Olumsuzlukları kesinlikle başkaları ile kıyaslanmamalı. Hangi yaşta olursa olsun, çocuğa sevgi göz teması ya da dokunarak gösterilmeli. Evde ve diğer ortamlarda yalnız kalma süresi en aza indirilmeli. Özellikle grup halinde yapılan folklor, koro, sportif faaliyetler veya yaşıtlarıyla periyodik görüşme etkinliklerine teşvik edilmeli.

GuReL
14-03-07, 02:14
COCUGUNUZA SEVGINIZI GOSTERIN


Sevgi ortamında büyüyen çocuk sağlıklı oluyor. Çocuğunuza sevginizi gösterin. İşte onun sevildiğini anlaması için bilmeniz gereken kurallar...

Uzmanlar, sevgi ortamında büyüyen çocukların sağlıklı olduklarını belirtiyor ve çocuklara sevgiyle yaklaşmanın 5 ana kuralı bulunduğunu anlatıyor.

Gerçek gereksinimlerinin bilincinde olmasalar ve kendi tepkilerini anlamasalar bile, çocuklar sevgiye hava, su ve yemek kadar gereksinim duyuyor.

Özellikle, 0-6 grubu çocukların fiziksel gelişimini sağlıklı olarak tamamlamaları için sevgiye daha fazla ihtiyaçları var. Aileler, çocuklarına bu sevgiyi mutlaka vermeli ve hissettirmeli. Bu duygunun bilinçli olarak verilmesi önemli.

SEVGİYİ GÖSTERMENİN 5 KURALI

Çocuklara sevgiyi göstermenin 5 ana kuralı şöyle sıralanıyor:

Onay Sözleri: Çocukları eğitirken başarısızlıkları eleştirme eğilimi hakimdir. Bu yaklaşım yetişkinlik yaşamında yıkıcı sonuçlar yaratabilir. Çocuk, yaptığı her doğru şey için övülmeli. Günde en az iki övgü, iyi bir hedeftir.

Nitelikli Beraberlik: Çocuğun seviyesine inilmeli. Onun ilgi alanları keşfedilmeli ve hakkında mümkün olduğunca çok şey öğrenilmeli. Çocuğa tüm dikkat verilerek, yanında tümüyle var olunmalı. Çocuğa günde en azında beş dakika, nitelikli beraberlik için ayrılmalı ve bu bir öncelik haline getirilmeli.

Armağan Alma: Armağanlar aşırıya kaçarsa anlamsız olabilir ve çocuğa bir dizi yanlış değerler öğretebilir. Düşünülerek seçilmiş ve seni seviyorum, bu yüzden senin için özel bir armağan aldım gibi onaylayıcı ifadelerle verilen periyodik armağanlar bir çocuğun sevgi gereksinimini karşılamaya yardımcı olur.

Hizmet Davranışları: Çocuğa sürekli olarak hizmet davranışlarında bulunulmasına rağmen, belirli aralıklarla çocuk için özellikle anlamlı olan bir iş yapılmalı. Büyükler için çekici olmayan, fakat çocuk açısından çok önemli olan bir iş ele alınmalı. Daha çok yönlü bir ebeveyn olmak için akademik veya mekanik alanda yeni bir hüner öğrenilmeli.

Fiziksel Temas: Kucaklama, öpme ve dokunma çocuğun sevgi deposu için önemlidir. Her çocuğun yaş, huy, sevgi dili konuları göz önüne alınmalı ve bu konuda eşsiz bir yaklaşım belirlenmeli. Onlar büyüdükçe, onaylama amacı ile dokunma alışkanlığını sürdürme konusunda duyarlı olunmalı.

GuReL
14-03-07, 02:15
COCUGUNUZA ZAMAN AYIRIN


Çocuklar, anne babalarının ilgi ve sevgisi sayesinde yaşama daha olumlu ve mutlu bakabiliyorlar.

Kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması ve çalışma yaşamının temposuna bağlı olarak aile bireylerinin paylaşabildikleri zamanın giderek kısaldığı günümüzde, ebeveynlerin çocuklarına zaman ayırması, sağlıklı bireylerin yetişmesinin ön koşulu sayılıyor.

Anne ve babaların çocuklarına ayırdığı zamanın süresinden çok kalitesinin önem taşıdığına işaret ediliyor. Yeterli zaman ayırmamanın ise çocukta başta özgüven olmak üzere bir çok psikolojik soruna neden olduğu belirtiliyor.

Çocuğun özellikle ilk beş yaşına kadar olan dönemde anne ve babasından sevgi ve şefkat görmesi, gelişimi açısından büyük önem taşıyor. Uzmanlar, anne ve babanın çocuğu ile geçireceği zamanın onun stresle daha kolay baş etmesini ve karşısına çıkacak zorlukları daha kolay yenmesini sağlayacağını belirtiyorlar. Çocukluğunda ailesiyle yakın bağları olan ve daha fazla zaman geçiren kişilerin, karşılaştıkları stres durumuyla daha kolay mücadele ettikleri ve depresyon gibi durumlarda daha kolay iyileştiklerine dikkat çekiliyor.

Çocuğa ayrılan zamanın kalitesi

Çocuğa ayrılan zamanın kalitesinin, süresinden daha önemli olduğuna işaret eden uzmanlar, çocukların anne babalarından aldıkları sevgi ve mutlulukla yaşama daha olumlu ve mutlu bakabildikleri, zarar verici davranışlarda daha az bulundukları, insanlara karşı daha sevgi dolu ve arkadaşlarıyla daha uyumlu olduklarını vurguluyor.

Anne ve babanın çocuğuyla daha çok zaman geçirmesinin çocuğun kendisini daha rahat ifade etmesi ve ailesiyle yakınlaşmasını sağlayacağını belirten uzmanlar, aksi durumda uzak, duygularını ifade etmeyen, içe dönük, bir çok sorunu olduğu halde ailesiyle paylaşamayan çocuk tipinin ortaya çıkacağı konusunda uyarıyorlar.

Uzmanlar, "Çocuğunuz size ne kadar yakın olursa kötülüklere o kadar uzak olacak, sizinle birlikte ne kadar mutlu olursa hayatın diğer alanlarında da o kadar mutlu olacak, sizinle ve ailesi ile bağları ne kadar sağlam olursa onun tüm hayatı boyunca problemleri daha az olacaktır" uyarısında bulunuyor.

GuReL
14-03-07, 02:15
COCUGUNUZU CILT KANSERINDEN KORUYUN


Yeni doğmuş bebekler ve çocuklar güneş ışığına karşı oldukça hassastır. Yaz tatiline bu ay, küçük çocuğuyla çıkmayı planlayanlara, güneşten korunmayla ilgili bir kaç önerimiz var.

Çocuklar zamanlarının hemen hemen yarısını, sokaklarda, bahçelerde güneşe altında oynayarak geçirirler. Bu yüzden anne ve babaların çocuğun gereğinden fazla güneş altında kalmasının ne kadar tehlikeli olabileceği konusunda bilinçlenmesi gerekir. Araştırmalar, çocuklukta oluşan ciddi güneş yanıklarının, ileride cilt kanserine yakalanma riskini arttırdığını gösteriyor.

Çocuklar Risk Altında

Çocuğunuzu, cildi yakan ve yaşlandıran ultraviyole ışınlardan koruyarak, ileride cilt kanseri olma riskini de azaltmış oluyorsunuz. Bundan fazlası, cilt yanıklarıyla oluşan sızılardan, deri lekelerinden de korunmayı sağlıyorsunuz.

• UVA ışınları cildin elastikiyetini azaltarak erken yaşlanmasına neden olur. Çocuğun cildi, yetişkinlere oranla daha incedir ve dolayısıyla güneşten daha özenle korunmayı gerektirir.

• UVA ışınları cilt yanıkları, çiller ve deri lekelerinden birinci derecede sorumludur. UVA ışınlarının yanısıra UVB ışınları da cilt kanserini tehdit eden faktörlerdendir.

Güneşin altında fazla kalan cilt, terleyerek tepki verir. Ancak 3 aylıktan küçük bebekler terleyemezler ve fazla sıcağa maruz kaldıkları taktirde, havale gibi ciddi rahatsızlıklar geçirirler.

Güneşin Azı Yarar, Çoğu Zarar

Güneş altında fazla kalmak ne kadar zararlıysa, bir miktar güneş ışığıda kendimizi zinde ve güçlü hissetmemiz için şart. Güneşli bir günde dışarı çıktığınızda güneş ışınları deri hücrelerine ulaşarak onları canlandırır, bu da kendimizi daha dinç hissetmemizi sağlar. Ayrıca aydınlık ve güneşli bir havada, göz bebeklerimize ulaşan güneş ışınları, beynimize iyimserlik, canlılık, zindelik komutları verir. Kapalı ve yağmurlu havalarda nedensizce içimizin sıkılması, moralimizin bozulması bundandır. Güneşe çıktığınız saatler ve güneş altında ne kadar kaldığınız, cildinizin zarar görmesi bakımından önemlidir. Anne babaların çocuklarını, Nisan ortasından Eylül sonuna kadar güneşten dikkatle korumaları gerekiyor. Eğer çocuğunuz güneşte 5 dakikadan fazla kalacaksa, 15 -25 arası koruma faktörlü bir krem sürün. Yüksek koruma faktörü, cildin üzerine koruyucu bir tabaka şeklinde yayılarak, güneşin zararlı etkilerini en aza indirir.

Telikeli Saatler

Nisan ve Eylül ayları arası, çocukların en fazla dışarıda vakit geçirip oyun oynadıkları ve güneşin en yakıcı olduğu zamanlardır. Kışın kapalı mekanlarda kalmaya alışkın olan cilt, bir alışma devresi geçirmeden ansızın güneşe maruz kalır. Açık ten rengi olan çocuklar, güneşten çok çabuk etkilenirler. Koyu tenli çocuklar ise, güneşe karşı daha dayanıklı olmasına karşın, aynı şekilde yanarlar. Saat 11.00 ile 15.00 arası, güneşin en tepede ve en yakıcı olduğu saatlerdir. Rüzgarlı veya bulutlu havalarda dahi güneş tehlikeli etkisini gösterebilir, bu yüzden güneş kremsiz çocuğunuzu dışarı çıkarmamaya gayret edin.

Risk Faktörleri

Farklı ortamlar ve havadaki ani değişimler, çocuğunuzun güneş ışılarına karşı hassasiyetini arttırabilir.

Güneş ve Kum : Her ikisi de güneş ışılarının daha fazla yansımasına ve dolayısıyla plajda güneşlenirken daha fazla yanmamıza neden olurlar. Ayrıca UV ışılarının suda iletkenlik özelliği vardır ve suda yüzerken de yanmaya devam edersiniz.

Kar : Kar güneş ışılarının %85 oranında iletilerek cildimize yansımasına neden olur. Kışın kayak için dağa çocuğunuzu da yanınızda götürmek, spor yapması, temiz hava alması açısından oldukça yararlı. Ancak güneşten korumak için çok dikkatli davranmanız gerekiyor.

Gün ortası : Güneş öğlen saatlerinde tam tepeye çıkar ve güneş ışınları yeryüzüne herzamankinden 10 kat daha dik ulaşmaya başlarlar.

Tatil Yöresi : Yazın tatile çıkacağınız yöreyi belirlemeden önce, deniz seviyesine yakınlığını tesbit edin. Rakımı düşük bölgelerde, güneşin zararlı etkilerini en az hissedersiniz.

GuReL
14-03-07, 02:17
COCUK FELCI (POLIOMYELIT, POLIO)


Çocuk felci, poliomyelit (poliomyelitis) veya polio isimleri ile bilinen hastalık; poliovirus adı verilen bir virüs tarafından meydana getirilir ve sinirler ve kaslar da dahil olmak üzere tüm vücudu etkileyebilir. Şiddetli hastalık durumunda sürekli felç veya ölüm meydana gelebilir. Polio bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalık etkeni virüsün bulaşması hastalıklı kişiye doğrudan temasla, hastanın ağız ve burnundan çıkan sıvılarla veya hastalıklı kişinin virüs içeren dışkısı ile temasla olabilir. Virüs ağız veya burun yolu ile sağlam kişinin vücuduna girer, boğazda veya sindirim sisteminde yerleşerek çoğalır ve kan ve lenf (damarları) aracılığı ile vücuda yayılır. Hastalığın kuluçka süresi ortalama 7-14 gündür (5-35 gün arası).

Riskli Durumlar

- polio aşısının yapılmaması

- polio salgını olan bölgeye yolculuk yapmak

- hamilelik

- çok yaşlı veya bebek olmak

- ağız, burun veya boğazda yaralanma meydana gelmesi (diş tedavisi, bademciklerin alınması)

- virüsü aldıktan sonra bağışıklık sistemimizi bozacak anormal bir stres meydana gelmesi (duygusal veya fiziksel)

Çocuk felci dünya çapında görülen bir hastalıktır. Ancak aşılamaya yeterli özen gösteren ülkelerde nadiren gözlenir. Yaz ve sonbahar aylarında daha sık gözlenir. Kızlarda daha sık gibi görülmekle birlikte felçler erkek çocuklarda daha sık gözlenir. Salgınlar aşılamanın yapılmadığı bölgelerde gözlenir. 1840 ile 1950 li yıllar arasında poliomyelit dünya çapında salgınlara neden olmakta idi.

Korunma

Polio aşısı, yapıldığı insanların hemen hepsini hastalıktan korumaktadır. Koruma oranı %90 ın üzerindedir.

Ülkemizde bebeklerde 2, 3, 4 üncü aylarla 16-24 ay arasında ve ilkokul 1.inci sınıfta (yani toplam 5 defa) oral polio aşısı yapımaktadır (Aşı Takvimine bakınız).

Belirtiler

Polio mikrobu alındıktan sonra gelişebilecek hastalıklar 3 temel grupta incelenebilir: polio belirtileri oluşmayan hastalık, felce neden olmayan hastalık ve felç gelişen hastalık. Hastaların %95 inde polio belirtileri gelişmeyen hastalık meydana gelir ve fark edilmeden atlatılır. Diğer iki grupta merkezi sinir sistemini etkilenir. Polio belirtileri gelişmeyen hastalık atlatıldıktan sonra diğer grup hastalıklar ortaya çıkabilir.

(1) Polio belirtileri oluşmayan hastalık:

- aşağıdaki belirti olmayabilir veya belirtiler 72 saat ve altında ortadan kaybolur.

- hafif ateş

- başağrısı

- genel bir rahatsızlık hissi

- boğazda yanma

- boğazda kızarıklık

- kusma

(2) Felce Neden Olmayan Polio

- aşağıdaki şikayetler 1-2 hafta sürebilir

- orta dereceli ateş

- başağrısı

- boyun sertliği (ense sertliği)

- kusma

- ishal

- aşırı yorgunluk, halsizlik

- huzursuzluk

- sırt, kol, bacak, boyun ve karında ağrı ve sertleşme

- herhangi bir bölgede kas spzmları ve hassasiyet

- ense ağrısı (boyun ağrısı)

- ciltte kızarıklıklar

(3) Felç Gelişen Polio

- diğer belirtilerden 5-7 gün önce ateş görülür

- başağrısı

- sırt ve ense sertliği

- kas zayıflığı (simetrik değildir) gelişir ve felce doğru ilerler

- felç, omuriliğin tutulduğu yere göre değişiklik gösterir.

- bazı bölgelerde dokunma hissinde değişiklik

- dokunmakla bazı yerler ağrır/acır

- idrar yapma zorluğu

- kabızlık

- karında şişlik hissi

- yutma zorluğu

- kas ağrıları

- özellikle sırt ve boyunda kas spzmları ve kasılmaları

- ağızdan salya (sıvı) gelmesi

- solunum güçlüğü

- duygusal kontrol güçleşir

- Babinski refleksi pozitif hale geçer

Testler

Muayene ile beyin zarlarının etkilendiğine dair bulgular saptanabilir.

Boğaz çalkantı sularında, dışkıda ve beyin omurilik sıvısında (BOS) yapılacak analizlerle virüsün varlığı saptanabilir. BOS analizi normal olabilir veya basıncında, protein ve beyaz küre miktarında hafif artış saptanabilir.

Tedavi

Enfeksiyon geçirilirken, tedavinin amacı şikayetleri kontrol altında tutabilmektir.

Şiddetli hastalarda özel uygulamalar gerekebilir (solunum desteği gibi).

Şikayetlere ve şikayetlerin şiddetine göre tedavi yöntemi değişir, ancak amaç şikayetleirn giderilmesidir.

Aktivite sadece kas zayıflığı döneminde ve geçici olarak kısıtlanır. Kas ağrıları için ısı uygulanabilir. Kasların güçlendirilmesi amacı ile destek uygulamaları ve tedaviler denenebilir.

Sonuç

Beyin ve omuriliğin tutulmadığı durumlarda hastalıın tamamen düzelme olasılığı %90 ın üzerindedir.

Beyin veya omuriliğin tutulması acil bir durumdur ve felç veya ölümle sonuçlanabilir. Ölümler genelde solunum güçlüğünden meydana gelir.

Felç, ölümden daha sık olarak gözlenir.

Polio sonucunda; akciğer ödemi, şok, felç, aspirasyon pnömonisi (yutmaya bağlı gelişen zatüre ?) hipertansiyon, idrar yolu enfeksiyonları, böbrek taşları, paralitik ileus (barsak hareketlerinin ortadan kalkması), kalp kası iltihabı (myokardit) gelişebilir

GuReL
14-03-07, 02:20
COCUKLAR VE BILGISAYAR


PC ve internetin, çocuktaki yetenek, yaratıcılık ve iletişim isteğini geliştirdiği ortaya çıktı.

Focus dergisinin haberinde, "Bilgisayarlar, çocuklara yeni idrak ve iletişim imkânları yaratıyor" diyor Çocuk Psikoloğu Wolfgang Bergmann ve ekliyor: "Onunla büyüyor ve bunu normal buluyorlar." PC, çocuksu fanteziyi uyandırıyor ve arkadaşlıklar kurulmasını sağlıyor.

Dergide yayımlanan özel araştırma sonuçlarına göre, ailelerin yüzde 19’u çocuklarının üç - dört yaşlarında bilgisayarla tanışmasını faydalı buluyor. Yüzde 61’i, bilgisayarı altı yaşındaki çocuğuna en uygun oyuncak olarak tanımlıyor. Yüzde 96’sı ise çocukların olumlu etkilediğini düşünüyor. Aileler, internet konusunda çocuklarına güveniyor. Yüzde 48’i, çocuklarının bilgisayarı iyi amaçlar doğrultusunda kullandığına inanıyor. Yüzde 73’ü ise çocuğunun istediği saatte bilgisayar başına oturmasına karışmıyor.

Avrupa Medya Enstitüsü Başkanı Jo Groebel, okul öncesi çocuklarının bilgisayar kullanmasında sakınca olmadığını belirtiyor. Hamburg Üniversitesi pedagoglarından Stefan Aufenanger, ise bilgisayarın çocuktaki yetenekleri ön plana çıkardığını belirtiyor. İnternetin sınırsızlığı, yeni kültürün bir parçası.

PC başında...

• 3 yaşa kadar: Sanal dünya kısmen idrak edilir. Öneri: Günde sizinle beraber beş - on dakika bilgisayar başına geçsin.

• 3 - 5 yaş arası: Eğitim ve oyun programları ilginç gelebilir. Çocuklar sanal dünyayı anlayabilir. Öneri: Günde 30 dakikaya kadar izin.

• 6 - 9 yaş arası: Özel programları keşfederler. Öneri: İzin 60 dakikaya çıkabilir, günlük olmamak kaydıyla.

• 9 - 13 yaş arası: Haftasonları enteresan oyunlarla tanışabilirler. Öneri: Paniğe kapılmayın. Arkadaşlar, aile ve okul yaşantısı etkilenmiyorsa olabilir.

GuReL
14-03-07, 02:21
COCUKLAR VE FUTBOL


Futbol topu çocukları sakatlıyor

Hangi erkek çocuk futbol topunun peşinden koşmaktan hoşlanmaz ki. Hepsi anne babalarından bir futbol topu almasını ister. Oysa yetişkinler için üretilen top çocuklar için ciddi tehlikeler taşıyor.

Araştırmacılar, yetişkinlerin oynadığı 450 gramlık futbol toplarının, 11 yaş grubu ve altındaki çocuklarda sakatlıklara yol açtığını saptadı.

Dünyada 200 milyon kişinin futbol oynadığını belirten İngiliz araştırmacılar, sadece İngiltere de 2 milyon 200 bin lisanslı futbolcu bulunduğunu ve bunların 750 binini çocukların oluşturduğunu kaydetti.

Yaklaşık 17 ay süren araştırmalarda, yetişkinler için uygunluğu kabul edilen 5 numara futbol topuyla oynayan çocuklarda, el ve ayak kırıkları meydana geldiği saptandı.

Kliniklere başvuran 1920 çocuk futbolcu üzerinde araştırma yapan uzmanlar, bunların 29 unun kaleye giren golü kurtarmak isterken bileklerini kırdığını, birinde de iki bilekte birden kırılma meydana geldiğini belirledi. Futbol kazaları nedeniyle kliniklere başvuran çocuklarla söyleşi yapan araştırmacılar, çocukların dörtte üçünün, 5 numara futbol topuyla çalıştığını tespit etti.

İngiliz Futbol Federasyonu nun 11 yaş grubu çocuk futbolcular için saptadığı 4 numara futbol topunun ise kazaların yüzde 14 üne neden olduğu gözlendi.

450 gramlık futbol topuna, saniyede 40 kilometre hızla vurulabildiğini belirten araştırmacılar, topun yaş olduğu anda, üzerindeki dikişlerin futbolcuya veya kaleciye büyük darbe indirdiğini ve daha tehlikeli kazalara yol açtığını kaydetti.

Araştırmacılar, yetişkinler için yapılan futbol topunun çocuk kaleciler için daha büyük tehlike oluşturduğunu belirterek, 8-11 yaş grubu için 4 numara, daha küçük çocuk futbolcular için de 3 numara futbol topunu salık veriyor.

Araştırmacılara göre, daha önce bu konuda yapılan tavsiyeler, çocuk futbolcuların büyük bir çoğunluğu tarafından dikkate alınmıyor.

Kirli havada top koşturmasın...

Bilim adamları, kirli havalarda top oynayan ve koşarak yorulan çocukların astım riskiyle karşı karşıya olduklarını saptadı.

Daha önceki araştırmalarda, kirli havanın astımlı hastalarda nefes almayı zorlaştırdığı ve astım krizine yol açtığı belirlenmişti.

California nın Güney kesiminde, 8-14 yaş grubuna dahil ve hiç nefes sorunu olmayan 3 bin 500 çocuk 4 yıl boyunca gözlendi. Bu sürede çocukların yaşam koşulları, ailelerinin eğitim düzeyi ve yaşadıkları bölgedeki hava kirliliği, ozon oranı incelendi. Ayrıca çocukların evlerinin dışında yaptıkları spor oyunları hakkında bilgi toplandı.

Araştırma süresince 265 çocukta astım ortaya çıktığı gözlendi. Araştırmacılar, bölgelerinde ozon oranı yüksek olan ve açık havada futbol, basketbol, tenis, voleybol gibi takım sporu yapan çocukların, spor yapmayan çocuklara göre 3 kez daha fazla astım riski içinde olduklarını saptadı.

Araştırmacılar, hava kirliliğinin fazla olduğu zamanlarda çocukların egzersiz ve sporu kapalı sahalarda yapmalarını salık veriyor.

GuReL
14-03-07, 02:22
COCUKLARDA KANSIZLIK VE ZEKA GELISIMI

Demir eksikliğine bağlı kansızlık çocukların hem zeka düzeyini hem de bedensel gelişimini olumsuz etkiliyor.

Çocukları demir eksikliğinden korumak için altı ay anne sütüyle beslenmesi ve ek besinlere zamanında başlanması öneriliyor. Bebeklik döneminde normalmiş gibi görünen bazı problemler bebekte demir eksikliğine bağlı kansızlık sorunu bulunduğunun habercisi olabiliyor. Anne sütüyle beslenmeme, demirden eksik gıdalarla beslenme gibi faktörlerle ortaya çıkan demir eksikliğine bağlı kansızlık problemi hem fiziksel hem de zeka gelişimini olumsuz etkiliyor. Bu nedenle ailelerin bebeklerde ve çocuklarda sık görülen demir eksikliğine bağlı kansızlığının belirtilerini iyi bilmesi ve zamanında hekime başvurması gerekiyor.

BELİRTİLER NELER?

Acıbadem Hastanesi Pediatrik Hematoloji ve Onkoloji uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat, Demir eksikliği bulunan bebek; huzursuz, iştahsız, bazen çok uyuklayan, bazen de uykusuzluk çeken bir bebek durumundadır diyor. Demir eksikliği söz konusu olduğunda çocuğun çoğu zaman büyümesinin ve gelişmesinin duraklama gösterdiğine işaret eden Prof. Dr. Cengiz Canpolat, sözlerini şöyle sürdürüyor: Hemoglobini çok düşerse cilt rengi de solar. Bu solukluk en çok göz kapaklarının içine, ağız mukozasına, avuç içlerine ve tırnak yataklarına bakılarak anlaşılabilir. Demir eksikliği olan çocuk garip şeylere karşı bir iştah duyar. Toprak yeme, kum yeme, buz yeme gibi durumlar görülür. Demir eksikliğinin ayrıca ciddi zeka geriliğine ve davranış bozukluğuna yol açtığına dair literatürde giderek çoğalan bilgiler mevcuttur. Demir eksikliğine erken tanı konup tedavi edilmesi durumunda bu bozuklukların büyük bir kısmı düzelmektedir.

KANSIZLIĞIN OLUŞUM MEKANİZMASI

Tıbbi adı anemi olan kansızlık; kırmızı kan hücrelerinin yani alyuvarların sayısının ve hemoglobinin beraber veya ayrı olarak o yaşa uygun normal değerlerin altına düşmesi sonucu oluşan bir klinik tablodur. Bu azalma sonucu, kanın oksijen taşıma kapasitesi ve dokulara giden oksijen miktarı azalıyor. Prof. Dr. Cengiz Canpolat, Bununla birlikte hemoglobin düzeyi 7-8 gr/dlnin altına inmedikçe önemli fizyolojik değişiklikler ortaya çıkmaz. Deri ve mukozaların solukluğu ancak bu değerin altına inince belli olur. Kansızlık çocuklarda kendini çok değişik biçimde gösterir. Bu klinik tablo hiçbir bulgu olmamasından, hasta bir çocuğa kadar geniş bir yelpaze içerir diyor.

ÇOCUKLARDA KANSIZLIK OLUŞUM NEDENLERİ

Çocukluk çağında kansızlık nedenleri üç büyük grupta toplanıyor. Eritrositlerin ve hemoglobinin yetersiz yapımına bağlı kansızlıklar; eritrositlerin aşırı yıkımına bağlı kansızlıklar ve kan kaybına bağlı kansızlıklar. Kansızlık çocuklarda çoğu zaman bu mekanizmalardan birisinin eksik veya bozuk olması sonucu oluşursa da bazı durumlarda birden fazla neden bir arada bulunabiliyor. Prof. Dr. Cengiz Canpolat özellikle diyetin taşıdığı önemin altını çiziyor: Diyetin en önemli olduğu yaş grupları 6 ay ile 2 yaş arası, ve bir de ergenlik dönemidir. Büyümenin çok hızlı olduğu bu iki dönemde demirden fakir yiyeceklerle beslenilmesi sonucunda demir eksikliği anemisi meydana gelebilir.

Ergenlik dönemindeki kızlarda adet kanamalarının düzensiz ve fazla olması da demir eksikliğine katkıda bulunan bir faktördür. Kan yapımında önemli rol oynayan B12 vitamini eksikliği daha çok vejetaryen diyetle beslenen kişilerde olurken folik asit eksikliği ise yeşil yapraklı sebzelerden fakir bir diyetle beslenen kişilerde ortaya çıkar. Ancak bu iki besinin eksikliğine bağlı anemiler, çocuklarda demir eksikliğine bağlı kansızlık kadar sık görülmezler. Bazı ilaçların çocuklarda anemiye neden olabileceği unutulmamalıdır. İlaçlar ya alyuvarların yıkımına katkıda bulunarak veya kemik iliğine doğrudan toksik etki göstererek alyuvar yapımını baskılamak suretiyle kansızlık meydana getirirler. Bazı ilaçların ise bazı besin maddelerinin ince bağırsaktan emilmesini engelleyerek kansızlık yaptığı bilinmektedir. Bu tür ilaçlar arasında epilepsi için kullanılan ilaçların bir kısmı sayılabilir. Kullanım alanı sınırlı olmasına rağmen en sık kullanılan ilaçlar arasında olan aspirin ise mide ve bağırsaklarda kanamaya neden olarak kansızlık meydana getirir. Bu kanama çoğu zaman mikroskobik düzeyde olup gözle görülemez.

KRONİK HASTALIKLARIN KANSIZLIKTAKİ ROLÜ

Kan yapımındaki bozukluklar ve diyetin yanı sıra, sık geçirilen enfeksiyonlar ve kronik hastalıklar da kansızlık problemini tetikleyebiliyor. Prof. Dr. Cengiz Canpolatın verdiği bilgiye göre,kansızlıkta etnik kökenin ve ırkın da büyük önemi bulunuyor. Siyah ırkta ve Arap ülkelerinde orak hücreli kansızlık fazla görülürken, Akdeniz bölgesinde daha çok Akdeniz anemisi olarak bilinen talasemi ön planda görülüyor. Talasemi bir hemoglobin yapım bozukluğunu ifade ediyor. Erişkin hemoglobininin en önemli kısmını olan Hb A1 i oluşturan alfa veya beta zincirlerinden herhangi birinin yapımında kısmi bir eksiklik olması durumunda taşıyıcılık, tam yapılamaması durumunda ise hastalık oluşuyor.Taşıyıcılık durumunda tedavi gerekmiyor. Ancak hastaya ve ailesine genetik danışmanlık verilmesi şart sayılıyor. Genellikle bebek 4-6 aylıkken ortaya çıkan hastalık, yoğun tedavi gerektiriyor. Bu bebeklerde derin kansızlık oluşuyor. Karaciğer ve dalakları büyüyor. Yüz ve kafa kemiklerinde genişleme oluşuyor. Tekrarlayan kan transfüzyonları yapılması gerekiyor.. Kemik iliği nakli de tedavi seçenekleri arasında yer alıyor.

ÇOCUKLARDA EN xxx GÖRÜLEN ANEMİ

Demir eksikliği anemisi çocuklarda en sık görülen kansızlık tipini oluşturuyor. Anne sütü ile beslenen bebeklerde ilk 6 ay demir eksikliği görülmüyor. Prof. Dr. Cengiz Canpolat, Anne sütündeki demir çok kolay emilebildiği için büyüyen süt çocuğuna miktar olarak yeterlidir. Altı aydan sonra ek gıdalar ile yetersiz demir alan bebek demir eksikliği için adaydır. Demir en çok kırmızı ette, yumurta sarısında, yeşil sebzelerde ve hububatta bulunur. Beyaz ette demir kırmızı etteki kadar yüksek değildir. Demir eksikliğinin gelişmemesi için etten ve sebzelerden gelen demirin dengeli alınması gerekir diye konuşuyor. Demir eksikliği anemisi saptanan çocukta dışkı ve idrar ile kan kaybı olup olmadığı araştırılması büyük önem taşıyor.

Dışkı ile kan kaybı meydana getiren en önemli durumlar arasında peptik ülserler ve inek sütü alerjisi sayılabiliyor. Prof. Dr. Canpolat, Ayrıca bağırsakta bulunan polipler ve anüste mukoza çatlakları da kan kaybına neden olabilirler. Dışkıda gizli kan testi birkaç kez tekrarlanmalıdır, zira kanama aralıklı olarak meydana geliyor olabilir. İdrarla kan kaybının en sık nedeni ise idrar yollarına ait enfeksiyonlardır uyarısında bulunuyor.

KANSIZLIK ÖNLENEBİLİR

Yol açtığı sorunlar dikkate alındığında, çocukların kansızlıktan korunmalarının önemi kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bu yüzden bebeklerin altı ay anne sütüyle beslenmesi gerekiyor. Demir eksikliğine bağlı kansızlığın engellenmesi için diyete önem verilmesi, demirden zengin ek gıdaların verilmesine zamanında ve uygun şekilde başlanması gerekiyor. Erken ve düşük tartılı doğan bebeklere koruyucu demir preparatları verilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Cengiz Canpolat, Zira anneden bebeğe demir transferi hamileliğin sonlarında yoğunluk kazandığı için bu bebekler demir depoları tam dolmadan doğarlar ve çoğu zaman yoğun bakımda kaldıklarından tetkikler için bebeklerden fazla kan alınmak zorunda kalınır diye ekliyor. Demir eksikliğinin tedavisi çoğunlukla ağızdan verilen demir preparatları ile yapılıyor.Tedavi ortalama 3 ay kadar devam ediyor. İlk 2 ay hemoglobinin yükseltilmesi, 3. ay ise demir depolarının doldurulması amaçlanıyor.

GuReL
14-03-07, 03:26
COCUKLARDA KANSIZLIK VE ZEKA GELISIMI

Demir eksikliğine bağlı kansızlık çocukların hem zeka düzeyini hem de bedensel gelişimini olumsuz etkiliyor.

Çocukları demir eksikliğinden korumak için altı ay anne sütüyle beslenmesi ve ek besinlere zamanında başlanması öneriliyor. Bebeklik döneminde normalmiş gibi görünen bazı problemler bebekte demir eksikliğine bağlı kansızlık sorunu bulunduğunun habercisi olabiliyor. Anne sütüyle beslenmeme, demirden eksik gıdalarla beslenme gibi faktörlerle ortaya çıkan demir eksikliğine bağlı kansızlık problemi hem fiziksel hem de zeka gelişimini olumsuz etkiliyor. Bu nedenle ailelerin bebeklerde ve çocuklarda sık görülen demir eksikliğine bağlı kansızlığının belirtilerini iyi bilmesi ve zamanında hekime başvurması gerekiyor.

BELİRTİLER NELER?

Acıbadem Hastanesi Pediatrik Hematoloji ve Onkoloji uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat, Demir eksikliği bulunan bebek; huzursuz, iştahsız, bazen çok uyuklayan, bazen de uykusuzluk çeken bir bebek durumundadır diyor. Demir eksikliği söz konusu olduğunda çocuğun çoğu zaman büyümesinin ve gelişmesinin duraklama gösterdiğine işaret eden Prof. Dr. Cengiz Canpolat, sözlerini şöyle sürdürüyor: Hemoglobini çok düşerse cilt rengi de solar. Bu solukluk en çok göz kapaklarının içine, ağız mukozasına, avuç içlerine ve tırnak yataklarına bakılarak anlaşılabilir. Demir eksikliği olan çocuk garip şeylere karşı bir iştah duyar. Toprak yeme, kum yeme, buz yeme gibi durumlar görülür. Demir eksikliğinin ayrıca ciddi zeka geriliğine ve davranış bozukluğuna yol açtığına dair literatürde giderek çoğalan bilgiler mevcuttur. Demir eksikliğine erken tanı konup tedavi edilmesi durumunda bu bozuklukların büyük bir kısmı düzelmektedir.

KANSIZLIĞIN OLUŞUM MEKANİZMASI

Tıbbi adı anemi olan kansızlık; kırmızı kan hücrelerinin yani alyuvarların sayısının ve hemoglobinin beraber veya ayrı olarak o yaşa uygun normal değerlerin altına düşmesi sonucu oluşan bir klinik tablodur. Bu azalma sonucu, kanın oksijen taşıma kapasitesi ve dokulara giden oksijen miktarı azalıyor. Prof. Dr. Cengiz Canpolat, Bununla birlikte hemoglobin düzeyi 7-8 gr/dlnin altına inmedikçe önemli fizyolojik değişiklikler ortaya çıkmaz. Deri ve mukozaların solukluğu ancak bu değerin altına inince belli olur. Kansızlık çocuklarda kendini çok değişik biçimde gösterir. Bu klinik tablo hiçbir bulgu olmamasından, hasta bir çocuğa kadar geniş bir yelpaze içerir diyor.

ÇOCUKLARDA KANSIZLIK OLUŞUM NEDENLERİ

Çocukluk çağında kansızlık nedenleri üç büyük grupta toplanıyor. Eritrositlerin ve hemoglobinin yetersiz yapımına bağlı kansızlıklar; eritrositlerin aşırı yıkımına bağlı kansızlıklar ve kan kaybına bağlı kansızlıklar. Kansızlık çocuklarda çoğu zaman bu mekanizmalardan birisinin eksik veya bozuk olması sonucu oluşursa da bazı durumlarda birden fazla neden bir arada bulunabiliyor. Prof. Dr. Cengiz Canpolat özellikle diyetin taşıdığı önemin altını çiziyor: Diyetin en önemli olduğu yaş grupları 6 ay ile 2 yaş arası, ve bir de ergenlik dönemidir. Büyümenin çok hızlı olduğu bu iki dönemde demirden fakir yiyeceklerle beslenilmesi sonucunda demir eksikliği anemisi meydana gelebilir.

Ergenlik dönemindeki kızlarda adet kanamalarının düzensiz ve fazla olması da demir eksikliğine katkıda bulunan bir faktördür. Kan yapımında önemli rol oynayan B12 vitamini eksikliği daha çok vejetaryen diyetle beslenen kişilerde olurken folik asit eksikliği ise yeşil yapraklı sebzelerden fakir bir diyetle beslenen kişilerde ortaya çıkar. Ancak bu iki besinin eksikliğine bağlı anemiler, çocuklarda demir eksikliğine bağlı kansızlık kadar sık görülmezler. Bazı ilaçların çocuklarda anemiye neden olabileceği unutulmamalıdır. İlaçlar ya alyuvarların yıkımına katkıda bulunarak veya kemik iliğine doğrudan toksik etki göstererek alyuvar yapımını baskılamak suretiyle kansızlık meydana getirirler. Bazı ilaçların ise bazı besin maddelerinin ince bağırsaktan emilmesini engelleyerek kansızlık yaptığı bilinmektedir. Bu tür ilaçlar arasında epilepsi için kullanılan ilaçların bir kısmı sayılabilir. Kullanım alanı sınırlı olmasına rağmen en sık kullanılan ilaçlar arasında olan aspirin ise mide ve bağırsaklarda kanamaya neden olarak kansızlık meydana getirir. Bu kanama çoğu zaman mikroskobik düzeyde olup gözle görülemez.

KRONİK HASTALIKLARIN KANSIZLIKTAKİ ROLÜ

Kan yapımındaki bozukluklar ve diyetin yanı sıra, sık geçirilen enfeksiyonlar ve kronik hastalıklar da kansızlık problemini tetikleyebiliyor. Prof. Dr. Cengiz Canpolatın verdiği bilgiye göre,kansızlıkta etnik kökenin ve ırkın da büyük önemi bulunuyor. Siyah ırkta ve Arap ülkelerinde orak hücreli kansızlık fazla görülürken, Akdeniz bölgesinde daha çok Akdeniz anemisi olarak bilinen talasemi ön planda görülüyor. Talasemi bir hemoglobin yapım bozukluğunu ifade ediyor. Erişkin hemoglobininin en önemli kısmını olan Hb A1 i oluşturan alfa veya beta zincirlerinden herhangi birinin yapımında kısmi bir eksiklik olması durumunda taşıyıcılık, tam yapılamaması durumunda ise hastalık oluşuyor.Taşıyıcılık durumunda tedavi gerekmiyor. Ancak hastaya ve ailesine genetik danışmanlık verilmesi şart sayılıyor. Genellikle bebek 4-6 aylıkken ortaya çıkan hastalık, yoğun tedavi gerektiriyor. Bu bebeklerde derin kansızlık oluşuyor. Karaciğer ve dalakları büyüyor. Yüz ve kafa kemiklerinde genişleme oluşuyor. Tekrarlayan kan transfüzyonları yapılması gerekiyor.. Kemik iliği nakli de tedavi seçenekleri arasında yer alıyor.

ÇOCUKLARDA EN xxx GÖRÜLEN ANEMİ

Demir eksikliği anemisi çocuklarda en sık görülen kansızlık tipini oluşturuyor. Anne sütü ile beslenen bebeklerde ilk 6 ay demir eksikliği görülmüyor. Prof. Dr. Cengiz Canpolat, Anne sütündeki demir çok kolay emilebildiği için büyüyen süt çocuğuna miktar olarak yeterlidir. Altı aydan sonra ek gıdalar ile yetersiz demir alan bebek demir eksikliği için adaydır. Demir en çok kırmızı ette, yumurta sarısında, yeşil sebzelerde ve hububatta bulunur. Beyaz ette demir kırmızı etteki kadar yüksek değildir. Demir eksikliğinin gelişmemesi için etten ve sebzelerden gelen demirin dengeli alınması gerekir diye konuşuyor. Demir eksikliği anemisi saptanan çocukta dışkı ve idrar ile kan kaybı olup olmadığı araştırılması büyük önem taşıyor.

Dışkı ile kan kaybı meydana getiren en önemli durumlar arasında peptik ülserler ve inek sütü alerjisi sayılabiliyor. Prof. Dr. Canpolat, Ayrıca bağırsakta bulunan polipler ve anüste mukoza çatlakları da kan kaybına neden olabilirler. Dışkıda gizli kan testi birkaç kez tekrarlanmalıdır, zira kanama aralıklı olarak meydana geliyor olabilir. İdrarla kan kaybının en sık nedeni ise idrar yollarına ait enfeksiyonlardır uyarısında bulunuyor.

KANSIZLIK ÖNLENEBİLİR

Yol açtığı sorunlar dikkate alındığında, çocukların kansızlıktan korunmalarının önemi kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bu yüzden bebeklerin altı ay anne sütüyle beslenmesi gerekiyor. Demir eksikliğine bağlı kansızlığın engellenmesi için diyete önem verilmesi, demirden zengin ek gıdaların verilmesine zamanında ve uygun şekilde başlanması gerekiyor. Erken ve düşük tartılı doğan bebeklere koruyucu demir preparatları verilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Cengiz Canpolat, Zira anneden bebeğe demir transferi hamileliğin sonlarında yoğunluk kazandığı için bu bebekler demir depoları tam dolmadan doğarlar ve çoğu zaman yoğun bakımda kaldıklarından tetkikler için bebeklerden fazla kan alınmak zorunda kalınır diye ekliyor. Demir eksikliğinin tedavisi çoğunlukla ağızdan verilen demir preparatları ile yapılıyor.Tedavi ortalama 3 ay kadar devam ediyor. İlk 2 ay hemoglobinin yükseltilmesi, 3. ay ise demir depolarının doldurulması amaçlanıyor.

GuReL
14-03-07, 03:27
ÇOCUKLARDA KASIK FITIĞI


Bebeğinizin ya da çocuğunuzun kasıklarında ya da torbalarında daha önce bulunmayan bir şişlik, fıtık olabilir.


KASIK FITIĞI NEDİR?


Karın ön duvarının, kasık bölgesindeki zayıf bir bölgesinden karın boşluğunda bulunan bazı yapıların deri altına kadar çıkmasına kasık fıtığı deniyor. Bu yapılar en sık bağırsaklar olsa da bir çeşit zar olan ‘omentum’, mesane ve kızlarda yumurtalıklar ve tüpler de zaman zaman fıtıklaşabilir.


KASIK FITIĞI NASIL OLUŞUR?


Testisin inişi: Kasık fıtığının oluşumu erkeklerde testislerin(yumurtaların) torbaya iniş süreci ile yakından ilgilidir. Testisler, bebeğin anne karnındaki yaşamının 7. ayında kasık bölgesinden torbalara doğru inişe başlar. Bu iniş çoğunlukla bebek doğmadan önce tamamlanmış olur. Bu iniş süreci tamamlanamadığı zaman testis iniş yolu boyunca herhangi bir noktada kalabilir. Buna inmemiş testis adı verilmektedir. İniş süreci normal seyrinde iken eğer bebek erken doğar ise yine inmemiş testis görülecektir(prematürelerde sık görülmesinin nedeni).


Fıtık kesesinin oluşumu: Bu iniş sırasında testise eşlik eden periton(karın zarı) parçacığı bir eldiven parmağı şeklinde torbalara kadar testisle birlikte sürüklenir. Doğumdan sonra bu zar keseciğin duvarları birbirlerine yapışır ve ince bir bant halinde kalır. İşte bu zar keseciğin duvarlarının birbirlerine yapışmaması ya da yapıştıktan sonra çeşitli nedenlerle yeniden açılması sonucu oluşan aralıktan karın içi organların deri altına kadar ilerlerler. Böylelikle karın içi basıncını arttıran her türlü durumda(öksürük, ıkınma, ağlama, vb) karın içindeki organlar bu kanaldan çıkmaya yönelirler ve kasıkta ya da ilerlemiş olgularda torbalarda şişlik meydana gelir.




BELİRTİLERİ NELERDİR?


Beliren kaybolan şişlik ilk ve en önemli bulgudur. Sağda ya da solda kasıktan başlayarak torbalara (kızlarda büyük dudaklara)kadar olan hat üzerinde, herhangi bir noktada olabilir. Ağlama öksürme gibi karın içi basıncının arttığı durumlarda bu yapılar, zayıf olan bu noktadan karnı terk ederek deriden kabarık bir şişlik oluştururlar. Başlangıçta ağlama veya öksürük durduğunda yapılar yeniden karın içine dönerek şişlik kaybolur. Daha ileriki dönemlerde ise fıtıklaşan yapılar giderek kendilerine daha geniş bir yer açacağından elle itilmeleri gerekecektir. Çok ilerlemiş durumlarda fıtıklaşma çocuğun torbalarını dolduracak kadar aşağı, testislerin yanına kadar inebilir.


Çocukluk çağında görülen fıtık tipi büyük çoğunlukla indirek olanıdır. Direk kasık fıtığı nadiren çocuklarda da görülürse de, daha çok bir erişkin hastalığıdır. İndirek kasık fıtığında karın içinden çıkan organlar kasık kanalı adı verilen bir kanaldan geçerek deri altına ulaşırlar. Direk fıtıkta ise karın duvarındaki zayıf nokta şişliğin hemen altındadır. Barsaklar doğrudan deri altına ulaşırlar.




HANGİ YAŞIN HASTALIĞIDIR?


Kasık fıtığı her yaşta görülebilir. Yeni doğmuş bir bebekten ileri yaşlara kadar herhangi bir çağda başlayabilir.Görülme sıklığı normal süre ve kiloda doğanlarda % 1-3’tür. Prematüre doğmuş olanlarda ise daha sık rastlanır(% 16-25).




TEDAVİSİ İÇİN HANGİ YAŞ UYGUNDUR?


Çocukluk çağında kasık fıtığının tek tedavisi ameliyattır. Hasta tanı konulduğu zaman ameliyat edilmelidir. Beklenmesi gereken bir yaş ya da süre söz konusu değildir. Ancak enfeksiyon geçirmekte olan veya kansızlık saptanan hastaların, acil bir durum söz konusu değilse, bu sorunları tedavi edildikten sonra ameliyat edilmeleri daha uygundur.




AMELİYAT:


Çocuklarda kasık fıtığı ameliyatı günübirlik cerrahi tarzında yapılır. Gerekli hazırlıkların ardından hasta ameliyata alınır.


Kasıkta yaklaşık 2-3 cm’lik bir kesiden gerçekleştirilen ameliyatta, özetle fıtık kesesi karın boşluğu ile bağlantı noktasından bağlanarak çıkarılır(yüksek ligasyon). Ameliyat bitiminde çoğunlukla tercih edilen kapatma yöntemi eriyebilen materyalle yapılan gizli derialtı(subcuticuler) dikişidir. Bu yöntemin avantajı dikiş alma işlemine gerek bırakmamasıdır.


Ameliyattan yaklaşık 3-4 saat sonra hasta evine gönderilebilir.




xxx SORULAN SORULAR:


Fıtık ameliyatsız iyileşmez mi ? İlaç tedavisi söz konusu değildir. Ameliyat dışı tedavi konusunda geçmişte fıtık bağı gibi denemeler olmuş ancak uzun yıllar önce, hem iyileşmeyi sağlamadığı hem de ameliyatı zorlaştırdığı için terkedilmiş. Toplam hastanede kalış süresi 4-5 saat olan bir girişim yerine aylar, hatta yıllarca bağ kullanıp sonunda yine ameliyat olmanın savunulacak bir yanı yoktur.


Beklemenin tehlikesi var mıdır? Kasık fıtığının en önemli tehlikesi boğulma ya da sıkışmadır. Boğulmuş fıtık 3 türlü tehlike içerir.


Sıkışmış bir barsak tıkalı bir barsaktır ve kaka geçişi durur. Süre uzadıkça barsak bir barsak düğümlenmesinin bütün belirtileri görülmeye başlayacaktır.


Tıkalı olması dışında sıkışan barsak zarar görebilir. Bu uzun süre sıkışık kalmış fıtıklarda söz konusu olabilir. Bu durumda sıkışma bölgesinde kızarıklık ve ödem de başlar.


Kanal içinde sıkışmış olan barsak kanaldan geçen diğer yapılara(testisin damar, sinir ve kanalları) zarar vermeye de başlayabilir. Kızlarda da benzer şekilde yumurtalık ve tüpler zarara uğrayabilmektedir.


Boğulmuş Fıtık Nedir? Fıtıklaşan organların çıktıkları yere sıkışarak, kalmalarına boğulmuş fıtık denir. Bu kalış ne kadar uzun sürerse sıkışan barsağın zarar görme olasılığı o kadar fazladır. Bu konuda ilk bilinmesi gereken boğulmuş fıtık belirtileridir. Kasıkta ağrılı bir şişlik ortaya çıkar. Şişlik genellikle sert ve sabittir. Kusma, karın şişliği, kaka yapamama ya da kanlı kaka görülebilir. Hastanın yaşı küçüldükçe boğulma riski artar. İlk 6 aydaki bebeklerin % 60’ının kasık fıtığının en az 1 kez boğulduğu bildirilmektedir.


Bebeğim-çocuğum ameliyata dayanabilir mi? Fıtık ameliyatı çok küçük doğum ağırlığı olan prematüreler de dahil olmak üzere her yaşta bebeğe ve çocuğa başarıyla uygulanmaktadır. Operasyonda teknik açıdan hayatı tehdit edici risk söz konusu değildir. Modern anestezi teknikleri ve modern teknoloji sayesinde önlenebilir riskler ortadan kaldırılmış, beklenmedik durumlar için de gereken tedbirler alınmıştır. Kuşkusuz her ameliyatta belirli bir risk hala mevcuttur ancak günümüzde bu en aza indirilmiştir.

GuReL
14-03-07, 03:33
ÇOCUKLARDA ÜST SOLUNUM YOLU ENFEKSİYONLARI


Nezle, anjin, sinüzit, farenjit, larenjit.... Özellikle okul çağındaki çocuklarımızda sıkça görülen hastalıklar konusunda bilmemiz gerekenler...


Okulların açılıp havaların soğumaya başlamasıyla beraber çocuklarda görülen üst solunum yolları enfeksiyonları artar. Bu hastalıkları sırasıyla tanıyalım, nasıl korunabiliriz, ne gibi önlemler alabiliriz bir göz atalım...

http://img139.imageshack.us/img139/2438/solunumyl7.png (http://imageshack.us)

NEZLE


Nezle ve buna bağlı burun tıkanıklığı, çocuklarda en sık gördüğümüz belirtilerdendir. Burun havanın vücuda giriş kapısıdır, burada hava ısıtılır, tozlarından arındırılır ve nemlendirilerek akciğerin sevdiği hale getirilir. Havanın burun içinden rahat geçebilmesi için üç koşul vardır. Birincisi burun yapısının düzgün, burun etlerinin normal büyüklükte olması gerekir. İkincisi, burun mukozası denilen, burnu döşeyen tabakanın sağlıklı, üçüncüsü de burun salgılarının akışkan olması gerekir. Burun mukozasından eğer rhinovirus ailesinden bir virüs girerse o zaman nezle oluruz. Burun akar, tıkanır hapşırıklar artar, hafif ateş ve halsizlik hissedilir. Basit önlemlerle atlatılabilecek bu durumda, korktuğumuz, çocukta komplikasyon gelişmesidir. Nezle iyi tedavi edilmediği zaman orta kulak iltihabına, sinüzite veya bronşite yol açabilir. Halbuki yapılacak şey basittir. Burun açıcı ilaçlar şurup veya damla olarak 2-3 gün kullanılmalıdır. Antibiyotiğe hemen başlanmamalı, ateş düşürücü ağrı kesici ilaçlar kullanılmalıdır.


ORTA KULAK İLTİHAPLARI


Orta kulak iltihapları çocukluk çağında en sık görülen hastalıklardandır. İlerde kalıcı işitme kayıplarına neden olabilirler. Orta kulak iltihapları doğumdan sonra ne kadar çabuk ortaya çıkarsa o kadar tehlikeli seyrederler.


En çok ekim ve nisan aylarında görülürler, bu aylar viral üst solunum yolları enfeksiyonlarının sık görüldüğü aylardır. Viral hastalık sırasında gelişen orta kulaktaki iltihabi olaylar orta kulakta sıvı birikmesine ve mukozalarda ödeme neden olur. Östaki borusu denilen, genizden orta kulağa giden borunun da ödem nedeniyle tıkanması, orta kulak iltihaplarını kolaylaştırır. Bebeklerde iltihabı kolaylaştıran geniz eti, östaki borusunun yatay seyretmesi ve bebeklerin sırt üstü biberonla beslenmesi gibi olumsuz başka faktörler de vardır. Orta kulak iltihapları en çok Hemofilus İnfuenza ve Streptokokus Pnömonia denilen mikroplarla oluşur. Daha az olarak da Stafilokokus Aureus, Brahmanella Kataralis gibi mikroplar işin içine karışılar ki; bu mikropların çoğu günümüzde penisilin grubu antibiyotiklere direnç kazanmışlardır. Bu nedenle tedavide yeni geliştirilen antibiyotikler seçilmektedir.


Ağrı şiddetli ve zonklayıcı tarzdadır ve çocuk, fısıltıları, o taraf kulağından duymakta güçlük çeker. Ateş 38-38,5 civarındadır. Kulak zarının kızarık olması veya bombe olması tanıyı koydurur. Ancak unutulmaması gereken bir nokta, her kulak ağrısının, kulak iltihabından kaynaklanmadığıdır. Bazen dış kulak yolundaki bir sivilce, sıkışmış kulak kiri, çürük bir diş veya boğazdaki bademcik iltihabının yansıyan ağrısı da orta kulak iltihabını taklit edebilir.


TEDAVİ EDİLMEZSE KRONİKLEŞİR


Tedavisinde çeşitli yaklaşımlar vardır. Bazıları hemen parasentez denilen kulak çizmeyi tercih ederlerken bazıları önce antibiyotik verip ileri derecedeki orta kulak iltihaplarında kulak zarını çizmektedirler. Gelişmiş ülkelerde % 80 hastanın kendiliğinden hiçbir komplikasyon olmaksızın düzeldiğini öne sürerek, antibiyotik bile vermeyen doktorlar vardır. Biz Türkiye’de antibiyotikle tedavi edilmesi gerektiğine inananlardanız. Antibiyotiği de daha önce yapılmış hangi mikropların en çok görülüp, hangi antibiyotiklerin en etkili olduğunu gösteren bilimsel araştırmaları göz önünde tutarak seçmekteyiz. Antibiyotik verilmediğinde hastalık kronikleşmekte, daha uzun süre çocuğu rahatsız etmektedir.


Orta kulak iltihapları iyi tedavi edilmezlerse de kronikleşir ve işitme kaybı gibi kalıcı arazlar bırakırlar. Bazen de iltihap, komşu dokulara yayılarak iç kulak iltihabı, yüz felci ve beyin zarı iltihapları gibi çok daha ciddi hastalıklara yol açabilir. Orta kulak iltihabından sonra, mikroplar ortadan kalksa bile, orta kulak boşluğunda sıvı birikintisi kalacaktır ve bazen bu sıvı hiç bir tedaviye cevap vermeyecektir. Götürdüğünüz doktor da “Artık tüp takılması gerekiyor” diyecektir. Yoksa, okulda öğretmeni çocuğunuzda fark ettiği anlama ve dikkat sorunlarıyla karşınıza gelecektir.


Seröz Otit, Efüzyonlu Otit veya zamk kulak gibi çeşitli adlar takılan bu hastalıkta başlıca belirti, sinsi gelişen işitme kaybıdır. Bazen de çok kısa, bir veya iki saniye süren ağrılardan bahseder bu çocuklar. Kulak zarına bakıldığında zar çökmüş ve amber rengini almıştır. Bazen hava sıvı seviyesi de görülebilir. Bu hastalığın tedavisi başlangıçta beklemektir. Çoğu kendiliğinden iyileşir. İyileşmeyenlerde uzun süre antibiyotik tedavisi düşünülebilir. Antibiyotiğe rağmen düzelme olmazsa, östaki borusunun görevini yapacak kulak tüpü zara yerleştirilerek, orta kulağın havalanması sağlanır. Orta kulaktaki sıvı dağılır, zar çökmesi ortadan kalkar. Bu tüp kendi kendine 3-8 ay arasında kulak tarafından atılır ve çıkar.


Her şey normale dönmüştür. Bu durum çoğu kez kalıcı olur ve hastalık tekrar etmez. Ama bazen hastalık tekrar eder ve yeniden tüp takmak gerekebilir. Defalarca tüp takılıp düzelmeyen ve kulak zarı orta kulaktaki kemikçiklere yapışan hastalar da az da olsa vardır. Bu durumda işitme kaybı kalıcı olur.


SİNÜZİT


Çocuklarda en sık görülen hastalıklardan biri de sinüzittir. Sinüzitlerde de en çok rastlanan mikroplar, orta kulak iltihaplarında görülen hemofilus influenza ve streptokkous pnömonia cinsi mikroplardır. Burun tıkanıklığı ve iltihaplı akıntının yanında, yüz kemiklerinde şiddetli ağrılar başlar. Ağrı, baş öne doğru eğilince artmaktadır. Göz yaşarması, göz etrafında şişlik, 38 i geçmeyen ateş, yüze basma ile ağrının artması sinüzitin diğer belirtileri arasındadır. Muayenede bütün burun mukozasının şiş ve ileri derecede kızarık olduğu görülür. Tedavi, antibiyotikler ve burun açıcı ilaçlarla yapılır. Tedavi süresi 10 günden az olmamalıdır. İyi tedavi edilmemiş sinüzitler komplikasyon yaratabilir. İltihap göz ve beyin zarına yayılabilir. Ancak bu komplikasyonlar çok sık görülmez.


ANJİN


Çocuğunuz okuldan ateşler içinde ve boğaz ağrısıyla gelir, tükürüğünü bile yutamaz durumdaysa; ağzını açtırıp, içine baktığınızda, kocaman, üzeri beyaz noktalarla kaplı, iki kırmızı bademcikle karşılaşırsınız. Çocuğunuz anjin olmuştur. Bazı çocuklar en azından bir kez boğaz ağrısı ve ateşle yatağa düşer ve 3 gün okula gidemezler. Bazıları ise her ay bir kez anjin olurlar. Anjin, ateşli boğaz ağrısı, bademciklerin şişip üstlerinin beyaz iltihap odaklarıyla kaplanması durumudur. Çocukluğunda bu hastalığı geçirmemiş kimse hemen hemen yok gibidir.


Bademcikler, lenf dokuları olup, boğazın girişinde, iki tarafa yerleşmiş küçük organlardır. Görevleri vücudun bağışıklık sisteminin oluşmasına yardımcı olmaktır. Boğaz yoluyla gelen mikroplar bademcik üzerinde tutularak, onlara karşı antikor denilen bağışıklık proteinleri oluşturulur. Bu görev, vücudun bağışıklık sistemi kurulana, yani 5-6 yaşına kadar devam eder. Anjinler çok çeşitli mikroplarla oluşmakla beraber daha çok beta hemolitik streptokoklarla oluşur. Beta hemolitik streptokokların romatizma ile ilişkisi bilindiğinden, bu hastalıktan korkulmaktadır. Çocuğunuzun anjini, birçok sıradan mikropla oluşabileceği gibi, bazen de enfeksiyoz mononükleoz gibi, özel mikroplarla da oluşabilir. Öpücük hastalığı da denilen bu hastalık daha çok büyük çocuklarda görülür. Bu hastalıktaki bazı özellikler arasında boyunda çok sayıda lenf bezi şişmesi, yüksek ateş, genel durum bozukluğu ve bademcikler üzerinde kötü kokulu tabaka oluşumu sayılabilir. Epstein Barr virüsünün yaptığı bu hastalıkta, karaciğer büyüyebilir ve deri döküntüleri olabilir. Bu hastalığın teşhisini koymak çok kolaydır. Laboratuarda yapılan bir MNI test birkaç saat içinde tanıyı koydurur. Tedavisinde bazı penisilin türü antiyotikler dışında, bir antibiyotik, bazen de kortizon kullanmak gerekebilir.


Anjinlerden, neden oldukları akut eklem romatizması ve buna bağlı kalp kapakcığı sorunları nedeniyle korkulmaktadır. Ancak ilaç sorunu olmayan ülkelerde bu komplikasyon hemen hemen tamamen ortadan kalkmıştır. Anjinin diğer bir özelliği abseye yol açmasıdır. Abseleşirse boşaltılması gerekmektedir. Sık tekrarlayan anjinler kronik hale gelebilir.


Üç yıl üst üste 3 kez anjin, 2 yıl üst üste 5 anjin, bir yılda 7 den fazla anjin kronikleşme gösterir. Bademciklerin görüntüsü ve rengi de kronikleştiğinin habercisi olmaktadır. Bademcikler kronik hastalıklı hale gelirlerse ameliyatla alınmaktadırlar.


FARENJİT


“Ya çocuğum farenjit olursa?” Aynı sınıfta okuyan Feride’nin farenjit olduğunu arkadaşınız olan annesinden duydunuz... Farenjit bulaşmaz mı? Bulaşırsa ne olur?


Farenjit bulaşıcıdır. Farenjit hafif ateşle başlar, burun tıkanıklığının yanında burun arkasına akıntı, boğaz mukozasında yer yer kızarıklıklar ve iltihaplı salgılar görülür. Kulak zarı da kızarmış olarak görülebilir. Boyunda ele lenf bezleri gelir. Kendiliğinden 4-5 gün içinde geçen farenjit, genellikle viral bir hastalık olduğundan antibiyotik kullanılması şart değildir, ama ateş 2 günden fazla sürerse o zaman antibiyotik verilebilir. Tedavisinde burun açıcı ilaçlar ve sprey şeklinde antibiyotikler kullanılır. Bazen farenjit aşağı inip bronşite de neden olur.


LARENJİT


Larenjit her yaşta görülebilen iltihabi bir hastalıktır. Virüsler de mikroplar da gırtlağı ve ses tellerini iltihaplandırabilir. Ses kısılır ateş pek yükselmez. Farenjitin bronşite dönmesinde ara geçiş olabilir. Bazen şiddetlenip, çocukları ciddi solunum zorluğuna sokabilir. Sorumlular yine yukarıda adı geçen virüs ve mikroplardır genellikle. Tedavi ise antibiyotik ve solunum zorluğuna bağlı olarak da kortizondur. Solunumun tamamen tıkanıp soluk borusuna delik açma olayından bahis bile açmayalım. Çünkü bu bir annenin yaşayabileceği en sıkıntılı anlardan biridir. Ama trakeotomi denilen bu girişim gerçekten de hayat kurtarıcı bir girişimdir.


Bunun dışında okulların açılması havaların soğumaya başlamasıyla birlikte çocukların yakalanması olası daha birçok hastalık vardır. Sık görülmemekle beraber çocuklarda boyun abseleri, sellülitler, soğuğa bağlı yüz felçleri, lenf bezi iltihapları gibi çeşitli hastalıklar görülebilir.

GuReL
14-03-07, 03:35
ÇOCUKLARDA ŞİŞMANLIK


Şişmanlığın toplumsal bir sorun halini aldığı günümüzde aşırı kilolar yalnız yetişkinleri değil, çocukları da tehdit ediyor. Giderek daha çok çocuk şişmanlar arasında yerini alıyor.


Her yedi çocuktan birinin obez olduğunu dile getiren İtalyan Yetişme Bozuklukları Enstitüsü Profesör Alessandro Sartorio, ideal kilonun üzerinde olan bütün çocuklar düşünüldüğünde bu oranın yüzde 20 lere fırladığını vurguluyor. Bu çocukların yarısının, ilerde obez yetişkinler olacağı düşünüldüğünde tehlikenin boyutları daha iyi anlaşılıyor.


İDEAL DİYET


Zayıflaması gereken çocuklara uygun günlük bir liste... Yemeklerin miktarı, çocuğun yaşına ve kilo fazlasına göre


- Kahvaltı: Bir fican süt veya bir ufak yoğurtla hazırlanmış tahıl gevreği, bir bardak portakal suyu...


- Kuşluk: Bir meyve veya bir paket kraker ya da bir parça salamlı yarım sandviç ekmeği... - Öğle: Bir tabak makarna, bir parça tavuk/hindi, üzerine az yağ gezdirilmiş limonlu salata ve bir meyve...


- İkindi: Bir parça meyve veya çayın yanında bisküvi ya da bir bardak süt...


- Akşam: Bir tabak sebze püresi veya pilav, bir parça buharda pişmiş balık, bir tabak sebze yemeği, bir meyve...


YAĞ YASAĞI


Daha ciddi durumlar söz konusu olduğunda kurallar da değişiyor. Bu hallerde her türlü katı yağın kullanımı yasaklanırken, sıvı yağlar günde 1 yemek kaşığıyla sınırlanıyor. Kızarmış yiyeceklere ve yağlı tencere yemeklerine de izin yok. Bunun yerine buharda ve ızgarada pişirilmiş yemekler yenebiliyor. Egzersiz daha da önem kazanıyor. Zayıflamak için fiziksel aktivite şart... çocuklara en uygun egzersizlerin başında yüzme geliyor. Ayrıca her tür spor tavsiye ediliyor, ancak çocuğun yaptığı sporu sevmesi ve haftada birkaç defa yapması çok önemli. Hepsi bu kadar da değil... Çocuğun gün boyu hareketli olması gerekiyor. Bunun için örneğin, çocuğunuzu okula götürüp getirirken yürütmeyi deneyebilirsiniz. Her gün 20 dakikalık bir yürüyüş, çok iyi bir egzersiz olacaktır.

GuReL
14-03-07, 03:36
ÇOCUKLARINIZA MÜZİK ALETİ ÇALMAYI ÖĞRETİN

Müzik aleti çalan çocukların sadece ince motor hareketlerini geliştirip, nota okumayı pekiştirmediği, hafıza testlerinden de daha iyi sonuç aldığı belirtildi.


Neuropsychology dergisinde yayımlanan habere göre, Hong Kong Üniversitesi nde görevli psikolog Agnes Chan ve ekibi, bir orkestrada görevli 6 ila 15 yaşlarında 45 erkek çocuğun kelime hafızasını, müzikle uğraşmayan çocuklarla karşılaştırdı.


Araştırma sonucunda, orkestraya mensup çocukların, verilen kelime listelerini, diğerlerine göre belirgin şekilde daha iyi akıllarında tutabildikleri ortaya çıktı.


Bilim adamları, başarının, orkestraya üyelik süresiyle doğru orantılı olarak arttığını kaydettiler.


Deneyi bir yıl sonra tekrarlayan bilim adamları, bu süre içinde orkestraya üye olan çocukların önceki sonuçtan daha başarılı olduğunu, orkestradan ayrılan çocukların başarısının ise artmadığını tespit ettiler.

GuReL
14-03-07, 03:37
ÇOCUKLARINIZI BİR SAAT FAZLA UYUTUN


Child Development dergisinde yayımlanan makaleye göre, Tel Aviv Üniversitesi’nde görevli bilim adamı Avi Sadeh ve ekibi, 77 çocuk üzerinde araştırma yaptı. Bilim adamları, 5 gün süren araştırma çerçevesinde, çocukları 2 gün alıştıkları saatte, kalan 3 gün de ya bir saat daha geç ya da bir saat daha erken yatırdı. Çocukların hepsinin bileğine, yapılan hareketleri kaydeden bir cihaz takan bilim adamları, cihaz sayesinde uyku süresini ve kalitesini tespit ettiklerini söylediler.


Bilim adamları, araştırmadan önce ve sonra bilgisayar yardımıyla çocukların yeteneklerini ölçtüler. Tuşlara basma hızını, tepki verme hızını ve belirli rakamların sırasını hatırlama yeteneğini ölçen bilim adamları, bir saat az uyuyan çocukların tepki verme hızının düştüğünü, diğer testlerde ise belirgin fark olmadığını kaydettiler. Bir saat fazla uyuyan çocukların ise bütün testlerde çok daha iyi sonuç elde ettiği ortaya çıktı.

GuReL
14-03-07, 03:38
ÇİNKO BEBEKLERİN ZEKASINI GELİŞTİRİYOR


Hamile kadınların yeterli düzeyde çinko almalarının, bebeğin zeka gelişimini olumlu yönde etkilediği saptandı.


İngiltere ve Bangladeşteki iki sağlık merkezinde yapılan ve tıp dergisi Lancette sonuçları yayımlanan araştırmalarda bu sonuca ulaşıldı. Araştırmalar sırasında, 13 aylık bebekler üzerinde, annelerin hamilelikleri sırasında aldıkları çinkonun etkisi incelendi. Anneleri hamilelik sırasında günde 30 miligram çinko alan bebeklerin, kontrol grubuna göre daha üstün zekalı ve hastalıklara karşı daha dirençli oldukları belirlendi.


Çinkonun düşük ağırlıkta doğan çocuklarda da, hastalıklara karşı direnci artırabildiği belirtildi.

GuReL
14-03-07, 03:39
DIS FAZLALIGI (YENIDOGAN)


Bebekler çoğunlukla dişsiz doğar. Ancak bazen yeni doğan bebeğin ağzında, genellikle alt ön diş etinin üzerinde bir dişin mevcut olduğu görülebilir. Bu diş genellikle bebeğin normal dişleri çıkmaya başlamadan düşecektir.

Dişin fazladan bir diş mi yoksa, prematüre olarak dışarı çıkmış bir primer diş mi (bebek dişi) olduğunun anlaşılması için röntgen çekilmesi gerekir.

Normal dışı fazla dişler komşu dişlerin konum ve çıkma özelliklerini etkileyebilir.

GuReL
14-03-07, 03:42
DISLEKSI (OZEL OGRENME BOZUKLUGU)


Çocuklardaki öğrenme bozuklukları ,çoğu zaman öğretmenler ve veliler tarafından zeka geriliğiyle karıştırılıyor. Çocuğunuz okumayı yazmayı öğrenemiyorsa,sağıyla solunu ayırt edemiyorsa , hemen geri zekalı diye damgayı basmayın.Belkide bu durum "disleksi" ,ya da öbür tanımıyla özel öğrenme bozukluğundan kaynaklanıyordur.Türkiye de yanlızca ilkokul çağında sayıları 1 milyon civarında olduğu tahmin edilen dislektik çocukların büyük çoğunluğu normal veya normalin üzerindeki düzeyde zekaya sahip. Disleksinin nedeni henüz tam olarak bilinemiyor, ancak beyne ait duygusal veya davranışsal bozukluktan kaynaklanan akademik becerilerde gerilik olarak tanımlanıyor. Erkek çocuklarda kızlara nazaran 4 kat daha fazla görülüyor.Türkiye de ise bu tür çocuklar genellikle hiperaktif (dikkat dağınıklığı olan) çocuklarla karıştırılıyor.

Metin 5 yaşında konuşmaya başlayabilmiş , okul çağının gelmesiyle de bazı sorunlarının olduğu ortaya çıkmış.Bütün arkadaşları okumaya başladığı halde o hala okumayı çözemiyordu.Harfleri ters yazıyor,ders dinlemiyor ve de "arkadaşlarıyla iyi geçinemiyordu.Çevresindeki herkez, annesi de dahil olmak üzere,onun geri zekalı olduğunu düşünüyordu.Metin bütün çabalara rağmen yanlış yazmaya ,sağını solunu karıştırmaya devam etti.Sınıf öğretmenin tavsiyesi üzerine özel öğretmen tutuldu.Ancak özel öğretmen de birkaç ders sonra artık gelemeyeceğini ,aksi taktirde cinnet geçireceğini söyleyerek ailesini daha da telaşlandırdı.Bunun üzerine annesi Metin i zeka testi uygulatmak üzere Cerrahpaşa Çocuk Psikiyatrisi bölümüne götürmüş. Sonuçta Metin in zeka seviyesinin normalin çok üstünde olduğu ortaya çıkmış ve buradaki uzmanlar Metin e doğru teşhisi koymuş : Dislektik.

Çoğunlukla normal ya da üstün zekalı çocukların "geri zekalı" damgasını yemesine neden olan disleksi genellikle okul çağında farkedilebiliyor.Ülkemizde de yeni yeni tanınan bu hastalığın, öğretmenler ve veliler tarafından yeterince bilinmemesi bu durumu daha da zorlaştırıyor.

9 yaşındaki Oğuz televizyondaki bütün açıkoturum ve belgeselleri başından sonuna kadar izliyor, araştırmacı,boş zamanlarını bilim ve teknik ansiklopedilerini okuyarak geçiriyor.Zeka düzeyi ise normalin çok üstünde. Ancak Oğuz okula başladığı ilk yıl, diğer dislektik çocuklar gibi ne okuyabilmiş ne de yazabilmiş. Annesi okuldan almayı düşünmüş,öğretmeni ise sabredin açılacaktır demiş. Oğuz şu anda okuma-yazma biliyor,ancak bazen ters yazıyor veya okurken satır atlıyor,yön bulma problemleri de halen geçmemiş.

Öğrenme bozukluğu olan çocukların sorunlarının derecesi farklı olmasına rağmen hepsinin ortak yanı ,normal veya normalin üzerinde zekaya sahip olmaları. Ancak okumayı-yazmayı öğrenmede ,harfleri ve sembolleri hatırlamada zorluk çekerler. Harfleri ters çevirirler 8 bal yerine dal, pasta yerine basta gibi ) veya kelimedeki haflerin sırasını değiştirirler (için yerine çini gibi) .

Heceleme hatası yaparlar, el yazılarının okunması çok güçtür. Ayrıca çok unutkandırlar. Okulda defterlerini ,kalemlerini , ödevlerini unuturlar. Sakar ve dalgın olabilirler. Matematik problemini siz sorarsanız çözer de ,kendisine verirseniz çözemez. Çarpım tablosunu öğrenmede zorlanır, ona 6->9 ,7->4 ,15->51 gibi görünür. Toplama yerine çarpma yaptığı ,toplamaya soldan başladığı görülür. Bazen yazıların aynada aksetmesi gibi ters yazarlar.

Türkiye de 5 yıldır bilinen disleksinin tedavisi mümkün. Zekaları normal veya normalin üzerinde olduğu halde akademik beceri kazanamayan bu çocuklar , uzman bir pedagogun katılımıyla uygulanan, grup veya bireysel terapilere katılarak tedavi ediliyorlar. Ama öncelikle teşhisi doğru koymak gerekiyor. Oysa disleksi Türkiye de öğretmen ve veliler tarafından yeterince tanınmıyor ,bu da işleri zorlaştırıyor. Milli Eğitim Bakanlığı , bu konuda ,1992 yılında rehber öğretmen ve diğer ilgili öğretmenlere,okullarda hizmet içi eğitim verilmesini kararlaştırdı. Bu konuda Davranış Bilimleri Merkezi çocuk psikoloğu Şeniz Pamuk şunları söylüyor: "Disleksinin ülkemizde tedavisi için çok az sayıda yer mevcut,ancak bazı hastanelerin psikiyatri bölümlerinde ve davranış bilimleri merkezlerinde bu konudaki uzman kişiler bu tedaviyi sağlıyabiliyorlar. Örneğin İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri bölümünde ,haftada bir gün ,birer saatten bireysel veya grup terapileri uygulanıyor.Çocuğun probleminin yoğunluğuna ve de motivasyonuna bağlı olarak, bazılarında 6 aylık bir tedavi yeterli olabilirken , bazılarında tedavi 3-4 yıl sürebiliyor. Genellikle bireysel olarak çocuk ve psikiyatristin ikili yürüttüğü tedaviye daha sonraları diğer çocuklar da eklenerek grup halinde sosyalleşme sürecine geçiliyor".

Çevrenize baktığınız zaman her çocuğun farklı yapıda olduğunu görürsünüz. Kimisi hızlı koşabilir, kimisi yavaş, kimisi en güç problemleri kısa sürede çözer, kimisi daha geç. Boyları, saç rekleri, ağırlıkları hep farklıdır. Disleksili çocuklar da bu farklılıklara sahiptir. Bu çocukların da diğerlerinden farklılıkları öğrenme-algılama bozukluklarının olmasıdır.

İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Pedagogu Ümran korkmazlar, disleksinin ailelere ve öğretmenlere anlatılarak aydınlatılması gerektiğini söylüyor: "Beyin ilginç bir organımızdır ve yaş küçük olduğu oranda da elastikdir. Bu çocuklar okumayı yazmayı zorlukla öğrenirler ama öncelikle ailenin, öğretmenin ve arkadaşlarının anlayış ve desteğine ihtiyaç duyarlar. İyi kullandıkları yeteneklerini ön plana çıkarmak, atılacak ilk adımlardandır. Özel öğrenme bozukluğu Türkiye de ortalama % 5-10 civarında ,yani 40 kişilik bir sınıfta 2 çocukta disleksi var demektir. Bu çocuklara özel psiko-pedagojik yaklaşımla yardım edilmeli , disleksi bir hastalık değil de çözülmesi gereken bir yumak olarak görülmelidir."

Dislektik çocuk;

• Harfleri ya da rakamları ters algılar.Örneğin 3 rakamını E harfi gibi,veya 6 rakamını 9 olarak görür,

• Okurken ve yazarken satırları veya sözcükleri atlar,

• Uzaklık ve derinlik algılamasında sorunları vardır.Bu nedenle eşyalara çarpabilir,sandalyelerden düşebilirler,

• Yön tayin edemez,sürekli saği solu karıştırırlar,

• Benzer sesleri birbirine karıştırır,örneğin soba yerine sopa ,kova yerine kofa der,

• Günleri ard arda sayamaz,

• Ödevlerini yapmayı unutur,sürekli hatırlatmak gerekir,

• Kendisini çok zor ifade eder,kelimeleri sıralayıp,cümle oluşturmakta güçlük çeker,

• Önce-sonra ,dün-bugün gibi kavramları karıştırır,

• Arkadaşları ile olan ilişkileri genellikle bozuktur,

• Değişikliklere uyum sağlayamaz.

GuReL
14-03-07, 03:42
DIYABETIK ANNELERIN BEBEKLERI


İnsulinin kullanılmaya başlanmasından önce çoğu şeker hastası kadın için gebelik sorundu. Oysa bugün, geliştirilmiş, annelik ve doğum öncesi bakım sayesinde birçok şeker hastası anne eskisinden daha rahat bebek dünyaya getirebilmektedir.

Buna rağmen, eğer şeker hastası bir anne adayı iseniz, bebeğiniz, anneleri şeker hastası olmayan bebeklere nazaran daha çok risk altındadır. Anneleri gerek gebelik öncesinde şeker hastası olan, gerekse şekeri gebeliğin etkisiyle geçici olarak (hamilelik şekeri) yükselen çocukların ölüm oranı, anneleri şeker hastası olmayan çocuklardan daha yüksektir. Buna ilaveten, bu bebekler, solunum güçlüğü gibi problemler ve düşük kan şekeri değeri (hipoglisemi) gibi metabolizma anormallikleri ile doğmaya eğilimlidirler.

Eğer şeker hastası iseniz, bir uzmanın bakımına gereksiniminiz vardır. En verimli bakım, hamile kalmadan önce başlar. Doğum bozuklukları ya da bebeklerde başka problemler meydana gelmesi riskini en aza indirgemek için gerek doğumdan önce, gerekse hamilelik esnasında düzenli kontrol şeker hastası anneler için çok önemlidir.

Annenin şekerinin hangi dereceye kadar kontrol altında tutulduğu, bebeğin görünümü ile yakından ilintilidir. Şeker hastası annelerin sıkı kontrol altına alınması dolayısıyla, şeker hastası annelerin büyük kafalı bebek dünyaya getirmeleri bugün geçmişe nazaran daha azalmıştır.

Kilosuna bakılmaksızın, şeker hastası olan tüm annelerin bebekleri öncelikle bir yoğun bakım biriminde gözetim altında tutulmalıdır. Doğumdan sonraki 1 saat içinde şeker testleri yapılmalı ve bundan sonra sık sık tekrarlanmalıdır.

Bazı çocuklarda, eğer kan şekeri doğum sonrasında çok düşükse, damardan glikoz verilmesi gerekebilir. Bu değişiklikler geçicidir ve normal düzenlemeye birkaç gün sonra geçilir.

GuReL
14-03-07, 03:46
DOGUM LEKELERI


Yeni doğmuş bebeklerde doğum lekelerine sıkça rastlanır. Genellikle endişe edilecek şeyler değildirler ve hiçbir tedavi gerektirmezler. Aşağıda, yeni doğmuş bebeklerde en çok rastlanan doğum lekelerinin bazıları verilmiştir.

Milia, yeni doğmuş bebeğin yüzünde bulunan, sivilceye benzeyen küçük beyaz yumru ya da kistlere denir. Zararsızdırlar ve tedavi gerektirmeden kendiliğinden yok olurlar.

Salmon lekeleri, yeni doğmuş normal bebeklerin yüzde 30 ila 50 sinde görülen küçük, açık pembe ve düz beneklerdir. Bunlar, kandamarlarının (kılcaldamarlar) toplanmasından meydana gelmiştir. Daha çok gözkapaklarında, üst dudakta, kaşlar arasındaki alanda ve boynun arka tarafında ortaya çıkan salmon lekeleri, ağlama nöbetleri ve ısı değişikliği zamanlarında daha belirgin olur. Yüzdeki salmon lekeleri zamanla geçer, fakat boynun arka tarafındakiler kalmaya devam eder, fakat bebeğin saçları uzadıkça görünmez olur.

Hemangioma (hemanjiyom), iyi huylu (kanserojen olmayan) ve yeni oluşmuş kan damarlarının meydana getirdiği tümörlerdir. Karakteristik olarak, hemangiomas, kırmızı, çıkıntılı, keskin sınırlı ve vücudun her tarafında meydana gelebilecek lekelerdir. Çilek hemanjiyomu genellikle yüzde, saçlı kafa derisinde, sırtta ya da göğüste oluşmakla birlikte vücudun her yerinde ortaya çıkabilir. Kızlarda daha çok rastlanır; doğumda nadiren vardır, daha çok bebek iki aylık olana kadar ortaya çıkar. Çoğu çilek hemanjiyomu hızla büyür, belli bir büyüklükte kalır ve daha sonra yok olur. Genellikle hiçbir tedavi gerekmez. Vakaların yüzde 60 ında çocuk 5 yaşına geldikten sonra, yüzde 90-95 inde ise 9 yaşına girdiğinde hiçbir yara kalmaz. Bu doğum lekeleri olan çocukların yaklaşık yüzde 10 unda, leke ortadan kalktıktan sonra deride hafif bir kırışıklık ya da solgunluk kalır.

Süngersi hemanjiyom, çilek hemanjiyomundan daha derin oluşur. Bunlar, içi kanla dolu kırmızı mavi renkli süngerimsi yumrulardır.

Bu lezyonların görünüşünü kestirmek zordur. Bazı lezyonlar kendiliğinden yok olur. Bazan yaraları tedavi etmek için koıtikosteroid tedavisi uygulamak gerekebilir.

Şarap lekeleri, genişlemiş kılcal damarlardan meydana gelir; en çok yüzde rastlanır. Lekelerin boyutu değişiktir; batan vücut yüzeyinin yarısı etkilenebilir. Bu geçici bir bozukluktur. Laser tedavisi tercih edilmesine karşın, bu tedavi ergen ve yetişkinlerde daha başarılıdır.

GuReL
14-03-07, 03:47
DOGUM YARALANMALARI


Her 1.000 çocuktan 2 ila 7 tanesi doğum esnasında zarar görmektedir. Doğum yaralanması, bebeğin doğumu esnasında ana rahminden dışarı çıkarken ya da alınırken meydana gelen incinme ya da travmalar olarak tanımlanmaktadır. Doğum yaralanmaları, en mükemmel doğum bakımı uygulanan durumlarda bile ortaya çıkabilmektedir.

Belli koşullar doğum yaralanmaları olasılığını daha da artırmaktadır. Prematürelik, makat gelişi, uzun süren gebelik dönemi, normalden büyük cenin, ceninin rahim içinde anormal konumda oluşu ve annenin leğen kemiğinin dar oluşu doğacak bebeğin doğum travmasına maruz kalmasına neden olan özel durumlardan birkaçıdır.

Forseps de kimi zaman doğum yaralanmasına neden olabilmektedir. Forseps, rahimden dışarı normal olarak ilerlemeyen çocuğu çekip çıkarmaya yarayan ve uçları kaşık biçiminde olan bir doğum aygıtıdır. Forceps yaralan genellikle yüzde ve kafa derisi üzerinde öten hafif yaralardır. Forceps vasıtasıyla bebeğin çıkarılması, anne ya da çocuğun yaşamının ya da sağlığının tehlikede olduğu zamanlarda en uygun doğum şeklidir.

Başka bir yararlı teknik de vakum ile bebeğin çekilmesidir. Bu yöntemde, bebek henüz ana rahmindeyken kafasına metal ya da silikon bir başlık yapıştırılır. Bu başlık emme oluşturur ve doğum sürecinin hızlandırılması için uygulanacak çekme işlemini mümkün kılar. Gereğinden fazla emme yapılmasını önleyen yeni yöntemler sayesinde bebeğin doğum esnasında yara alması önlenebilmektedir.

Çok rastlanan doğum yaralanmalarından bazıları şunlardır: Baş şişmesi (caput suc-cedaneum), kafa derisi dokularının şişmesidir, bebeğin kafasının sert vajinal kanal içinden geçerken maruz kaldığı basınç nedeniyle oluşur. Aynca bebeğin yüzü de şişebilir ve renk değiştirebilir ya da eğrilebilir. Bu şişlik genellikle birkaç gün sonra kaybolur ve kafa normal seklini alır.

Kafatasında kan birikmesi (cephal-haematoma), kafatası derisi altında kan toplanmasıdır. Yavaş bir kanama nedeniyle ortaya çıkar ve şişlik doğumdan sonra birkaç saat geçene kadar fark edilmez. Bazen bu kanamayla birlikte kafatası kemiği kırığı da var olabilir. Kafatasında kan birikmesi olayı çoğunlukla 2 hafta ila 3 ay arasında geçer. Tedavi nadiren gerekebilir.

Köprücük kemiği (clavicle) kırılması, annenin bebeği ana rahminden itmesi ve bebeğin dışarı çıkması esnasında, özellikle makat gelişi doğumlarda bebeğin omuzunu kavrayabilmenin mümkün olmadığı durumlarda en çok rastlanan kemik zedelenmelerinden birisidir.

Bu çeşit bir incinmeye maruz kalmış bir bebek, zedeli taraftaki kolunu oynatamaz. Yaralı tarafta Moro refleksi (ani bir temas ya da sese tepki olarak boyun arkaya bükülür, ayaklar ve eller dışarı doğru açılır) anormaldir.

Kırık köprücük kemikli bebekler tamamıyla iyileşirler. Kimi zaman, burun kemiğinde bir yaralanma meydana gelebilir. Bu genellikle kıkırdağın septum (orta bölme) içinde yanlış yerleşimiyle sonuçlanır. Bebek emzirme esnasında güçlük çıkarır ve burnundan solumakta zorluk çeker. Burnun görünümü asimetriktir ve düzdür. Herhangi bir girişimde bulunmak için cerrahi yardım gerekebilir.

Yüz siniri felci genellikle rahimde iken, ana rahminden güçlükle itilirken ya da forsepsle doğum esnasında yüz siniri üzerine uygulanan basınç nedeniyle oluşur. Bozukluk yüzün bir tarafını tamamen kaplayabilir.

Çocuk ağladığında yüzün felç tarafı hareket etmez ve ağız bir tarafa çekilmiş durumdadır. Felçli taraftaki göz kapanmaz ve ağız köşesi aşağıya sarkıktır. Uzun vadeli sonuç, sinirin basınç nedeniyle zedelenmiş olup olmadığı ya da sinir liflerinin ezilmiş olup olmadığına bağlı olarak değişir. Eğer neden basınç ise iyileşme kısa sürede olur ve hiçbir iz kalmaz. Eğer felç devam ederse, sinir liflerinin mikrocerrahi müdahalesiyle onarılması gereklidir.

Vajinal kanal boyunca ilerleyen bebek, yumuşak dokularda bazen doğumdan sonra kafatası derisinin şişmesi gibi bir sonuç veren küçük yaralanmalara maruz kalabilir. Caput succedaneum (kafa derisi dokularının şişmesi) olarak adlandırılan bu durum, zararlı değildir ve bu şişlik genellikle birkaç gün sonra kaybolur ve kafa normal şeklini alır.

GuReL
14-03-07, 03:48
DOWN SENDROMU


Tahminen her 600 ile 800 çocuktan biri, fazladan bir kromozomun bulunmasından kaynaklanan doğum anomalisi olan Down sendromu ile doğmaktadır.

Bir kadının Down sendromu olan bir çocuk doğurma olasılığı, yaşıyla birlikte artar, örneğin, 25 yaşındaki bir kadında bu olasılık 1205 te 1 iken, 35 yaşındaki bir kadında 365 te 1 e yükselmektedir.

Down sendromlu olarak doğan bir bebeğin yüzü normalden küçük ve yuvarlak olur.

Kulaklar alçaktadır ve oval biçimlidir.

Gözler hafifçe yukarıya eğiktir.

Ağız köşelerden aşağıya doğru sarkar ve açık kalır.

Dil genellikle geniştir ve dışarı çıkar.

Gözün iris tabakasında genellikle gri-beyaz lekeler görülür.

Down sendromlu bebekler ortalama büyüklükte doğabilirler, ancak tipik olarak yavaş büyürler ve küçük kalırlar.

Hafiften ileriye kadar değişen düzeylerde zekâ gecikmesi görülür.

Bunlarda konjenital kalp kusurları gastrointestinal oluşum bozuklukları da oldukça yaygındır.

İki yıl içinde mortalite (ölüm oranı) yüksektir. Bu çocukların birçoğu solunum enfeksiyonlarına, kalp sorunlarına veya lösemiye yenilirler.

Down sendromunun tedavisi yoktur.

Kalp veya diğer yan kusurlar genellikle ameliyat yoluyla başarılı şekilde giderilebilmektedir.

Gelişme gecikmesinin düzeyi çocuğun yaşamında önemli bir rol oynar.

Down sendromlu birçok çocuk sevecen bir aile ortamında yaşamlarını sürdürmekte, okula gitmekte, öğrenmekte ve hatta özel koruma donanımına sahip atölyelerde veya diğer alt düzey işlerde çalışma yaşamına bile katılmaktadır.

Bir grup Down Sendromlu çocuk ise oldukça az gelişmiş olup yaşamlarını ancak başkalarının bakım ve gözetimi altında sürdürebilmektedir.

GuReL
14-03-07, 03:48
DUDAK YARIKLARI VE DAMAK YARIKLARI


Dudak ve damak yarıkları birlikte ya da tek başına görülebilen birbirinden ayrı birer doğumsal (konjenital) kusurdur.

Dudak yarığının damak yarığı ile birlikte veya tek başına görülme sıklığı 1000 doğumda 1; damak yarığının tek başına görülme sıklıkğı ise 2500 doğumda 1 dir. Damak yarığı ile birlikte ya da tek başına görülen dudak yarığında genetik özelliklerin, tek başına damak yarığı vakalarından daha büyük bir rol oynadığı sanılmaktadır.

Yarıklık kusuruyla doğan bir bebekte, özellikle söz konusu olan tek başına damak yarığı durumu ise işitme bozukluğu dahil olmak üzere diğer kusurların da bulunma sıklığı artar.

Damak yarığı ile doğan bir bebekte, üst dudağın birleşememiş bulunduğu bir fisür (çatlak) ya da uzun bir delik mevcuttur. Bu yarık, dudağın üst kısmındaki ufak bir çentikten, buruna kadar ulaşan komple bir açıklığa dek değişebilir. Damak da yarık durumdaysa, bebeğin ağzının üst duvarı kapanmamış olarak kalır.

Doğan bebeğinizde bu kusurlardan biri ya da her ikisi bulunuyorsa en acil nitelik taşıyan sorun beslenmedir. Doğumdan kısa süre sonra damak üzerine özel olarak tasarlanmış bir tıkaç (protez) yerleştirilerek bebeğin beslenebilmesi sağlanır. Ancak, bebek hızla büyüyeceğinden bu tıkacın birkaç haftada bir değiştirilmesi gerekecektir.

Dudak yarığı olan bir bebekte bu yarığın kapatılması ameliyatı tipik olarak 1. ve 2. ayda yapılır. Sıklıkla, dudak yarığı deformitelerinde burun genişlemesi de söz konusudur. Damak yarığının kapatılması, burun tabanının daralmasına yardımcı olur. Ancak kesin bir burun ameliyatı, çocuk erişkin çağa ulaşana kadar geciktirilir. Estetik başarı deformitenin ciddiyet derecesine, enfeksiyon bulunmamasına ve cerrahın beceri düzeyine bağlıdır.

Bir damak yarığı, normal konuşma gelişiminin sağlanması için genellikle yaşamın ilk yılı içinde kapatılır. Ameliyat amaçları çocuğun normal bir sesle konuşmasını ve nazal regürjitasyonun (gıdaların buruna gelmesi) azalmasını sağlamaktır. Bir çocuk 3 yaşına kadar ameliyat edilmediği takdirde, anlaşılır konuşma yeteneğini geliştirebilmesi için bir protes kullanılabilir.

Dudak ya da damak yarığı komplikasyonları arasında, nükseden kulak enfeksiyonları, işitme kaybı, aşırı bir diş boşluğu alanı ve ortodontik düzeltim gerektiren dişlerin yerinden oynaması bulunur. Bazı çocuklarda damakdaki kas problemleri nedeniyle ameliyattan sonra bile konuşma kusurları sürebilir. Genellikle konuşma terapisi gerekli olur.

GuReL
14-03-07, 03:49
EGZAMA (COCUKTA)


Çocuk egzaması (atopik cilt iltihabı) genellikle aşırı derecede cilt kuruluğu ile kendini belli eden pürüzlü kırmızı ve lekeli bir pişik olarak ortaya çıkar. Belirti olarak kuru deride pürüzlü ve kırmızı lekeler gözlenir.

Çeşitli gıdalar, giysiler, bebek pudraları ya da idrar gibi tahriş edici maddelere bebeğin vücudunun tepkisi olarak ortaya çıkan egzama, alerjik akrabaları olan bebeklerde daha çok görülür. Bu tip bebekler daha sonraki yaşamlarında, astım ve saman nezlesi olmaya daha eğilimlidirler.

Eğer bebeğinizin egzaması varsa, ilk dikkatinizi çekecek belirti sert ve pul pul olmuş bir deri üzerinde açık kırmızı ya da açık kahverengi lekeler olacaktır. Bu lekeler daha sonra kırmızıya dönecektir. Tipik bir gelişme olarak, bebeğiniz, dayanılmaz kaşınma hissinden kurtulmak için bu lekeleri kaşımaya çalışacaktır. Sonuçta ciltte, sızıntı ve kabuklanma nedenli travma oluşacaktır. Bunun ardından da enfeksiyon gelebilir.

Egzamanın en çok yayıldığı yerler yanaklar ve alın bölgesidir. Hastalık kulaklar ve boyuna da yayılabilir.

Tedavi

Eğer bebeğinizin egzaması olduğundan kuşkulanıyorsanız, bebeğinizin doktoruna başvurunuz. Bazı bebeklerde egzama pişiklerinin nedeni diyetle ortaya çıkarılmakta ya da kullanılan mama değiştirilmektedir. Bazan hastalık nedeni kullanılmakta olan deterjan, yün vb. gibi bir kumaş ya da sıcak hava dolayısıyla aşırı terleme olabilmektedir. Egzamanın nedeni nadiren ciddi bir hastalık olabilir. Hastalığın nedenini belirlemek çok güçtür.

Egzamanın asıl komplikasyonu, yaraların bir virüs ya da bakteri tarafından enfeksiyondur. Egzamalı bebekler, dudak uçuğu (herpes simplex) olan kişilerle temas ettirilmemelidir. Açık deriye daha fazla mikrop bulaşması şansını azaltmak için bebeğinizin tırnaklarını, eğer tahammül edebiliyorsa, mümkün olduğunca kısa keserek temiz tutunuz; bir çift tek parmaklı pamuk eldiven de tüm temizlik yapıldıktan sonra özellikle gece yatarken ellerine takılırsa enfeksiyonla yaraların daha da azmasını önlemekte yardımcı olabilir.

Tedaviye, eğer belirli bir neden bulunmuş ise, egzamanın bulaşma kaynağını ortadan kaldırarak devam edilir. Bebeğinizin aşırı sıcağa maruz kalmamasına dikkat ediniz. Terlemek egzama pişiklerini azdırma eğiliminde olduğundan, ılık bir iklimde ılımlı nemlilikte bir ortamda bulunan çoğu bebek iyileşme kaydetmemektedir. Bebeğin giysileri de pamuk olmalıdır. Bebeğinize yün giysi giydirmekten sakınınız; egzama olmuş bebeğin battaniyesi bile yün olmamalıdır.

Bebeğinizi banyoda mümkün olduğunca az tutun ve kurumuş cildini yumuşatmak için bebek yağı kullanınız.

Eğer çok ciddi bir egzama vakasıyla karşı karşıya iseniz, doktorunuz size, kırmızılık ve kaşınmayı hafifleten özel bir solüsyon içine daldırılmış giysiler giydirmenizi önerebilir. Giysiler çıkarıldıktan sonra, kortikosteroid losyonları ve kremleri sürülebilir. Diphenhydramine ve hyropyzine gibi antihistaminler hastalığı kontrol altına almakta çoğunlukla etkili olmaktadır. Eğer bebeğinizin yarası mikrop kapmışsa, antibiyotik kullanmak da gerekecektir.

Ağır ve inatçı bir egzama, yeni doğmuş bir bebek için çok eziyet vericidir. Çocuk eg-xxx-zaması, çoğu çocukta 3 ila 5 yaşları arasında ortadan kalkar.

GuReL
14-03-07, 03:55
EL VE AYAK ANOMALILERI


ELLER
Üst ekstremitelerin bir kısmının ya da tamamının doğumdan (konjenital olarak) eksik olması, alt ekstremitelerin kısmen eksik olmasından daha yaygın bir sorundur. Doğan bir çocuğun yalnızca bir parmağının bir kısmı eksik olabileceği gibi tüm bir kolu da gelişmemiş olabilir.

Tek elli olarak doğan bir bebek olabildiğince çabuk özel bir uzmanlık biriminde kontrolden geçirilmelidir. Bebek oturabilmeye başladıktan sonra uygun bir protez takılmak suretiyle çocuğun, iki eli varmış gibi yaşamasına olanak sağlanabilir. Protez takılmasında gecikilirse çocuk yeniden değiştirilmesi olanaksız olan tek elle yaşama modeli geliştirecektir.

Tıp terminolojisinde "polidaktili" olarak anılan olgu, çoğunlukla elde fazladan bir küçük parmak ya da başparmak varlığı şeklinde ortaya çıkan çok parmaklılık durumudur. Bu kusur siyahi bebeklerde daha yaygın görülmektedir. Genellikle altıncı parmak deri ve yumuşak dokudan oluşur ve kolayca kesilir atılabilir. Ancak, fazla parmak kemik ya da kıkırdak içeriyorsa, komşu yapılar üzerinde bir ameliyat gerekli olabilir ki bu işlemin bebek birkaç aylık olduktan sonra gerçekleştirilmesi uygun olur.

El parmaklarında görülen "sindaktili", yani parmakların birbirine yapışık olması durumunda en iyi çözüm, ayak parmaklarındaki sindaktiliden farklı olarak cerrahi müdahaledir. El parmaklarındaki kemikler çeşitli uzunluklarda olduğundan, birleşmiş durumdaki parmakların eklemleri aynı hizada bulunmazlar ve bu nedenle parmakların kullanılması daha güç olur. Ameliyat yapılmazsa çocuk parmaklarını hiçbir zaman rahatça kullanmayı başaramayacaktır.

"Kumptodaktili", bir ya da daha çok parmağın kalıcı ve giderilemez şekilde fleksiyon (içeri bükülme) durumunda bulunmasıdır. Bu olgu genellikle doğuştan gelir ve en yaygın olarak küçük parmağı etkiler.

"Yumru el" olarak anılan kusur, radyusun (ön kolun, başparmak tarafında bulunan kemiği) ya da ulnanın (ön kolun karşı tarafında bulunan kemiklerden uzun olanı; dirsek kemiği) bulunmaması durumudur ve seyrek olarak görülür. Bu kusurun tedavisine, bebeklik döneminde yumuşak dokuların gerdirilmesi yoluyla başlanır. Sonra kemiğin yerine yerleştirilmesi için ameliyat gerekli olur. Ancak, yeni konumun korunması bir sorun olarak ortaya çıkar. Çocukluk dönemi boyunca çok sayıda ameliyat yapılması gerekebilir.

Bu kusur daha yüksek bir kalp hastalığı ve kalp sorunları ensidansı (görülme oranı) ile ilişkilidir.

AYAKLAR


Yeni doğan bebeğin ayakları, daha ileri yaştaki çocuklara oranla daha uzun ve daha ince olup, bilek ve ayak eklemleri de son derece esnektir. Ayaklar genellikle anormal biçimli gibi görünebilse de bu ufak sorunlar zamanla kendiliğinden ortadan kalkacağı için pek endişelenmeye gerek yoktur.

Ayak ya da bacağın "içe" ya da "dışa dönük" olması yaygın olarak karşılaşılan sorunlardır, özellikle bebek yüzükoyun uyurken durum daha da belirginleşir. Bunlar genellikle konumla veya duruşla bağıntılı şekil bozuklukları (deformiteler) olup yaş ilerledikçe kendiliğinden kaybolurlar. Tedavi gerektirmeleri nadiren söz konusu olur.

Ayak parmaklarında sindaktili (ördekparmaklılık) genellikle yalnızca kozmetik bir sorun olarak kalır. Ameliyattan kalacak yara izleri ve kasılmış bölgeler, yapışık parmaklardan daha belirgin olarak göze çarpacaktır. El sindaktilisinden farklı olarak, yapışık ayak parmakları genellikle işlevlerini normal olarak görürler.

Her 1000 doğumdan birinde görülen "yumru ayak" olgusu, ayağın olağan biçim ya da konuma sahip bulunmadığı birçok konjential anomaliyi anlatan bir terimdir. Vakaların yaklaşık yüzde 95 inde ön ayak aşağıya ve içe doğru bükülmüş, taban kavsi (arcus plantaris) yükselmiş ve topuk içe dönmüş durumdadır. Bu, genellikle kendiliğinden düzelmeyen, hatta ısrarlı germe egzersizlerinin bile çözüm sağlamaya yetmediği bir kusurdur.

Erken tedavi elzemdir ve doğumdan sonra zaman kaybetmeden başlatılmaldır. Ayaklar el ile normal konumlarına getirilerek sonra kalıp veya yapışkan bantlarla o durumda tutulur. Bu işlemler tedavinin ilk 2 haftası boyunca birkaç günde bir, sonra da 1 ile 2 haftalık aralıklarla yinelenir. Bu yöntem başanlı sonuç verirse daha sonra ortopedik düzeltici ayakkabılar yardımıyla bu konum korunabilir, şayet bu yöntemle sorun çözülemezse, genellikle bebek 23 aylık olduğunda bir ameliyat yapılması gerekebilir.

Düzeltilmiş bir yumru ayağın pozisyonu her ne kadar nisbeten normal görünse de ayak hiçbir zaman tümüyle normal hatlara sahip olamayacak ve kusurun bulunduğu bacağın baldır kısmı, normal bacağın baldırından daha ince kalacaktır.

Yumru ayak problemi ile doğan çocuklar için tüm çocukluk dönemini kapsayacak bir ortopedik bakım gereklidir.

"Ayakta fazla parmaklılık", uygun ayakkabı bulmayı güçleştirebilecek bir sorun olup genellikle cerrahi müdahale ile düzeltilebilmektedir. Ancak, yapılar kolayca ameliyat edilebilecek kadar olgunlaşmadan ameliyat uygulanmamalı, bununla birlikte ameliyat, çocuğun yürümeye ve ayakkabı giymeye başlamasından sonraya da kalmamalıdır

GuReL
14-03-07, 03:58
EMZIK ANI BEBEK OLUMUNDEN KORUYOR


Kimi anneler, bebeklerini emzikten uzak tutmaya çalışır. Oysa bilim adamları emziğe karşı çıkmıyor. Hatta emziğin faydaları üzerinde duruyor...

Bilim adamları, bebeklerin emzik emmesinin, onları ani bebek ölümlerinden koruduğunu açıkladı.

Alman Rheinische Post gazetesinin Alman Yeşilhaç örgütüne (DGK) dayanarak verdiği bilgiye göre, düzenli olarak emzik emmek, ani bebek ölümü riskini yüzde 50 oranında düşürüyor.

DGK da görevli bilim adamları, emziğin ölüm riskini neden düşürdüğünü tam olarak bilmediklerini, fakat ağzında emzik olan bir bebeğin kolay kolay yüzünün üstüne yatmadığı ve battaniyeyi yüzüne çekmediği için ölmediğini tahmin ediyorlar.

DGK, emziğin yumuşak ve bebeğin ağız yapısına uygun olması gerektiğini belirterek, 2 yaşına gelen bebeklerin emzik kullanmalarının, dişlerinde sorunlara neden olacağı için uygun olmadığını kaydetti.

Finli bilim adamları daha önce, emziği bırakamayan küçük çocukların orta kulaklarının daha sık iltihaplandığını açıklamıştı.

Bilim adamları, 6 aylıkken emziği bırakan bebeklerin bir yaşına gelene kadar, emziği bırakamayan bebeklere göre, üçte bir oranında daha az orta kulak iltihabı olduğunu kaydetmişti.

GuReL
14-03-07, 03:58
EMZIK ZARARLI MI ?


Yapılan çeşitli araştırmalara göre bebeklerin yaklaşık olarak %85 inin birinci aydan başlayarak emzik kullandığı gösterilmiştir. Annelerde emzik kullanımı ile ilgili yapılan anketlerde, emzik kullanımının genellikle normal bir davranış olarak kabul gördüğü ve bebeklerin emziğe kuvvetle bağlandıkları saptanmıştır. Anne sütünü kısa süre alan bebeklerde emzik kullanma sıklığının daha fazla olduğu bilinmektedir.

450 anne-bebek ikilisinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre;

- Erken dönemde emzik kullanan bebeklerde, kullanmayanlara göre 4 kez daha erken anne sütü bırakıldığı görülmüştür.

- Emzik kullanan annelerden bazıları ya anne sütünü kesmiş ya da emzirme arası süreyi uzatmışlardır.

- Bu annelerin emzirmekten utandığı ve ağlama sesinden rahatsız olduklarını da belirtmişlerdir.

- Bu bebeklerde büyüme geriliği de saptanmıştır.

- Emzirmekten rahatsız olan annelerde emziğin anne sütünün kesilmesinde etkili olduğu ancak emzirmekten rahatsız olmayan annelerde emzirme süresine etki etmediği görülmüştür.

Diğer açılardan incelendiğinde de bebeklik döneminde sıklıkla kullanılan emziğin en geç 2 yaşın sonunda çocuk tarafından bırakılması gerektiği görülmektedir. Aksi halde yukarıda sayılanların dışında da bazı sorunlarla karşılaşılabilir. Uzun süreli bir emzik alışkanlığı sonucunda karşılaşılabilecek problemler:

- 2 yaşından sonra devam eden emme alışkanlığı dişlerin yer değiştirmesine ve üst dişlerin öne, alt dişlerin arkaya çekilerek aralarında açıklıklar meydana gelmesine neden olur. Bu dönemde bıraktırılabilirse bu açıklıklar kapanır. Ancak 3,5 yaşından sonra meydana gelen açıklıklar kalıcı hale gelebilir.

- 3-4 yaşlarına kadar emzik emen çocuklarda v tipi üst çene (üst çene darlığı) ve dolayısı ile yüz yapısında bozulma meydana gelebilir.

- 4 yaş civarına kadar emzik emmeye devam eden çocuklarda kulak ve burun hastalıkları daha sık gözlenir.

Emziğin Faydaları

- Emzik bebeğin doğal emme içgüdüsünü tatmin eder ve ona güven hissi verir.

- Emme hareketi bebek için başlı başına bir memnuniyet kaynağıdır. Çünkü doğumu izleyen haftalarda bebeğin en güçlü refleksi emmektir.

- Emzik sayesinde üzerindeki gerilimi atar, sakinleşir ve uykuya daha kolay dalar.

- Emzik kullandırılmayan bebek, bir süre sonra parmak emmeye başlayabiliyor. Ancak çocuğunuzu emzikten vazgeçirmek parmak emmekten vazgeçirmekten daha kolay oluyor.

- Bazı uzmanlar, emziklerin, bebeğin elleriyle bazı beceriler geliştirmesine de yardımcı olduğunu ileri sürmektedirler. Ağızlarından düşürdüklerinde bulmak için beşik ya da yataklarının çevresini yoklamalarına ve emziği yeniden ağızlarına sokmaya çalışmalarına yol açar.

Emziğin Seçiminde ve Kullanımında Dikkat Edilmesi Gerekenler

- Emzik tabanı bebeğin emziği yutmasını engeller. Bu plastik kısım burun deliklerini kapatmayacak şekilde yapılır ve hava geçmesini sağlamak için delikleri içerir. Geceleri yumuşak malzemeden yapılanları tercih etmemelisiniz.

- Emzikler kauçuk ve silikon olmak üzere iki maddeden yapılırlar. Kauçuk doğal bir maddedir, elastik ve dayanıklıdır. Özellikle diş çıkartan bebeklerde kauçuk emzik kullanmak uygun olur. Ancak kauçuk emzikler, suyu içlerine emdikleri için çabuk bozulur. Silikon da silisyumdan üretilir. Silikon emzikler kolay bozulmaz, ancak diş darbelerine karşı dayanıklı değillerdir. Bu yüzden silikon emzikler henüz diş çıkarmamış bebekler için daha uygundur.

- Damaksız emzikler anne memesini andırdığı için bebekler tarafından tercih edilir. Ancak bu tür emzikler özellikle bir yaşından sonra damağa baskı yaparak damak yapısını ve üst ön dişlerin sıralanışını bozabilirler. Bu tür emziklerin bir yaşından sonra kullanılması önerilmiyor. Damaklı emzik ise daha elips ve yukarı doğru kıvrıktır. Bu anatomik şeklinden dolayı 2-3 yaş arasında bile rahatlıkla kullanılabilir. Damağa tamamen adapte olduğundan, herhangi bir bozukluğa neden olmaz.

- Doğrusu bebekleri geceleri emziksiz uyutmak daha zor olur. Bebek emziksiz uykuya dalamıyorsa, damaklı emzik tercih etmelisiniz. Bebek uykuya daldıktan sonra ise onu uyandırmadan emziği ağzından almalısınız.

- Emziği bebeğe vermeden önce şekere veya bala batırmak hatalı bir alışkanlıktır. Bu hareket bebeğin diş minelerini zedeler ve diş çürüklerine neden olur. Ayrıca buna alışan bebek, ağzında sürekli tatlı bir tat almak isteyebilir. Bebeklerin kalıcı olmayan süt dişlerinin de bakımı çok önemlidir. Eğer bunlara iyi bakılmazsa hemen altlarında bulunan kalıcı dişler de zarar görebilir.

- Emziğin temizliği üretildiği malzemeye göre değişir. Kauçuk olanlar özel bir dezenfektan madde yardımı ile soğuk sterilize edilmelidirler. Silikon olanlar ise sıcak yöntemle de steril hale getirilebilirler. Emziklerin devamlı temiz durmasını istiyorsanız, emniyetli bir çengelli iğne ile çocuğun kıyafetine tutturun ve böylece sürekli yere düşmesini engelleyin.

- Yeni doğan bebeğinizin burnunu tıkamaması için, emziğin arkasındaki plastik ağızlık bölümünün küçük olması gerekir. Ama bebeklik dönemini aşmış çocuğunuz için emzik alacaksanız, arkasındaki ağızlık bölümünün, olduğu gibi ağzına sokamayacağı, dolayısıyla da boğulmasına yol açamayacağı kadar büyük olmasına dikkat edin.

- "Ortodontik" diye nitelendirilen emziklerin meme başları yassıdır; buna karşılık daha alışılmış çeşitlerin, başları yuvarlaktır. Ortodontik çeşitlerin dişetleri ve dişler için daha iyi olduğu ileri sürülmekle birlikte, bebeğinizin hangisini seçeceğini görmek için her ikisini de denemeniz daha doğru olur. plastik ağızlığın biçimi, bebeğinizin değil, sizin seçiminize bağlıdır; bununla birlikte, hangisini seçerseniz seçin, havasızlıktan boğulmaya yol açmaması için, üstünde havalandırma delikleri bulunmasına dikkat edin.

- Bütün emzikler onaylanmış güvenlik standartlarına uygun olmalıdır.

- Etiketinde standartları açıkça belirtilmeyen emzikleri sakın almayın.

- Emziğin ağızlığında havalandırma delikleri bulunması, bebeğin burnunun tıkalı olması ya da daha büyük bir çocuğun bütünüyle ağzına alması durumunda son derece önemlidir.

- Emzikleri biraz olsun yıpranmaları durumunda bile, atın.

- Emzikler, çok küçük bebeklerin boyunlarına asılmamalıdır: Boğazlarına dolanarak boğulmalarına yol açabilirler.

- Yeni doğmuş bebeğinizin emziğinin, tıpkı biberon memeleri gibi, mikroptan arındırılması gerekir.

- Biberonların mikroptan arındırılmasında yararlanmış olduğunuz yöntemleri, emziklerde de izleyin.

- Bebeğiniz parmaklarını -ve başka nesneleri- sık sık ağzına soktuğu yaşa geldiğinde, artık emzikleri mikroptan arındırmaya gerek kalmaz.

- Ama kuşkusuz, emziği yere düşünce, mutlaka iyice yıkadıktan sonra yeniden verin.

- Kullanılmayan emzikleri hep aynı kabın içinde tutmak, hem temiz kalmalarını sağlar, hem de bebeğiniz yaygarayı bastığında, "emziğini nereye koşmuştum?" diye dört bir yana koşuşturmaktan sizi kurtarır.

Eğer bebeğiniz emziği bırakmak istemiyorsa bir takım önlemler almak gerekir:

- Öncelikle emzik emme süresi mümkün olduğunca kısıtlanmalı, emzik kesinlikle şeker, reçel vs gibi şeylere batırılmamalıdır.

- Emzik emmek istediğinde sevdiği bir sebze meyve verilerek onunla oyalanması sağlanmalıdır. Bu tür şeyleri de yerken tek başına bırakılmamalı, emmesi önlenmelidir.

- Ayrıca emziği emmediği durumlarda mükafatlandırılarak (sözle veya hediye ile veya bak büyüdün işte gibi sözlerle...) teşvik edilmelidir.

- Anne ve babanın en çok dikkat etmesi gereken nokta; bebekleri gergin, sinirli ve huysuzken emziği onu susturmak için tek çare olarak görmemektir. Ağlayan bebeği susturmak için önce tatlılıkla yaklaşarak sakinleştirmeye çalışmak gerekir.

- Daha büyükçe çocuğunuza, bazı karşılaştırmalar yaparak, yuvada başka hiç kimsede emzik olmadığını anlatabilirsiniz: Ama sakın onu utandırmayın; yuvaya emziksiz gitmeyi bir oyunmuş, yeni bir deneymiş gibi görmesine gayret edin.

- Böylece çocuğunuzun gün geçtikçe emziğe yalnızca yatma saatlerinde gereksinme duyacağı, daha sonra da hiç duymayacağı bir noktaya erişirsiniz.

GuReL
14-03-07, 04:00
EPSTEIN KABARCIKLARI (INCILERI)


Yeni doğan bebeklerin yüzde sekseninde, damakta küçük kistler halinde görülen Epstein Kabarcıkları (Epstein Pears) olgusu bulunur.

Bu kistler, damağın oluşumu sırasında orada tutulmuş olan hücrelerdir.

Benzer kistler ayrıca diş etleri üzerinde de oluşabilir ve çocuğun dişli doğduğunun sanılmasına yol açabilir.

Epstein kabarcıkları ağrısızdır, tedavi gerektirmezler ve birkaç hafta içinde kaybolurlar.

GuReL
14-03-07, 04:02
ERKEK BEBEKLER NEDEN DAHA İRİ DOĞAR ?

Harvard Toplum Sağlığı Okulu ve İsveç’teki Karolinska Enstitüsü uzmanları tarafından yapılan araştırmada, erkek bebeğe hamile kadınların daha fazla enerjiye ihtiyaç duydukları için daha fazla yedikleri belirlendi.


Araştırmaya göre, erkek bebeğe hamile bu kadınlar, kız bebeğe hamile kadınlara göre, yüzde 10 oranında daha fazla kalori, yüzde 8 oranında daha fazla protein yakıyor, daha yüksek oranda karbonhidrat ile yağlı hayvansal ve bitkisel besinler tüketiyor.


Harvard’da görevli salgın hastalıklar uzmanı Rulla Tamimi, normalde bir erkek bebeğin kız bebekten daha ağır doğduğunu, elde ettikleri bulguların bunun nedenini daha iyi anlamalarını sağladığını belirtti.


ABD’de, hamileliklerinin 3 ile 6 ayı arasında olan 244 kadının yedikleri üzerinde çalışan araştırmacılar, erkek bebek bekleyen kadınların, muhtemelen cenin testislerinin salgıladığı erkeklik hormonundan dolayı daha fazla enerjiye ihtiyaç ihtiyaç duyuyor, bu da kadını daha çok yemeğe teşvik ediyor.


Bununla birlikte, erkek bebeğe hamile kadınların, bebeğin cinsinin annenin kilosunu etkilememesi nedeniyle, diğer hamile kadınlardan daha fazla kilo almadıkları belirtildi.

GuReL
14-03-07, 04:03
FALLOT DORTLUSU (TETRALOJISI)


Fallot dörtlüsü büyük bir vertriküler septum kusuru, kalbin sağ karıncığından akciğer atardamarlarına (pulmoner arterlere) olan kan akışının tıkanması ve aortun kalbin sağ yanına doğru kaymış olmasından oluşur. Aynı zamanda sağ karıncıkta büyüme de mevcuttur, sonuçta akciğerlere giden kan miktarı azalmış olur.

Bu bozukluğun başlıca semptomu deride bir morarma halidir (siyanoz), ancak bu durum doğum anında her zaman mevcut olmayabilir.

Fallot dörtlüsü semptomları genellikle yaşamın ilk yılı içinde yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. Ancak bazen sorun daha doğum sırasında belirgindir.

Tedaviye, akciğeri besleyen kan miktarının acilen yükseltilebilmesi amacıyla girişilir.

Bu kusurdan muzdarip bebeklerin özel donanımlı bebek merkezlerinde bakılması gerekir.

Normal tedavi süresi içinde genellikle, çocuğun bebeklik döneminden çıkmasının ardından yapılacak bir düzeltici açık kalp ameliyatı söz konusudur.

Seyrek olarak, akciğere kan akışının düzeltilmesi ve siyanozun azaltılması amaçlarıyla bebeklik dönemi sırasında da ameliyat uygulanabilmektedir.

GuReL
14-03-07, 04:04
FENILKETONURI


Fenilketonüri, aileden kalıtım yoluyla geçebilen bir hastalıktır. Aşağı yukarı her 15.000 çocuktan biri doğuştan fenilketonüri hastasıdır (ülkemizde 3500-4500’de bir gözlendiğini belirten kaynaklar da vardır). Hastalık kalıtımla ama çekinik olarak geçer. Yani anormal genin hem anneden hem de babadan gelmesi gerekir. Hasta bir çocuğu olan çiftlerin daha sonraki çocuklarının aynı hastalığa tutulma olasılığı ise dörtte birdir. Bu hastalık, cinsiyet ayırt etmez. İki cinsiyette de eşit oranda görülür.
Nedeni, bir aminoasit olan fenilalanini dönüştürecek enzimin (Fenilalanin hidroksilaz) eksikliğidir.
Normalde, fenilalanin hidroksilaz enzimi, "fenilalanin" adlı aminoasidi "tirozin" denen bir başka aminoaside dönüştürür. Fenilalanin hidroksilaz eksikliği nedeniyle, hücrelerde dönüşüm gerçekleşemediğinden, kanda yüksek düzeyde fenilalanin birikir.
Fenilalanin, protein içeren yiyeceklerde bulunan 8 esas aminoasitten biridir. Fenilalanin; yumurtada, sütte, protein içeren gıdaların önemli bir bölümünde ve aspartam içeren tatlandırıcılarda bulunur.
Fenilalanin düzeyinin yüksek olması, gelişmekte olan beyinde hasara yol açar, özellikle 1 yaşın sonuna doğru belirgin zeka geriliği gelişir. Ayrıca, fenilalanin bedenin renk maddesi olan melanini yapmakla yükümlü tirozine dönüşemediğinden dokularda tirozin eksikliği de yapar. Sonuç olarak, bu hastalığa tutulan çocukların genelde gözleri mavi, saçları sarı, derileri açık renklidir.
Belirtiler
Hayatın ilk birkaç ayı içerisinde fenilketonüri hastalığı olan bebekler sağlıklı bebeklerden ayırt edilemez. Beyin hasarı fenilalanin içeren besinlerin verilmesiyle başlar.
Tedavi edilmeyen çocuklarda 4. ay civarında sinir sistemi belirtileri oluşmaya başlar.
5. - 6. aylardan sonra çocuklukta belirgin zeka geriliğinin yanında, akranlarından farklı olarak oturma, yürüme, konuşma gibi beceriler gelişemez.
Beyin gelişmeleri normal olmadığından başları küçük kalır.
Ayrıca kusma, aşırı el, kol, baş hareketleri, sara nöbetleri, titreme, kol ve bacaklarda ani silkinmeler, ellerde kasılma, ciltte döküntüler, idrar ve terin küf gibi kokması hastalığın önemli belirtilerindendir.
Bu çocukların % 60’ında göz, kaş ve cilt rengi anne-babaya göre daha açıktır.
Tedavi
Erken tanı konduğunda fenilketonüri tedavi edilebilen bir hastalıktır. Tedavide amaç, gıda ile alınan fenilalanin miktarını azaltarak kan fenilalanin düzeyini normal sınırlar içinde tutmaktır. Diyet tedavisi için fenilalanini çok azaltılmış özel ve ilaç niteliğindeki mamaların kullanılması gerekmektedir.
Anne ve inek sütü de dahil olmak üzere her tür protein kesilir, çünkü hayvansal ve bitkisel besinlerdeki proteinin temel bileşenlerinden biri fenilalanindir. Üç ay içinde durum yeniden değerlendirilir.
Hastalığın hafif biçimini geçiren, normal düzeyde fenilalanine dayanabilen bebekler, normal yemeğe başlayabilir. Fenilalanin düzeyi yüksek olan bebekler ise özel diyeti sürdürürler.
Kahvaltıdaki tahıllı maddeler, süt ve patates çok dikkatli verilmelidir: Bunlarda bir miktar fenilalanin vardır. Ancak, reçel, tatlı maddeler ve içecekler, içerdikleri fenilalanin çok düşük düzeyde olduğundan istenildiği kadar verilebilir.
Altı ile on iki yaşlar arasında normal diyete dönülebilir. Ancak, derslerden geri kalma ve davranışlarda herhangi bir bozukluk dikkatli bir tıbbi denetim gerektirir. Kandaki fenilalanin düzeyi çok yüksek çıkarsa, yeniden diyete başlanılmalıdır.
Korunma
Bu hastalığı olup da özel bir diyet uygulamış olan kadınların gebe kalmadan önce yeniden diyet uygulaması önemlidir. Böylelikle kanlarındaki fenilalanin düzeyini, çocuklarının zarar görmeyeceği bir sınırda tutabilirler.
Fenilketonürisi olan kişilerin, aynı hastalığı taşıyan biriyle evlenmedikçe, doğacak çocuklarına bu hastalığı geçirmeleri pek olası değildir. Ancak ailede fenilketonüri hastalığı varsa, genetik uzmanlarına danışmak gerekir.
Bebeklere, doğumdan sonraki ilk beş gün içinde basit bir test (Guthrie testi) uygulandığında erken tanı mümkündür.
Eğer diyete sıkı bir şekilde uyulursa sonuç oldukça iyidir. Eğer tedaviye 3 yıldan sonra başlanırsa, beyin hasarı kaçınılmazdır.

GuReL
14-03-07, 04:05
GENETIK BOZUKLUKLAR


Çocuk mavi gözlü mü, ela gözlü mü, kısa boylu mu, uzun boylu mu, tombul mu, cılız mı olacak? Bu yeni insanın cildi güneşte hemen mi yanacak, yoksa güneş ışığı altında tatlı bronz bir renk mi kazanacak? Erkek mi, yoksa kız mı olacak? Çocuk sağlıklı mı olacak, yoksa bir sakatlık veya genetik hastalıkla mı doğacak ? Tüm bu soruların yanıtını genlerin (biyolojik kalıtım birimleri), çocuğun içinde geliştiği toplumsal ve fiziksel ortamlarla etkileşimi belirlemektedir.

Genetik, kalıtım araştırmasından oluşan bir bilimdir, öncelikle bireyin karakteristiklerinin kaynağının ve bu karakteristiklerin çocuklara geçmesinin araştırılması ile ilgilenir. Tıbbi genetik, kalıtımla hastalıklar arasındaki ilişki ile ilgilenen insan genetiği dalıdır.

Döllenme anında babanın spermi annenin yumurtasına (ovum) girmektedir. Tohum hücreleri olarak anılan ovum ve spermde 23 er adet kromozom bulunur. Aşılanma sürecinde sperm ve yumurtanın birleşmesi sonucunda 46 kromozomlu bir birey ürer. Her kromozom birçok gen içermektedir. Genler yavrunuzun, kuşaktan kuşağa geçen karakterlerinin çoğunu belirleyen unsurlardır. Genellikle bu belirleme olaysız olarak gerçekleşir. Ancak bazen, beklenmedik değişiklikler ya da genetik kusurların nedenlerinin çoğu bilinmiyorsa da, radyasyon, virüsler ve kimyasal maddeler gibi çeşitli çevresel etkenler, belihenebilen faktörler arasında yer almaktadır.

Genetik kusurlann üç temel kategorisi, mutasyona uğramış (mutant) tek gen, kromozom anomalileri ve çok etkenli bozukluklardır.

Bir "tek mutant gen", kusurlu olan genetik malzemenin diğerlerinden farklı bir birimidir. Bir tek mutant genin geçmesinden kaynaklanan bir bozukluk üç basit kalıtım modelinden birini gösterin 1) otozomal dominant, 2) Otozomal resesif, 3) X bağlı.

Otozomal terimi, cinsiyet genleri dışındaki tüm genlerde bulunan herhangi bir kromozom için, dominant terimi de anne veya babanın birinden yavruya geçmesi durumunda belirgin bir kusur oluşmasına yol açan bir gen için kullanılır. Bir otozomal dominant mutant genin bir yavruya geçmesi olasılığı yüzde 50 dir. Resesif terimi, gen çiftinin her ikisi de anormal olmadıkça klinik bir etki ortaya çıkarmayan bir geni anlatır. Buna göre, otozomal resesif bir kalıtım hastalığı yalnızca, ana veya babanın her ikisinden birer anormal gen alınırsa ortaya çıkar. Otozomal resesif mutant bir genin bir yavruya geçmesi olasılığı yüzde 25 dir. Kistik fibroz, orak hücreli anemi, fenilketonüri ve renk körlüğü gibi hastalıklar tek genlerin mutasyonundan kaynaklanmaktadır.

X bağlı bozukluklardan sorunlu genler X kromozomu üzerinde yer almaktadır. Dişi, iki X kromozomuna sahipken, erkeğin yalnızca bir X kromozomu bulunur. Tüm X bağlı kalıtım sürecinin önemli bir özelliği, birey özelliklerinin erkekten erkeğe (yani babadan ogula) geçmesinin söz konusu olmamasıdır. X bağlı bir özellik babadan ogula geçemez, çünkü oğula babanın yalnızca Y kromozomu geçmekte, X kromozomu asla geçmemektedir. Alternatif olarak, erkeğin X kromozomu her zaman kız çocuğuna geçecektir.

"Kromozom anomalileri", genetik malzemede aşırılık ya da eksiklik yaratabilecek bir durum olan, bir ya da daha çok kromozomun eksik, aşın ya da anormal düzenlenmiş olmasından kaynaklanır. Kromozom anomalilerinden kaynaklanan doğum kusurları doğan her 250 bebekten birinde görülmektedir. Ayrıca, erken düşük yapan annelerin yaklaşık yüzde 50 ile 60 ında fetusda bir kromozom anomalisi bulunmaktadır.

Down sendromu kromozom anomalisine bir örnektir. Kromozom anomalileri genellikle, büyüme gecikmesi, zihin özürlülüğü, iskelet bozuklukları ve yaşamsal organlarda kusurları içeren birden çok sakatlığa neden olurlar.

"Çok etkenli kalıtım", anormal genlerin çevre faktörleri ile etkileşerek konjenital (doğuştan olan) bir kusur veya hastılığın ortaya çıkmasına neden olduktan süreçtir. Bu sürece kaç genin karıştığı bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar genlerin normal koşullar altında zararsız olduğuna inanmaktadır. Ancak, belirli çevresel koşullarla biraraya geldiklerinde bu genler, gelişmekte olan bebekte anomalilere neden olabilirler. Bu çevre etkenlerinin bazıları arasında annenin gebeliği sırasında aldığı ilaçlar, alkol ve yine annenin diyabet gibi hastalıklardan mustarip olmasıdır; çoğu durumda dış etkenler bilinmemektedir.

Nedeni belli olmayan hipertansiyon, diabetes mellitus, peptik ülser hastalığı ve şizofreni gibi yetişkinlerin kronik hastalıklarının çoğunun, ve ayrıca yaygın doğum kusurlarının büyük bir bölümünün (dudak ve damak yarıkları, spina bifida ve konjenital kalp hastalığı gibi) ailelerde mevcut olduğu uzun süredir bilinmektedir. Bunların yerleştirileceği en uygun kategori çok etkenli hastalıklar kategorisidir.

Dudak yarığı veya konjenital kalp kusurları gibi yaygın doğum kusurlarının çoğu genellikle nispeten düşük bir nüksetme riski taşımaktadır; % 35 kadar. Ancak bazı ailelerde risk çok daha yüksek olabilir. Tek mutant genlerden kaynaklanan bozukluklar daha yüksek bir nüksetme riski eğilimi gösterir %2550 kadarancak bazı durumlarda risk neredeyse O a düşebilmektedir. Bir genetik uzmanı genellikle, aile geçmişini (hikâyesinin) ve doğum kusuru ya da genetik hastalığın niteliğini dikkatle analiz ettikten sonra ana babaya nüksetme riskine ilişkin oldukça kesin bir tahminde bulunabilmektedir. Laboratuvar testleri ana babadan birinin anormal bir kromozomun taşıyıcısı olup olmadığını belirleyebilir. Benzer şekilde, bu testlerle genellikle bir tek gen bozukluğu taşıyıcılarını da tespit edilebilmektedir.

Bir neden ortaya çıkanldıktan ve ku$ur ile o kusurun çocuğunuza geçmesi olasılıkları hakkında daha fazla bilgi sahibi olmanızdan sonra gebe kalıp kalmamaya karar verebilirsiniz.

Bazen ana babalar, çocuklarının bir oluşum anomalisi ile ya da geri zekâlı olarak doğmalarından kendilerini suçlarlar, örneğin anne, bu durumun gebeliği sırasında bir enfeksiyon nedeniyle aldığı ilaçtan kaynaklandığını düşünebilir. Bazı ilaçların bebeklerde kusurlara neden olduğu bilinmektedir; diğerlerinin ise güvenli olduğu düşünülür. Genel olarak en iyisi, gebelik sırasında, özellikle ilk 3 ay süresince, her türlü gereksiz ilaçtan uzak durulmasıdır. Ancak bazen, tedavi edilmediği takdirde annenin hastalığının, gelişmekte olan bebek üzerinde ilacın kendisinden daha zararlı olabileceği için ilaç alınması gerekli olmaktadır.

GuReL
14-03-07, 04:06
GIYIM (YENIDOGAN)


Rahatlık ve güvenilirlik, yeni doğmuş bir bebeğin gardrobunun vazgeçilmez unsurlarıdır. Unutmayınız ki, herhangi bir giyim malzemesinin gereğinden fazlasını satın almak hiç de ekonomik değildir. Bebeğinizin ne kadar da çabuk büyüdüğünü görmek doğrusu sizi çok şaşırtacaktır. Dolayısıyla, kural olarak, yeni doğmuş bebek giysilerine ya da küçük beden giysilere fazla itibar etmeyiniz. Olgunlaşmış gebelik neticesinde normal zamanında doğmuş bebeklerin 3 ila 6 aylık bebekler için yapılmış giysileri giymemesi için hiçbir neden yoktur. Bebeğinizi hastaneden eve getirdiğinizde ne tür giysiler giydirebileceğiniz konusunda aşağıdaki açıklamalar yardımcı olabilir, şüphesiz değişik mevsimler olabileceği dikkate alınmalıdır.

Örgü gecelikler bebeğin gardrobunun esas parçasını teşkil eder. Bunlar genellikle alt taraflarında bağlama ipi ve bebeğin kendisini tırmalamaması için tek parmaklı eldivenleri olan giysilerdir. Bu tür bir giysiden bebeğin gardrobunda üç ya da dört tane olması yeterlidir. Bebek için streç giysiler çok rahattır ve gündüz ya da gece giydirilebilir. Genellikle polyester, terikoton ya da pamuktan yapılan bu tür giysiler bebeğin bezinin rahatça, değiştirilmesini mümkün kılan açılabilen bölüme sahiptirler.

Çamaşırlar ikiye ayrılır: tepeden giydirilenler, kollardan geçirilenler. Kollardan gömlek gibi giydirilen çamaşırlar bebeğe daha kolay giydirildigi için daha çok tercih edilir. Hava çok soğuk olmadıkça, kısa kollu, orta beden çamaşır yetenidir.

Süeterler genellikle akrilikten yapılır ve bebek yatağından çıkarıldıktan sonra, özellikle soğuk havalarda vücut ısısını korumak için kullanılır. Eğer bebeğinize süeter giydirirseniz, boğazının etrafının yeterince rahat olması gerektiğine ve düğmelerinin güvenli şekilde düğmelenmesine dikkat ediniz.

Kışlık elbiseler, tulumlar ve pamuklu kaba kumaştan yapılmış giysiler soğuk bir iklimde bebeğinize giydirmeniz gereken giysilerdir. Tulum, bebeği omuzlarından ayaklarına kadar kapatan fermuarlı bir giysidir. Bu tür giysiler genellikle yumuşak, pamuklu ve su geçirmez malzemeden yapılırlar.

Bebek soğuk bir havada dışarı çıkarılacaksa, bir başlık giydirilmesi gereklidir. Yazın, herhangi bir büyüklükte bir güneşlik ya da güneş şapkası takmalıdır.

Ayakkabı giydirmek, yeni doğmuş bebekler için tavsiye edilmez. Patik ya da çoraplar bebeğin ayaklarını soğuk iklimlerde sıcak tutmak için tavsiye edilen giysilerdir.

Yatak çarşafları olarak üç ila altı çarşaf kullanmalı, bir yatak koruma şiltesi kullanmalı ve iki-üç adet nevresimli battaniye bulundurulmalıdır.

Battaniyeler genellikle pamuk ya da polyesterden olmalıdır. Pamuk battaniyeler iyi ısı tutucu değildir, ama bebeğin üzerindekileri savurup atmasına engel olduğundan güvenlik açısından iyidirler.

Bazı anneler ve babalar bebeklerine fazla giysi giydirmeye eğilimlidirler. Bebeğe fazla giysi giydirmek iklim değişikliklerinde bebeğin bu değişikliklere adapte olmasını engelleyici olduğundan bebeğin kolayca soğuk almasına neden olabilir.

Bebeğinizin üşümediğini ve daha fazla giysi giymeye gereksinimi olup olmadığını nasıl bilebilirsiniz? Bebeğin vücudu sıcak olduğu halde soğuk olabildikleri için eller iyi bir gösterge sayılamaz. Bebeğin üşüyüp üşümediğini anlamak için kollar bacaklar ya da boynu daha iyi ipucu verebilir. Fakat en iyi rehber bebeğin yüzüdür. Eğer bebek üşüyorsa, yanakları solgun olacaktır. Üşüyen bir bebek de muhtemelen hareketsiz olacaktır.

GuReL
14-03-07, 04:06
GOBEK BAKIMI


Bebek yaşama annesinden kendisine uzanan göbek kordonuyla bağlıdır. Rahim içerisindeki 9 ay boyunca bebek gıdasını bu kordon içindeki kan damarlarından alır. Bununla beraber, bu kordon, artık gerek duyulmadığı için ayrılır.

Geriye kalan, yaklaşık 2.5 cm. boyunda, bebeğin vücuduna çok yakın bir parçadır. Bu kordon zamanla kurur ve gövdeden ayrılır. Geriye kalan bölge ince bir tabaka deri ile kaplanır, bağ dokusu oluşur ve çoğu bebeklerde, bu kordon doğumdan 12 ila 15 gün sonra tamamiyle düşer.

Çoğu zaman göbeğin bakımı oldukça kolaydır, iyileşmeyi geciktirebileceği için çoğu doktorlar, bu bölgenin kapatılmamasını tavsiye ederler. Göbek kordonu kuru tutulmalıdır. Bebeğin bezini değiştirirken, bezin göbek üzerine gelecek şekilde kapatılmamasına dikkat edilmelidir. Bu şekilde göbek kuru tutulabilir.

Bazı doktorlar, göbek kordonu tamamiyle düşene kadar banyo yapılmamasını ve vücudun süngerle temizlenmesini önerirler. Kimi doktorlar da, göbek çevresini steril bir pamukla temiz tuttuğunuz sürece bebeğinize banyo yaptırmanızda bir sakınca olmadığını söylemektedirler.

Bu talimatlara ilave olarak, doktorunuz bu bölgeyi alkole batırılmış bir pamukla günde birkaç kez temizlemenizi de tavsiye edebilir. Göbeği temizlerken, göbek kordonu çıkıntısını inciltmeden tutarak göbeğin etrafından çıkıntıya doğru temizleyiniz. Bu şekilde, hem bu bölge temiz tutulmuş olacak, hem de enfeksiyon tehlikesi ortadan kaldırılmış olacaktır.

Kordon tamamiyle iyileşene kadar (nadiren de olsa), enfesiyon tehlikesi vardır. Bunun nedeni bu açıklıktan vücuda mikrop girmesinin kolay olmasındandır. Eğer bebeğinizin göbek bölgesinde bir kızarıklık ya da herhangi bir akıntı görürseniz doktorunuzu aramalısınız. Eğer bu bölge mikrop kapmış ise tıbbi tedavi ve belki de hastaneye yatmak gerekebilir.

Bazı bebeklerde bu bölgede, göbek granülasyonu (granülom) olarak adlandırılan yumrular oluşur. Eğer bebeğinizde granülom yumrusu oluşmuş ise iyileşme süreci gecikebilir. Böyle bir oluşum varsa, göbek kordonu bölgesi açık kırmızı ya da pembe bir renk alacak, nemli bir görünüm kazanacak ve bu bölgede kötü kokulu bir akıntı oluşacaktır.

Başlangıç olarak doktorunuz bu bölgeyi günde birkaç defa alkolle temizlemenizi önerebilir. Eğer granülom inatçı ise doktorunuz göbek kordonunu dağlama ya da gümüş nitrat ile temizleme yoluna gidebilir.

Bebeğinizin göbeğinde herhangi bir kanama olduğunda doktorunuza haber veriniz.

GuReL
14-03-07, 04:07
GOZ VE KULAK BAKIMI (YENIDOGAN)


Anne ve babaların bebeğin göz ve kulaklarının bakımı için yapacağı çok şey vardır. Yeni doğmuş bebeğin gözleri gözyaşı kanallarından akan salgılar yüzünden sık sık yıkanmalıdır.

Banyo esnasında gözlerini temiz su ve yumuşak bir bezle silebilirsiniz. Sabun ya da herhangi bir başka temizleyici kullanmayınız, çünkü bebeğin hassas gözleri incinebilir. Bebeğin gözlerine herhangi bir şey kaçmamasına dikkat etmelisiniz. Çoğu yeni doğmuş bebekte doğumdan birkaç gün sonra gözlerde hafif bir yanma olabilir. Bu, tedavi gerektirmez. Eğer bebeğinizin gözleri çok kırmızı veya pembe ise enfeksiyon tehlikesi olabilir. Bu durumda doktorunuza haber vermelisiniz. Bazı bebeklerde tek gözden beyaz bir akıntı gelebilir. Tipik olarak, bebek akıntılı gözünü uyandığı esnada açamaz. Akıntının nedeni gözyaşı kanalının kapalı olması olabilir. Gözkapağı gözyaşı salgılarıyla yeterli derecede yıkanmamaktadır ve sonuçta enfeksiyon oluşmuştur. Bu durumda da doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Bebeğinizin kulağının bakımı da kolaydır. Banyo esnasında bakımını yapacağınız tek yer dış kulaktır. Kulağı yumuşak bir bez ve hafif sabunlu suyla siliniz. Kulak içerisindeki herhangi bir salgı sizi endişelendirmemelidir. Kulak içi salgısı, kulağı korumak için salgılanmaktadır. Bu yüzden anne ve babalar kulak salgısını çıkarmamalı ve temizlemek için kulağa herhangi bir şey sokmamalıdırlar. Eğer aşırı kulak kiri birikmişse, muayene yapmak doktor için zor olacaktır. Ancak doktorunuz kulak kirini temizlemek için özel bir aygıt kullanacaktır.

Bebeğinizin kulağından herhangi bir kan ya da akıntı geldiğinde hemen doktorunuza haber vermelisiniz.

GuReL
14-03-07, 04:08
GURULTU VE COCUK SAGLIGI


Bilim adamları, günlük kronik gürültünün, çocuklarda tansiyon, kalp atışları ve stres hormonlarının yükselmesine yol açtığını saptadı

Avusturya da 4. sınıfa giden 115 çocuk üzerinde araştırma yapıldı. Araştırmacılar, grubun yarısını 50 desibel gürültülü bölgeden, diğer yarısını da 60 desibel gürültülü semtlerde oturanlar arasından seçti. 50 desibelin bir çamaşır kurutma makinasının gürültüsüne, 60 desibelin ise bulaşık makinasının gürültüsüne eşit olduğu belirtildi.

Araştırma sonucunda, az gürültülü ortamın bile çocuklarda, kuruntu ve umutsuzluğa, sinir sisteminin etkilenmesine yol açtığı kaydedildi.

Gürültülü ortamda yaşayan çocuklarda geceleri kortizon oranının arttığı, bunun da psikolojik stresin yükselmesine yol açtığı belirtildi.

Bilim adamları, tansiyonu yükselten herhangi bir nedenin, uzun dönemde sağlık üzerinde olumsuz etki yarattığına değiniyor. Bu durumun, ileri yaşlarda yüksek tansiyon hastalığına yol açabildiği bildirildi.

Cornell Üniversitesi araştırmacılarından Gary Evans, her gün yaşanan kronik gürültünün, çocuklarda ve yetişkinlerde sağlık, öğrenme ve hareket üzerinde ciddi olumsuz etki yaptığına işaret etti.

ABD de kentlerdeki gürültünün ortalama 55-70 desibel olduğu ve 85 desibele kadar çıktığı da belirtildi.

GuReL
14-03-07, 04:09
HASTALIK DURUMUNDA COCUKLARDA GELISEN PSIKOLOJIK SORUNLAR


Akut hastalık durumunda bedensel hastalığın şiddetine göre çocukta ağrı, uyku ve iştah bozuklukları oluşacaktır. Uygulanan tedavi çocuk için hoş olmayabilecek, çocukta tedirginlik, sinirlilik ve huy değişimi ortaya çıkacaktır. Bedensel hastalığı olan bebek, çocuk, ergen ve ailesinin ruhsal açıdan değerlendirilmesi ve desteklenmesi konsültasyon liyezon psikiyatrisinin ilgi alanına girmektedir.

Uzun süreli fiziksel hastalık; çocuğun içinde bulunduğu bilişsel, sosyal ve ruhsal gelişim evrelerine göre farklı etkiler yapar. Hastalık tanısını öğrenen çocuk değişik evrelerden geçer. İlk evrede şaşkınlık ve inkar, ikinci evrede ise kızgınlık ve içerleme görülür. Kendini suçlama, uyum sorunları ve depresyona kadar uzayan tepkiler ortaya çıkabilir. Gelişim dönemlerine göre hastalığa ve hastaneye yatışa tepkiler değişmektedir:

Bir yaşına kadar; anneden ayrılmaya, düzen değişikliklerine tepkiler, yeme ve uyku düzensizlikleri, anaklitik depresyon.

1-3 yaş; ayrılma anksiyetesi ile ilgili belirtiler (ağlama, tepinme, karşı koyma, aşırı uyum, içe kapanma ve psikosomatik belirtiler).

3-6 yaş; hasta olma, hastaneye yatma suçluluk, ceza, hastalık ve ölümle ilgili gerçekdışı fantezi ve korkulara neden olur, bedenlerine zarar verileceği kaygısı, terkedilme duyguları, regresyon ve saldırgan davranışlar görülebilir.

6-12 yaş; hasta olma, hastaneye yatma ilgilerinin azalmasına, ders başarılarının düşmesine neden olur. Hastalık ve sakat kalmayla ilgili kaygılar kendini beceriksiz ve farklı hissetme, tedaviye direnç ve saldırgan tutumlar, arkadaş ilişkilerinde soyutlanma, içe kapanma, depresyon, tikler, kekemelik gibi belirtiler görülebilir.

Ergenlik döneminde; hastaneye yatış bağımsızlığın engelenmesi olarak değerlendirilmekte, güvensizlik, yetersizlik, güçsüzlük duyguları, daha sonra da şiddetli depresyon ortaya çıkmaktadır.

Çocuğun hastaneye yatırılma zorunluluğu ortaya çıktığında çocuğun ruhsal gereksinimleri açısından, bebekler ve küçük çocuklar anneleri ile yatırılabilmelidir, ziyaret saatleri sınırlanmamalı, aile ile çocuğun birlikte olduğu süre artırılmaya çalışılmalıdır. Çocuğa yapılacak ağrılı işlemler anlayacağı bir dille anlatılmalı ve tepkisi hoş karşılanmalıdır. Bu sırada ailenin hastanede olması yeğlenmelidir. O anda olmasalar bile işlemden önce ya da sonra çocukla birlikte olmalıdırlar. Ailesi uzakta olan, ziyaretçisi olmayan çocuklar için telefon ile iletişim kurmaları sağlanabilir ya da sağlık çalışanlarından çocuğa yakın olan birinin ziyaretçi yerini alması istenebilir. Hastanede kalan ya da sık sık hastaneye gelen annelerin birbirleri ile görüşmelerine olanak sağlanmalıdır. Bu grup toplantıları biçiminde duygu ve deneyimleri paylaşmak şeklinde de olabilir.

Bir çocuğun ya da gencin diabet ya da kronik böbrek hastalığı gibi uzun süreli bir sağlık sorunu, yalnız kendisini değil; ailesini, okulunu, arkadaşlarını, öğretmenlerini ve hatta komşularını bile etkileyecek bir soruna dönüşebilmektedir. Bu nedenle doktor-hasta-aile işbirliği yanında hastanın eğitimi önem kazanmaktadır. Bu eğitim programlarında amaç hastalığın nedenleri ve tedavinin gereklilikleri hakkında hasta çocuğa bilgi vermek ve hastalığı boyunca ortaya çıkacak sorunlarla başa çıkma yollarını öğretmektir.

Bebeklerin ve küçük çocukların hastalık ve tedaviye ilişkin olayları akıllarında tutması söz konusu değildir. Yalnızca deneyimin izlenimlerini hatırlarında tutabilirler. Özellikle hastalığa ilişkin deneyim çok etkileyici ve yineleyici olduğunda bebeğe ve küçük çocuğa olumsuz etkileri olabilecektir.

Dokuz yaş altındaki çocuklar uzun süreli konuşmaları dinleyemezler. Bu nedenle destekleme gruplarında çocuklara resim çizdirilir, kukla oyunları gösterilir, eğitim amaçlı eğlenceli sahne oyunları düzenlenir. Hastalığın teknik yönleri grup içinde oyun şeklinde yaşatılır. "İçinde çok şeker olan yiyecekleri çizelim", "İçinde hiç şeker olmayanları çiz" gibi eğitim ve duyguların ifadesi için fırsatlar yaratılır. Çocukların yaşı büyüdükçe grubun niteliği değişir. Daha az oyun havasına bürünür.

Çocuklarında bir hastalık belirlenen anne baba da etkilenmekte ve belirli evreler geçirmektedirler. Başlangıçta çocuklarını hastalık nedeniyle kaybedecekleri kaygısı ile belirginleşen şok, akut korku ve anksiyete görülmektedir. Özellikle çocuğun dış görünüşünde hastalığa ilişkin bir belirti yoksa başlangıçtaki bu şok durumunu, tanıya inanmama ya da inkar etme izlemektedir. Bu belirtileri kızgınlık ve içerleme duygusu izlemekte, ardından da eşi ya da kendini suçlama ortaya çıkmaktadır. Sonuçta genel olarak durum kabullenilmekte, ancak çocuğun durumuna göre bir evreden diğerine gidip gelmeler olmaktadır.

Bu süreçte beklenen anne babanın bu evreleri kısa sürede atlatabilmesi ve çocuklarının tedavisi için hekimle işbirliğini sürdürmesidir. Tedavi ekibinin de çocuk ve ailenin ruhsal durumunun farkında olması gerekmektedir. Çocuğun ön plana alındığı ve önemsendiği hizmetlerde verim ve işbirliği artmaktadır.

GuReL
14-03-07, 04:10
HASTALIKLARDAN KORUNMA (YENIDOGAN)


Yeni doğmuş bir bebeğin aldığı tıbbi bakımın çoğu, bebeğin hastalık bulaşmasına karşı korunması şeklindedir.

Kimi zaman, doğum kanalındaki bakteriler yüzünden yeni doğan bebekte enfeksiyonlar meydana gelmektedir. Bu yüzden, doğumdan hemen sonra, yeni doğmuş bebeğin gözleri, eritromisin merhemi sürmek ya da gümüş nitrat damlatmak suretiyle korunur.

İç kanamayı önlemek için K vitamini enjekte edilir, ilaveten PKU (phenylketonuria), glactosemia ve tiroid hormonu eksikliği tehlikelerine karşı gerekli testler yapılır.

Çoğu hastanede, anne ve babasından başka kimsenin bebekle yakından temas etmesi yasaklanmış ya da kısıtlanmıştır. Bununla, yeni doğan bebeğin enfeksiyona karşı korunması amaçlanmaktadır.

Hastaneyi terkettikten sonra, aynı nedenle, bebeğinizi yabancılarla temas etmekten bir dereceye kadar korumaya devam etmeniz akıllıca olacaktır. Ateş ya da diğer rahatsızlıklar büyük bebekler için önemli olmamakla birlikte, yeni doğan bebeklerde bu tür işaretlerin en azından yaşamlarının ilk ayında yaşamsal olduğunu hatırdan çıkarmayınız.

Bebeğin bir doktor tarafından düzenli bir kontrole tabi olması çok önemli bir noktadır. Hastaneden ayrılmadan önce, doktorunuz size bunun için gereken programı söyleyecektir. Genellikle ilk takip ziyareti, bebek 2 haftalık olduğu zaman yapılır. Bazı çocuk doktorları ya da pratisyen hekimler, bebeğin bir yaşına girene kadar ayda bir kez doktora götürülmesinden yanadırlar. Bazı hekimler de, herşey yolunda gidiyorsa, 2 ayda bir ziyaretin yeterli olacağını belirtmektedirler.

GuReL
14-03-07, 04:10
HIDROSEFALI


Hidrosefali sorunu ile dünyaya gelen bir bebekte beynin, beyin omurilik sıvısı üretme yeteneği ile onu emme yeteneği arasında bir dengesizlik söz konusudur. Hidrosefalili bir bebeğin kafatasının içinde serebrospinal sıvı (beyin omurilik sıvısı) birikimi olur ve bu da kafasının son derece büyümesine yol açar.

Bu durumun rastlanma sıklığı, farklı popülasyonlarda değişik oranlara sahip olmakla birlikte ortalama olarak her 1000 doğumda 1 vaka şeklindedir.

Konjenital hidrosefalinin en belirgin semptomu anormal derecede büyümüş bir kafadır. Ara sıra, fetüsün başının, normal doğumu olanaksızlaştıracak kadar büyüdüğü de görülebilmektedir. Biraz daha olağan vakalarda kafa doğum sırasında normal görünür ancak hemen sonra büyümeğe başlar.

CT (bilgisayarlı tomografi) ve MRl (manyetik rezonans) yöntemleri hidrosefalinin diğer bozukluklardan ayırt edilmesi ve nedeninin araştırılması için yararlı olmaktadır.

Tedavi

Tedavide amaç serebrospinal sıvı üretimi ile emilmesi arasında denge kurulmasıdır. Bazen ilaç tedavisi etkili olabilmektedir, ancak genellikle en iyi tedavi, cerrahi işlemle kafatasına bir kanül yerleştirilip sıvının boşaltılmasıdır. Kanül çocuğun kafatasında sürekli olarak kalmalı ve ancak bir enfeksiyon ya da aygıtın kendisinde bir arıza ortaya çıkması durumunda çıkarılmalıdır.

Hidrosefali ile doğan çocukların durumu, uzun vadede kanül yerleştirilmesi sayesinde büyük ölçüde iyileşmiş olur. Tedavi edilmeyen bebeklerin yarıdan çoğu ölür. Uygun bir ilaç tedavisi ile, hidrosefalili çocukların tahminen yüzde 70 kadarı bebeklik çağını atlatabilmektedir. Bu grubun yüzde 40 ı normal bir zekâya sahip olacak, yüzde 60 ı ise (özellikle diğer merkezi sinir sistemi bozuklukları da bulunanlar) ciddi zihin ve hareket bozuklukları gösterecektir.

GuReL
14-03-07, 04:11
HORLAMA (ÇOCUKLARDA)


Geniz eti, bademcik, şişmanlık gibi problemlerden kaynaklanan horlama ve uykuda soluk kesilmesi çocuklarda da sık görülen bir problem.


Uzmanlar zamanında önlem alınmadığında bu durumun çocukların zihinsel ve fiziksel gelişimlerinin olumsuz etkileyeceğini söylüyor.


Horlama ve soluk kesilmesi gibi uyku bozuklukları çocuklarda aşırı hareketlilik sorununa yol açarken okul başarısını da olumsuz etkiliyor.


Marmara üniversitesi tarafından 2395 çocuk üzerinde yapılan bir araştırmaya göre uyku bozukluğu her 100 çocuktan 7’sinin sorunu. Çocuklarda uyku bozukluğu geniz eti, bademcik probleminin yanısıra başka önemli sorunlardan da kaynaklabiliyor. Uzmanlar çocuklarında horlama ve uykuda soluk kesilme sorunu olan ailelere hemen hekime başvurmalarını öneriyorlar. Aksi halde çocukların hem fiziksel hem de zihinsel gelişimleri olumsuz etkileniyor.

GuReL
14-03-07, 04:13
HİPERAKTİVİTE


Okul çağı çocuklarının yüzde 5-7’sinin hiperaktif olduğu ifade edilerek, hiperaktivitenin erkek çocuklarda, kızlara oranla 4 kat daha fazla görüldüğüne dikkat çekildi.


Hiperaktif çocukların ortak özellikleri: Çoğunlukla birinci çocuk olurlar. Aşırı konuşkan ve gürültücüdürler. Acıya dayanıklı olup dikkat etmeden caddeye koşmak gibi, kendilerini kolaylıkla tehlikeye atabilen şeyler yapabilirler. Ve genellikle vicdanı zayıf, ruh hali değişken olup uyku süreleri kısa olur.


Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Nöroloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Kıvılcım Gücüyener, Çukurova Üniversitesi (Ç.Ü) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı ile Çocuk Nörolojisi Derneği’nin işbirliğiyle düzenlenen “5. Ulusal Çocuk Nörolojisi Kongresi”nin son gününde, “ Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunda (DEHB) Yaklaşım ve Tedavi” konulu sunum yaptı. Okul çağı çocuklarının yüzde 5-7’sinde hiperaktivite olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Gücüyener, “ ABD’deki araştırma sonuçlarına göre, bozukluğun okul çağındaki sıklığı genel olarak yüzde 2-20 arasında, ergenlik öncesi çocuklarda yüzde 3-5 olarak bildirilmiştir. İngiltere’deki araştırmalara göre ise bozukluğun sıklığı yüzde 1’den azdır” dedi.


Prof. Dr. Gücüyener, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nce 1988 yılında yapılan bir araştırmada da polikliniğe başvuru nedenleri arasında hiperkinetik sendromun 15. sırada yer aldığını, çocukların yüzde 2.28’inde hiperaktivite saptandığını anlattı. Sorunun nedeninin henüz tam olarak bilinmediğini, ancak biyolojik, genetik, psikososyal ve ailesel etkenlerin birlikte rol oynadığının düşünüldüğünü vurgulayan Prof. Dr. Gücüyener, tedavide önemli mesafeler alındığını kaydetti.


ERKEK ÇOCUKLARDA DAHA FAZLA


Doç. Dr. Lale Vanlı ise 5 yaşından önce başlayan DEHB’nin erkek çocuklarda, kızlara oranla 4 kat daha fazla görüldüğüne dikkati çekti.


Doç. Dr. Vanlı, çocuklarında dikkat, hareketlilik ve davranış sorunu olan anne-babaların, bir uzmana başvurduklarında en temel sorularının “ çocuğumda gerçekten hiperaktivite olduğunu nasıl anlayacağım?” olduğunu vurgulayarak, şöyle konuştu: “ DEHB, yaşam boyu süren bir sendromdur. Dikkatin kısa olması, yönerge alamama, kendini kontrol edememe, problem çözümüne gidememe, davranışını değerlendirememe, düşünmeden hareket etme şeklinde belirtileri vardır. Bu çocukların bazılarında, aşırı hareketlilik yerine durgunluk da söz konusudur. Özellikle kız çocuklarında hiperaktivite olmaksızın dikkat eksikliği görülebilir. Bu çocukların zekası normaldir, ancak dikkatleri yetersiz olduğundan okulda öğrenme sorunu yaşarlar.”


ORTAK ÖZELLİKLERİ


Doç. Dr. Vanlı, hiperaktivitenin “ aşırı hareketlilik” anlamına geldiğini, ancak her aşırı hareketli çocuğa ise “ hiperaktif” denilemeyeceğini kaydetti. Doç. Dr. Vanlı, yapılan araştırmalarda DEHB çocuklarda ortak özellikler de bulunduğuna işaret ederek, şöyle devam etti: “ Bu çocuklar, çoğunlukla birinci çocuk ve anne yaşı ortalamadan küçüktür. Aşırı konuşkan ve gürültücüdürler. Bu çocukların anneleri de normalden fazla konuşkandır. Sakinleştirici ilaçlara karşı olumsuz tepki verirler. Acıya dayanıklıdır. Dikkat etmeden caddeye koşmak gibi, kendilerini kolaylıkla tehlikeye atabilirler. Okul başarısızlığı normallerine göre 2-3 kat daha fazladır. El yazısı bozuktur. Boyu ve kilosu, yaşına göre ortalamaların altında, kemik gelişimi geridir. Vicdanı zayıf, ruh hali değişken, uyku süresi kısa. Yalan söyleme, çalma daha sıklıkta görülür. Çabuk heyecanlanırlar ve duygularını kontrolde zayıftırlar.”

GuReL
14-03-07, 04:14
IKIZ BEBEKLER


İkizlik tüm insan benzerlikleri arasında en yakın olan benzerlik türüdür, ikizler yakınlıklarını sürdürmek için çok az bir teşvike gereksinme duyarlar. Ana baba olarak, ikiz çocuklarınıza verebileceğiniz en iyi armağan bir kimlik duygusu aşılamak olacaktır. Onlara sık sık adlarıyla hitap edin. Resimlerini ayrı ayrı çekin. Her çocukla ayrı ayrı ve başbaşa zaman geçirin. Bu durumdaki çocukların bireysellik duygusunu güçlendirmek için yalnızca birkaç yol bulunmaktadır.

İster yeni, ister deneyimli olsunlar, tüm ana babalar için iki ya da daha çok sayıda bebeğe bakmak fiziksel ve ruhsal olarak bunaltıcı bir iştir. Aşağıda, günlük sorumluluklarınızı yerine getirmenizi kolaylaştıracak ve aile yaşamının niteliğini korumanıza yardımcı olacak bazı öğütleri bulacaksınız.

"Kendinize iyi bakın"; uygun bir dinlenme ve yeterli bir beslenme planı uygulayın. Hafif yemekler yiyin ve sık sık kestirin. Bu sayede, ikiz çocuklara bakmak için gereken enerjiyi sağlamış olursunuz.

"İş yükünü paylaşın"; ana babanın iş bölüşümü yapması her ikisinin de üzerine düşen yükleri hafifletir, çalışan ana babalar bazen ilk haftalarda çalışma saatlerini azaltarak evde diğerine yardım edebilirler.

"Diğer kardeşlere özel dikkat gösterin ve ev görevlerini paylaşın"; şayet bebek bakıcılarına ya da ana babanın yardımcılarına gerek oluyorsa işte en çok şimdi bunun zamanıdır. Büyükanne ve büyükbabalar, komşular, bebek bakıcılığı yapan öğrenciler ve hatta okul yaşındaki çocuklar bu özel uğraşı zevkle paylaşabilecektir, onları yardıma çağırın. Yardımları sayesinde işiniz biraz hafifler ve kendiniz için harcayacak biraz zaman bulabilirsiniz. Aksi takdirde sizin için bakkala ve postaneye gitmek gibi rutin işler dahi çok daha güç görevler haline gelebilecektir, üstelik bu yardımcıların çocuklarına, toplumsal becerilerini erken yaşlarda geliştirme ve aile ilişkilerini besleme gibi yan yararları da dokunur.

Bu iki bebeğin günlük gereksinmeleri ile yardım veya danışmanlık hizmeti verebilecek kişi, kuruluş ya da profesyonelleri denetleyerek ilgilenmek kolay olacaktır. Diğer ikiz anne ve babalan pratik bilgilerin danışılabileceği doğal bir kaynak oluştururlar. Bazı ülkelerdeki ikiz çocuk sahipleri için destek grupları oluşturulmuştur. Pediyatristler, psikologlar, psikiyatristler ve sosyal yardım elemanları, daha çok ikiz çocuk bakımı alanına özgü sorunlara özel bir ilgi ile eğilmekte ve değerli bir danışmanlık hizmeti sunmaktadırlar.

GuReL
14-03-07, 04:18
ISHAL VE KABIZLIK (YENIDOGAN)


Yeni doğmuş ve anne sütü ile emzirilen bir bebeğin dışkısı normal olarak koyu bir çorba kıvamındadır. Eğer bebeğiniz ilk ayını doldurmadan ishal olmuş ise nedeni herhangi bir enfeksiyon olabilir. Bu durumda bebeğin dışkısı yeşilimsi ve sulu olacak, dışkılama sayısı artacak, anne sütü ile beslenen yeni doğmuş bir bebeğin dışkısında normal olarak bulunan süt pıhtıları görülmeyecek ve hoş olmayan bir koku olacaktır.

Eğer yeni doğmuş bebeğinizin ishal olduğundan şüpheleniyorsanız bebeğinizin doktoruna haber veriniz. Eğer doktorunuz bebeğinizin yalnızca hafif bir ishal olduğuna karar verirse, bu durumda size bebeğinizi besleme sayısını ya da beslenme miktarını değiştirmenizi tavsiye edebilir. Bebeğinizi emzirmeye devam edin, ancak bebek her zamankinden biraz daha az iştahlı olursa şaşırmayın. Eğer doktorunuz ishalin daha ciddi olduğunu ya da bebeğin su kaybetmekte olduğunu söylerse, bebeğinizin hastaneye yatırılması gerekebilir.

Yeni doğmuş bebeklerde kabızlığa çok nadir rastlanır. Böyle bir durumda şunu öncelikle anlamalısınız ki, kabızlık bebeğin dışkısının niteliği anlamında kastedilmektedir; yani bebeğin dışkısının gecikmesi kastedilmemektedir. Anne sütüyle beslenen bebeklerin bazıları her emzirme sonrasında altlarını kirletebilirler; bazı yeni doğmuş bebekler de günde bir defa ya da iki günde bir altlarını kirletebilirler. Yani bir bez arayla altını kirletiyorsa, bu durum bebeğin kabız olduğu anlamına gelmez.

Gerçek kabızlık, kolay çıkarılamayan sert ve kuru dışkı anlamına gelmektedir. Anne sütüyle beslenen bebeklerin dışkısı elma püresi kıvamında ve yumuşaklığındadır. Bebek bazan dışkılamakta güçlük çekiyor gibi görünür ama dışkısı yine de sıvı olarak çıkar. Doktorlar bunun için, bebeğin anüsünün çok yumuşak olan dışkı üzerine basınç uygulayamayacak durumda olduğunu ileri sürerler. Genellikle bu durum için herhangi bir tedavi tavsiye edilmez.

Mamayla beslenen yeni doğmuş bebekler bazan dışkılamakta güçlük çekebilirler. Bu bebeklerin dışkıları sert olabilir. Bebek eve getirildikten sonra gelişen kronik kabızlık da doğuştan gelen bir kalıtımsal hastalık nedeniyle oluşuyor olabilir ve bebeğinizin doktoruna bildirilmesi gerekir.

GuReL
14-03-07, 07:02
ISILIK


isilik, kaSintili bir dökuntudur veya genellikle sirtta veya göguste meydana gelen kuçuk, kirmizi noktalarin oluSturdugu lekelerdir. Vucut fazla isinip bir sure terden islak kaldigi zaman olur. Dökuntu geniS bir alani kaplayabilir ve aSiri derecede kaSinti yapar. Bir kaç gun veya haftalarca surebilir. AteSli iken veya ateSiniz duStukten sonra isilik dökebilirsiniz. isilik bulaSici degildir, fakat bir kere oldunuzsa yeniden olabilirsiniz.|iki yaSindan kuçuk çocuklar isilik olmaya meyillidirler, ancak teShisleri zordur. Bebeginizin isilik oldugu kanaatindeyseniz bir doktora muracaat edin.|Tedavi:|KaSintiyi geçirmek için kalamin losyonu surun. Vucudun hava alabilmesi için hafif giysiler giyin. Derinin uzerinden geçen hava akimini arttirmak için bir havalandirici (pervane-vantilatör) yakinina oturarak cildin kurumasina yardimci olun. Evin serin yerlerinde kalmaya çaliSin. Açik havada çaliSmaniz Sart ise bu iSi, gunun daha serin bir zamanina birakin, gölgelerden faydalanin ve duzenli araliklar verin.|onlemler:|isilik olmaya egilimli iseniz, kisa sureli serin duSlar yapin. Sicak duS yapmaktan kaçinin ve normalde isilikten etkilenen gögus ve sirt bölgelerine sabun surmeyin. Plastikten yapilmiS bir yere kisa sure için bile olsa oturmayin ve yatmayin.

GuReL
14-03-07, 07:03
ISITME VE YENIDOGAN


Bebekler, işitme duyusuna sahip olarak doğarlar. Yeni doğan normal bir bebek, sese gözlerini kırparak ve irkilerek tepki gösterir ve ses düzeyindeki farktan anlayabilir. Yumuşak sesler bir gülümsemeye benzer bir etki ortaya koyabilirken, sert ya da yüksek sesler bir bebeğin ağlamasına neden olabilir. Dahası, yeni bebeğiniz ses tercihlerini de geliştirmiş olarak dünyaya gelmiştir. Annesininki gibi yüksek perdeli sesleri, düşük perdeli seslere yeğ tutar.

İşitme, konuşma ve dil becerilerinin kazanılmasında gerekli bir rol oynar. Küçük bir işitme kaybı bile bebeğinizin dil yardımıyla anlama ve ardından iletişim kurma yeteneği üzerinde önemli bir etkiye sahip olacaktır.

Bazı yeni doğan bebekler, işitme kaybı bakımından yüksek risk grubu içinde bulunurlar. Bu gruba giren çocuklar arasında şunlar bulunur: Doğumdan sonra 10 dakika içinde kendiliğinden nefes almaya başlamamış olanlar; Apgar puanları O ile 3 arasında bulunanlar, kızamıkçık, frengi ve herpes gibi enfeksiyonlara yakalanmış olarak doğanlar; baş veya boyun kusurları bulunanlar; ileri derecede sarılıktan muzdarip olanlar, aile geçmişinde çocukluk sırasında işitme kaybı görülmüş olanlar ve ileri derecede prematüre olarak doğanlar.

Yeni doğan bebekler arasında her iki kulakta birden ileri düzeyde işitme kaybı ensidansı (görülme sıklığı), yüzde 2 ile 5 arasında değişir.

Bebeklerde ve çocuklarda dört tip işitme kaybı söz konusu olur:

"Kondüktif işitme kaybı", dış kulağın ses alma yeteneği veya sesin dış kulaktan iç kulağa geçmesi ile ilgili bir tür bozukluktur. Bu işitme kaybı tipinin en yaygın nedenleri kulakta doğuştan gelen anomalilerin ve kulak enfeksiyonunun varlığıdır. Bu işitme kaybı tipi genellikle ilaç tedavisi veya ameliyat yardımıyla giderilmektedir.

"Sensörinöral işitme kaybı", kulak içindeki koklea tüy hücrelerinin ya da işitme sinirinin (akustik sinir) anomalilerinden kaynaklanır. Şiddetli sensörinöral işitme kaybı vakalarının yüzde 50 den fazlası kalıtsaldır. Diğer nedenler arasında ileri derecede sarılık, rahim içinde iken yakalanılan bir enfeksiyon ve farenksin (yutak) bakteriyel enfeksiyonları bulunur. Sensörinöral işitme kaybı genellikle kalıcıdır.

"Karışık işitme kaybı", bir çocukta hem kondüktif, hem de sensörinöral işitme kaybı bir arada şiddetli olabilir. Haç tedavisi ya da ameliyat veya her ikisi birden uygulanarak çocuğun işitme kaybı bir ölçüde giderilebilir.

"Merkezi işitme bozuklukları", kulağın beyinle sinir bağlantısını oluşturan merkezi işitme sinirleri sistemindeki bir sorundan kaynaklanabilir. Bu tip bozukluklardan mustarip çocuklar, sesleri yalnızca bir uğultu biçiminde duyabilirler.

Bebeğiniz hastaneden çıkarılmazdan önce doktorunuz tarafından anormal tepkilerinin belirlenmesi amacıyla rutin testlere tabi tutulacaktır. Yeni doğan bir bebeğin işitme kaybı yaşamının ilk birkaç günü içinde, daha hastanede bulunuyorken belirlenmezse sonra ancak, ana babanın çocuklarında konuşma gecikmesi olduğundan kuşkulanmaya başladıkları zaman, yani bebek 18 ile 24 aylık olunca keşfedilebilir. Bu süre zarfında da çocuk dil yeteneği kazanması için gereken kritik bir dönemi geçirmiş olur. Bu nedenle, bebeklik döneminde en ufak bir işitme kaybının bile tesbit edilmesi, bu kaybın neden olabileceği sorunlann bertaraf edilmesi için gereken girişimlerin başlatılabilmesi açısından önemlidir.

Bebeğinizin işitme kaybı açısından yüksek risk grubuna girdiği düşünülüyorsa işitme testlerinin bebek henüz hastanede iken yapılması veya daha sonra düzenli bir değerlendirme takibinin gerçekleştirilmesi gerekir. Halen iki test yöntemi kullanılmaktadır:

1) Bebeğin gürültüye tepkisinin gözlenmesi;

2) Bir kulaktaki kaybın kontrol edilebilmesine olanak sağlayan özel bir test (işitsel beyin sapı uyarımlı tepkiler).

Ancak, halen yeni doğan bebekler üzerinde kullanılmakta olan testlerin hiçbiri, çocuk büyüdükçe ilerleyecek olan hafif işitme kaybının ya da minimal kaybın belirlenmesini sağlayamamaktadır. Bu nedenle, herhangi bir işitme kaybının varlığından kuşkulanmıyorsa, bebeğinizin 3. ve 6. aylar arasında bir takip testinden geçirilmesi gereklidir.

Bazı işitme kaybı tipleri düzeltilebilmektedir. Sorun, örneğin kulak enfeksiyonundan kaynaklanıyorsa, antibiyotikler, enfeksiyonun kökünü kurutabilir ve kulak normal işlevine kavuşabilir. Ameliyat da bazen doğuştan olan kulak oluşum anomalilerini düzeltebilmektedir.

Ana babalara sağır ya da işitme özürlü bebekleri ile iletişim kurmakta yardımcı olan programlar da birçok ülkede uygulanmaktadır. Bu programlar da birçok ülkede uygulanmaktadır. Bu programlar çerçevesinde ana babalara, çocuğun sahip olduğu kısıtlı işitme yeteneğinden en üst düzeyde nasıl yararlanabilecekleri ve işaret veya dudak izleme yoluyla çocuğu görsel dile nasıl alıştırabilecekleri öğretilmektedir.

GuReL
14-03-07, 07:04
KABIZLIK (COCUKLARDA)


Bebek Neden Kabız Olur?

Normal kıvamda yumuşak kaka yapan, neşesi yerinde kilo almış bir bebeğin günde bir kez kaka yapması kabızlık sayılmaz.

Kabızlık:

Aldığı besin kendine yetmeyen, aç kalan bebeklerde, Barsağında doğuştan darlık olan bebeklerde, Daha önce kabız olduğu için kakasını güçlükle yapmış ve anüsünde çatlaklar meydana gelmiş bebeklerde görülür.

Kabızlığın Düzelmesi İçin Anne;

Bebeği doyuracak, aç bırakmayacak miktarda mama vermesi,

Kakası sert olan bebeklerde, meyve suyu olarak erik ve kayısı suyu vermesi

Doktorun önereceği vitaminleri vermesi konularında eğitilmeli ve hatalarını düzelterek yeni davranışlar kazanması sağlanmalıdır. Kabızlığı, sürekli uyku hali ve uzayan sarılığı olan bebeklerde kalıcı zeka geriliği yapan hipotiroidi olabileceğini unutmayın mutlaka hekime danışın.

Diyet Tedavisi

Kabızlıkta diyet; sulu ve posalı olmalıdır. Kabızlık yakınmalarında, sabah kahvaltı etmeden erik ve kayısıdan yapılmış marmelattan bir kaşık alınarak üzerine su içilmesi ve biraz fiziksel hareket yapılması barsak hareketlerini arttırır. Yine erik ve kayısı kompostoları, kuru baklagil yemekleri, tam buğday unundan yapılmış ekmek ve tahıl ürünleri, bol sebze ve meyve kabızlıktan yakınması olanların diyetinde fazla yer almalıdır. Yemeklerde yeterince yağ bulunması da kabızlığın önlenmesinde yararlıdır

GuReL
14-03-07, 07:05
KALP UFURUMLERI (ZARARSIZ)


Çoğu çocukta zaman zaman zararsız kalp üfürümleri olabilir. Yeni doğmuş bebeklerde ve çocuk ateş nöbeti geçirdikten sonra, endişeli olduğunda veya aşırı derecede fiziksel faaliyet içinde olduğunda daha çok rastlanır.

Çoğu anne baba bu kalp üfürümlerini ciddi kalp rahatsızlıklarına yorarlar.

Her ne kadar bazı kalp üfürümleri romatizmal ateş gibi doğuştan gelen kalp rahatsızlıkları dolayısıyla olursa da, zararsız kap üfürümleri herhangi bir sorun yaratmaz. Çoğu çocukta bu üfürümler zamanla ergenlik çağına girdiklerinde geçer.

Zararsız kalp üfürümleri genellikle rutin muayeneler esnasında ortaya çıkarılır. Stetoskop vasıtasıyla çocuğun doktoru kalbin karıncıklarının kasılmasını ve kalp kapakçıklarının açılıp kapanmasını dinler. Eğer çocuğunuzda kalp üfürümleri varsa, doktor, bu seslere ilaveten başka bir ses işitir.

Çeşitli üfürümler vardır, herbirinin kendine özgü sesi vardır ve seslerin yoğunluğu değişir.

Eğer bebeğin doktoru zararsız bir hırıltı teşhis ederse, telaşa kapılmayın. Tedavi gerekli değildir.

Bazı anne ve babaların eğilimi bebek üzerinde aşırı koruyucu bir denetimden yanadır; çocuk büyüdükçe, anne ve babası da çocuğun fiziksel etkinlikler yapmasını o derecede yasaklarlar. Oysa bu tür tedbirler gereksizdir.

GuReL
14-03-07, 07:06
KEKEMELİK

Çocukluk yıllarında başlayan kelimeleri bir çırpıda söyleyebilme zorluğunun nedenleri bilinemese de gidermek sanıldığı gibi imkansız değil.


Kekemelik nedir?


Kekemelik bir hastalık değildir. Kişiler, bilinmeyen nedenlerle bazı kelimeleri bir çırpıda söylemekte zorlanırlar. Heceleri tekrarlaya tekrarlaya kelimeyi tamamlamaya çalışırlar. Kekemelik sadece belli düzeydeki kişilerin karşılaştıkları bir sorun değildir. Zeka, ailevi durum ve kişilik özellikleri kekeme olmakta bir ölçü değildir. Ancak kekemelik daha çok erkek çocuklarda görülür.


İnsanlar neden kekeler?


Kekemeliğin nedeni ya da nedenleri hakkında birçok teori ileri sürülüyor. Beyinin duyduklarını kontrol etme mekanizmasında, konuşmayı sağlayan kaslara gerekli emri vermenin düzenli olmamasından kaynaklandığı belirtiliyor. Çocuklukta yaşanan üzücü olaylar ve büyük korkular da beynin bu mekanizmasının düzenli çalışmasını önleyebiliyor. Kekemeliğin nedenleri hakkında yapılan açıklamalar şimdilik birer teori olmaktan ileri gitmiyor.


Nasıl tedavi edilir?


Tıpkı zararlı alışkanlıklar gibi kekemeliğin tedavisinde de öncelikle kişinin bu sorundan kurtulmayı kesin olarak istemesi ve sabırla mücadele etmeyi göze alması gerekiyor. Konuşma terapilerinin büyük yarar sağladığı biliniyor. Bazı kompleksler ve içine kapanık olmak gibi ruhsal sorunlar kekemeliği tetikleyen nedenlerin başında geliyor. Kişinin önce kendine güvenmeyi öğrenmesi ve sorunundan utanç duymamayı başarması çok önemli.


Kekeme bir kişiyi dinlerken ne yapmalı?


Bir kekeme size bir şeyler söylemeye çalışırken, onu sabırla dinlemelisiniz. Kelimenin sonu bir türlü gelemiyor diye sabırsızlandığınızı, sıkıldığınızı belli ederseniz, karşınızdaki kişinin işini daha da zorlaştırırsınız. Eğer siz sakin sakin, normal bir konuşmayı dinler gibi davranırsanız, mesele büyük ölçüde çözümlenir. Sakın karşınızda kekeleyen kişiyi sıkıntıdan kurtarmak için onun söylemekte zorlandığı kelimeyi siz tamamlamayın. Bırakın, sözünü kendisi bitirsin.


Çocuklar, zamanla kekemelikten kurtulabilirler mi?


Kekemeliğin kalıtsal olabileceği de iddia ediliyor. Bazı çocuklar, yaşadıkları önemli olaylardan sonra konuşurken kekelemeye başlarlar. Dört yaşında konuşurken kekeleyen her beş çocuktan dördü, ergenlik çağında bu sorundan kurtulmuş oluyor. Ama nasıl olsa çocuk büyüyünce bu dertten kurtulacak düşüncesiyle terapi yaptırmamak hata olur. Çocuğa telaşlanmadan ağır ağır konuşmasını öğretebilirseniz, kekemelikten kurtulması kolaylaşır.

GuReL
14-03-07, 07:07
KENDİNE GÜVENEN ÇOCUK NASIL YETİŞİR ?


Çocuğunuzun kendine güvenini geliştirecek bazı öneriler:


Çocuğunuzun başarabileceğine inandığınız durumlar oluşturun. Kolaylıkla yapabileceğini bildiğiniz bir işle başlayın ve bunu çok yavaş bir şekilde giderek zorlaştırın.


Çocuğunuzu yinelenen başarısızlıklardan koruyun.


Çocuğunuza karşı “senden ümidim yok”, “sana güvenim yok”, “yapamayacağını biliyordum” gibi olumsuz ifadeler kullanmayın. Çocuğunuza ulaşamayacagı yüksek standartlar koymayın.


Çocuğunuza güvendiğinizi gösterin ve bunu da belirtin.


Ona karşı sevgi cümleleri kurun.


Başarılarını mutlaka övün.


Çocuğunuzun yanında arkadaşlarınıza onun başarılarından ne denli mutlu olduğunuzu belirtin.


Ona sorumluluklar verin.


Çocuğunuzun kıskançlık duygusunu gidermeye çalışın. Çünkü bu duygu güvensizlikle yakından ilgilidir.


Onunla konuşun ve saygı duyduğunuzu ifade edin.


Tutarlı ve şefkatli bir yaklaşım ve belli bir disiplin çocuğunuzun özgüvenini koruyacak, güven duygusunun gelişmesine neden olacaktır.

GuReL
14-03-07, 07:08
KILO ALAMAMAK (YENIDOGAN)


Kilo alamayan bir bebek aynı zamanda kilo kaybediyor da olabilir. Doktorunuz, mama hazırlama şeklini değiştirmenizi, öğün sayısın artırmanızı ya da kilo alamama durumunu ortadan kaldırmak için, meme sütüyle destek olmanızı tavsiye edebilir.

Bazı bebekler, bebeğin yeme ya da büyüme yetisini engelleyen bazı fiziksel anormallikler yüzünden kilo alamazlar.

Bunlar arasında, damak yarıklığı, mide barsak hastalıkları, kronik kalp yetmezliği, karaciğer ve böbrek hastalıkları, habis tümörler ve salgı bezleri hastalıkları sayılabilir. Bu hastalıklardan herhangi birinin olup olmadığını anlamak için doktorunuz çeşitli testler yapabilir.

Tedavi, hastaneye yatırılmayı gerektirebilir.

Bebeğin kilo alıp almayacağını belirlemek için hastanede bebeğe genellikle sınırsız besleme yapılır. Ayrıca fiziksel bir anormallikten şüphelenildiğinde çeşitli testler yapılabilir ve röntgen çekilebilir.

Kilo alamayan bebeklerin görünüşü uzun vadede değişiklik gösterirse de, çoğu bebekler iyi olurlar.

Karnı ağrıyan bir bebeğin anne babası olarak her beslenme sonrasında bebeğinizi geğirtmeye özellikle dikkat etmelisiniz. Biraz zaman alsa bile bebeğinizi geğirtmeye gayret etmelisiniz.

GuReL
14-03-07, 07:09
KUSMA (YENIDOGAN)


Yeni doğan bir bebek için, hatta daha büyük bebekler için bile beslenme sonrasında bir miktar besini dışarı çıkarmak az rastlanan şey değildir.

"Çıkarma" (yenen gıdaların çıkarılması), bebeğin ağzından küçük miktarda sütün dışarı çıkmasıdır, çıkarma, kusma ile karıştırılmamalıdır. Kusma esnasında bebeğin midesindeki her şey güçlü bir şekilde ağızdan dışarı çıkarılmaktadır.

Kimi yeni doğmuş bebekler her beslenme sonrası yedikleri gıdanın bir miktarını çıkarırlar, kimi bebekler yalnızca çok nadir aralarla çıkarırlar. Çıkarma çoğu anne babalar için çok sorunlu bir olaydır (çünkü çoğu anne baba, omuzlarında bir bez olmadan bebeklerini kucaklarına almamaları gerektiğini öğrenmişlerdir; oysa, bu nadiren bir probleme yol açar. Genelikle çocuk 7 aylık ile 12 aylık arasında bir yaşa geldiğinde, yeni bebek oturtulabiliyor ya da hareket edebiliyor ise problem kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

Bebeğin yediği gıdaları neden çıkardığı tam olarak bilinmemektedir; bunun sebebi belki de olgunlaşmamış bir sindirim sistemi yüzündendir. Daha büyük çocukların ya da yetişkinlerin aksine küçük bebeğin yemek borusu ile midesinin üst kısmı arasındaki kaslar henüz mide içeriğini aşağı doğru itecek sekide gelişmemiştir. Dolayısıyla, herhangi bir hareket, hatta bebeği yatırmak kadar bir hareket bile ya da sindirim sisteminin kendi tepkisi dolayısıyla beslenme esnasında alman süt dışarı çıkmaktadır.

Bebeğin ağzından çıkan süt genelikle biraz ekşimsidir ve süt pıhtısı içeriyor olabilir. Bu konuda endişelenmeye gerek yoktur; çünkü dışarı çıkarılan süt sindirilme aşamasındadır.

Bebeğiniz yediği gıdaları çıkartıyor ise ne yapmalısınız?

Bazen bebekler midelerindeki gaz yüzünden yedikleri gıdaları çıkartırlar. Bu yüzden beslenme sonrasında bebeğinizi geğirtmek çok önemlidir. Biraz zamanlarını alsa bile, anne ve babalar bebeklerini her beslenme sonrasında geğirtmeye çalışmalıdırlar. Bazı doktorlar bebeklerin mama sandalyesi gibi bir yerde beslenme sonrasında yarım saat kadar dikine oturtulmasını da tavsiye etmektedirler.

Eğer yediği gıdaları çıkaran bir bebeğiniz varsa, bu problem muhtemelen ne yaparsanız yapın devam edecektir. Bebeğiniz sağlıklı olduğu ve kilo almaya devam ettiği sürece doktorunuz bunu önemsemeyecektir; bu sizin için de önemsenmeyecek bir olay olmalıdır.

Bununla beraber, kusmak endişe gerektiren bir olaydır. Yeni doğmuş bir bebek, doğumdan birkaç saat sonra, hafif kan karışmış olarak sümüksü bir sıvı kusar. Bu, genellikle endişe gerektirmeyen bir olaydır. Çünkü bu kan doğum esnasında annedeki kanamanın bebek tarafından yutulması nedeniyle kusmuğa karışmıştır. Kusma genellikle birkaç emzirme sonrasında da ortaya çıkabilir. Bununla beraber, daha fazla sürerse, bu yemek borusu ya da bağırsaklarda daha ayrıntılı bir incelemeyi gerektiren bir engel ya da tıkanıklık yüzünden olabilir.

Kusma ayrıca süte toleranssızlık ya da başka bir hastalığın başlangıç işareti olarak da ortaya çıkabilir.

Bebeğiniz kusarsa ne yapmalı?

Beslenme sonrasında gıdasını çıkarma adetinde olan bazı bebekler günde bir defa gibi sık aralıklarla büyük miktarlarda kusarlar. Bu durumda doktorunuza durumu bildirebilirsiniz; fakat yine de yukarıda söylendiği gibi bebek sağlıklı görünüyor ve kilo almaya devam ediyorsa muhtemelen endişelenecek herhangi bir neden yoktur.

Eğer kusmukta kan ya da yeşil safra varsa bebek derhal tıbbi muayene görmelidir, çünkü böyle bir durum ciddi bir hastalık belirtisi olabilir.

Kusmak kimi zaman bir enfeksiyon belirtisi olabildiği için, aslında hiç çıkartma adetinde olmayan bebeğiniz aniden kusarsa, bebeğin vücut ısısını almalısınız. Eğer vücut ısısı normal ise ve bebeğin davranışları bir anormallik göstermiyorsa muhtemelen her şey yolundadır. Eğer bebek kusmaya devam ederse doktorunuza haber veriniz.

GuReL
14-03-07, 07:09
LOB ANFIZEMI (DOGUMSAL)


Lobların doğuştan amfizem olması, (ayrıca bebek lob amfizemi diye de bilinir), bebeğin ciğerlerine hava girmesi fakat çıkarken sorunla karşılaşması durumunda ortaya çıkar. Akciğerler aşırı oranda şişer ve ciğerler çevresindeki alana nüfuz eder. Çoğu vakalarda, loblardan yalnızca biri, genellikle üstteki etkilenir.

Belirtiler

-İnatçı kısa soluk alıp verme;

-Hırlama;

-Dudakların ve tırnak altlarının mavimsi bir renk alması (siyanoz)

Doğuştan lob amfizemi hemen daima bebek iki haftalık olduğu esnada ortaya çıkar. Çoğu vakalarda, hiçbir neden bulunamaz; bebeğin ciğerleri tam gelişmemiştir ya da hava yolunu tıkayan bir şey vardır.

Tedavi

Hiçbir belirti göstermeyen ya da yalnızca hafif ve arada sırada meydana gelen belirtiler olan bebeklerde, belli bir tedavi yapılması gerekli değildir. Bununla beraber, bazı durumlarda hastalıktan etkilenen lobun cerrahi müdahaleyle alınması gerekebilir.

GuReL
14-03-07, 07:12
MEME BASI FAZLALIGI (YENIDOGAN)


Seyrek olarak bir bebeğin fazladan bir ya da daha çok meme başının olduğu görülür.

Meme başları ile birlikte göğüs dokusu da bulunur veya bulunmaz. Bazen meme başında bir areol (ayla; meme etrafındaki siyah daire) eksiktir. Her ne kadar fazla meme başları genellikle göğüs bölgesinin çevresinde yer alırsa da ara sıra boyunda, sırtta, kalçada ve vulvada bulundukları da gözlenmiştir.

Kuzey Amerikalıların tahmini olarak %1 ile 2 sinde fazla meme başı bulunur. Bu durum erkek ve kadınlarda eşit oranda gerçekleşmekle birlikte zencilerde, Japonlarda ve Ibranilerde daha yaygın olarak ortaya çıkabilmektedir.

Kusurun üriner anomalilerle bağıntılı olduğu sanılmaktadır.

Yeni doğan bebeğinizde normalden fazla sayıda meme başı varsa bunların estetik amaçlarla alınması mümkündür.

Her ne kadar ergenlik, mentruasyon (adet görme) ve gebelik sonrasında ortaya çıkan hormonal değişimlere yanıt verebilseler de, meme başları nadiren tıbbi bir soruna işaret ederler. Böyle bir yanıt söz konusu iken, fazla olan meme başı genişleyerek ağrılı bir hal alabilir. Üçüncü bir göğüse sahip olunması ayrıca ruhsal travmaya neden olabilir. Dahası, fazla bir meme başı, mastit, abse ve kanser gibi göğüs hastalıkları bakımından da normal meme başlarına ek bir risk kaynağı işlevi görür.

Bir bebek, bir göğsü ya da meme başı eksik olarak da doğabilir. Bazen göğüs altında bulunan kasın gelişmemiş olduğu görülmektedir. Böyle bir durum söz konusu ise bebeklik ya da ilk çocukluk döneminde hiçbir şey yapılamaz. Ancak, çocuk erginlik dönemine erişince estetik nedenlerle ameliyat yapılabilir.

GuReL
14-03-07, 07:13
NORMAL BEBEK


Bebek bekleyen çoğu anne baba için, bebeklerinin kafalarındaki imajı, daha gebelik testlerinin pozitif olduğunu öğrendikten hemen sonra berraklaşmaya başlar. Kafalarda beliren bu imaj çoğunlukla bebek mamalan ya da kullanıp atılan bebek bezi ambalajlan üzerindeki 3-4 aylık tombul ve gülümseyen bebek resimlerine benzer.

Oysa gerçekte doğum odasında doktorunuzun elinize verdiği yeni doğmuş bebeğiniz bu imajdan tamamıyla farklıdır. Kırışık derili, çoğunlukla doğum kanalından geçerken ezilmiş kafalı bu bebek hiç de hayalinizde canlandırdığınız, mama reklamlarındaki o güzel bebeğe benzememektedir.

Her ne kadar aslında yaklaşık 40 haftalık bir süreyi kapsıyorsa da, döllenmeden doğuma kadar geçen zaman müstakbel anne ve baba için çok uzun bir süre olarak görünebilir. Son adet kanamasından takiben 38-42 hafta sonra yapılan doğumlar olgunlaşmış gebelik olarak kabu edilir. Bazan, çocuğun artık dünyaya gelmek üzere olduğu bu son 4 haftalık dönem süresince çoğu kadın çalışmaya devam edebilir. Olgunlaşmış gebelik sonucu doğan bebeğin ortalama ağırlığı 2.5 ila 4.5 kg. arasında değişin erkekler kızlardan biraz daha ağırdırlar. Olgunlaşmış gebelik bebeklerinin çoğunun boyu 45 ila 55 cm. arasında değişir.

Doğumdan hemen sonra, bebeğin ağzı emmeye ve burnu soluk alıp vermeyi engelleyen kan ve mukozayı temizlemek için bunları itmeye başlar Göbek bağı, anne ile bebek arasındaki daha önceki bu yaşam bağı, kesilir, ve bebeğiniz daha doğum odasında iken herhangi bir ciddi problemi olup olmadığını kanıtlayan bir sınavdan geçer.

Normal bir bebek neye benzer? Bebeğiniz sessiz ve sakin olabilir; ya da elerini ve ayaklarını sallayarak ağlayabilir, cildi renksiz ya da alacalı renkte olabilir. Doğumdan hemen sonra bebeğin cildi nispeten mavimsi olacaktır. Bu renk bebeğin doğumdan önceki normal rengidir. Doğumdan 5 dakika ya da 10 dakika sonra bebeğin rengi pembeleşmeye başlar. Bazı bebeklerin cildi kırışıklıkların üstüste geldiği gevşek bir yapı sergiler. Kimisi de sanki şişman bir bebekmiş gibi görünmelerini sağlayan tombul bir yapıya sahip olarak doğar. Çoğu bebekler, doğum kanalından geçişlerini kolaylaştıran verniks adlı yağlı bir madde ile kaplıdırlar.

Bebeğiniz doğduğu anda kafasında hiç saçı olmayabileceği gibi, kafası tamamiyle saç dolu da olabilir. Doğumdan dört ya da beş ay sonra bu saçın çoğu dökülecektir, ince ve koyu renkli bir vücut tüyü tabakası (lanugo) bebeğinizin sırtını, omuzlannı ve hatta yüzünün bir kısmını kaplamış olabilir. Beyaz ırktan çoğu bebek koyu mavi bir göz rengi ile doğarlar. Siyah ırktan bebekler ise koyu kahverengi gözlerle doğarlar. Koyu cilt rengi karışımlı beyaz bebeklerde iris (gözün renkli tabakası) birkaç hafta sonra koyulaşmaya başlar. Kahverengi gözler genellikle ilk altı ay içinde belirginleşmeye başlar.

Bebeğinizin gözlerinin biraz şiş gibi olduğunu farkedebilirsiniz. Bu şişlik, yasalar gereği, doğum sonrasında bebeği doğum kanalı nedeniyle oluşabilecek muhtemel bir enfeksiyona karşı korumak amacıyla sürülen eritromisin ya da gümüş nitrat merheminden dolayı oluşmaktadır. Bu şişlik tamamiyle geçicidir ve endişelenecek hiçbir şey yoktur.

Kafa, gövdeye nazaran daha büyükçe görünür. Bebek, annenin ilk doğumu sonucu doğmuşsa, kafası çoğunlukla sivri uçlu ya da şişkindir; bu şekil, bebeğin kendisini doğum kanalının şekline uydurması neticesinde meydana gelir. Her ne kadar bozuk şekilli bir kafa anne ve baba için bir bozukluk işareti anlamına gelebilirse de, bebeğin kafatası kemikleri, annenin dar leğen kemiğinden incinmeden geçebilmesi için, birbirinin üzerine de geçebilen esnek bir yapı arzetmektedir. Bu şekillenme herhangi bir kafa ya da beyin zedelenmesine neden olmaz ve bebeğin kafası birkaç gün sonra normal şeklini alır. Yeni doğmuş bir bebeğin kafasının tepesinde, kemikler tamamiyle birbirine kenetlenene kadar, genellikle 9 aydan 18 aya kadartık bir süre için bir yumuşaklık (bıngıldak) varolacaktır.

Bebeğiniz doğduktan 1 dakika sonra, görünen sağlığını değerlendirmek amacıyla Apgar testine tabi tutalacaktır. Bu test her 5 dakikada bir yapılır ve bebeği tanımlamaya yarayan bu bilgiler kayda geçirilir. Apgar testine göre düşük bir skor ortaya koyan bebekler yakından gözlem gerektirirler. (Bkz. Apgar Testi). Ayrıca doğumdan kısa bir süre sonra, iç kanama tehlikesini önlemek için, pıhtılaşmaya yardımcı bir madde olan K vitamini zerkedilir. Bebek iyi soluk alıp veriyorsa ve sağlıklı görünüyorsa, (ısı kaybını önlemek için) yumuşak bir battaniyeye sanlı olarak annesine verilecektir. Çoğu yeni anne hemşirelerin bebeklerini hemen kendilerine getirmesini isteme eğilimindedir. Annenin vücudunun henüz süt üretememesine karşın, memeler, kolostrum denilen (kazein ve çok miktarda albüminden oluşan), içinde bebek için yaşamsal önemi olan bağışıklık kazandırıcı maddeler olan bir sıvı içerir. Annenin bebeğe kendisinin bakmasının bebekle anne arasında bir yakınlık ya da bağ oluşmasında çok yararı vardır.

Anne baba ile çocuk arasında bağ konusunda çok şey yazılmıştır. Çok basit bir ifadeyle, anne baba ile çocuk arasındaki bağ, ebeveynler ile çocuk arasında duygusal bir bağın oluşmasıdır. Çocuğun doğduğu esnada bir nevi bağlanma zaten gerçekleşmiş durumdadır. Ebeveynler, özellikle doğumdan itibaren, çocuklarına duygusal bir bağla bağlanırlar. Bebek, anne ve babasının doğum odasında bebeklerini ilk ellerine aldıkları andan itibaren, yaşamı boyunca sürecek bir bağ oluşmasına neden olur.

Doğumdan bir yada iki saat sonrasına kadar bebeğiniz muhtemelen uyanık, gözü açık ve sessiz olacaktır. Bu, bebeğinizi tanımanız için çok güzel bir fırsattır.

Çoğu anne baba, bebeklerini saran sıkı kundak bezlerini açarak onu yakından incelemek ister. Çoğumuz bu aşamada bebeğin el ve ayak parmaklarını sayarak doğum olayını kanıksamaya başlarız. Bebekler işitme duyusu ile doğarlar; anne ve baba doğum odasında bebeklerinin bir ses duyduğunda nasıl sıçradığını görürler. Yeni doğmuş bebekler aynı zamanda görebilir ve kendilerinden 20-30 cm. uzaktaki nesnelere gözlerini odaklayabilirler de. Anne ve babalar bebeklerinin belli bir nesneye ya da birinin yüzüne nasıl dikkatle baktığını hayretle görürler.

Doğum zor bir olaydır ve yeni doğan bebeğin bu strese cevabı doğumdan sonra derin bir uykuya dalmak ve birkaç saat uyumak şeklinde olur. Bu genellikle bebeğin hastanenin ba-kjm bölümüne alındığı esnada olur. Yeni doğan bebekler, daha sonra sıkıca kundaklanır ve beşiklere konur, ilk birkaç gün süresince yeni doğmuş bebeklerin çoğu nadiren tamamen uyanır. Kimi zaman bebeğiniz, çoğu insan tarafından bir bebeğin doğuşunun habercisi sayılan şekilde ani bir ağlama ile uyanabilir.

Anneleri, yeni doğan bebekleri genellikle 3-4 saatte bir biberon ya da emzirmek suretiyle beslemek isterler, (bazı anneler bu yüzden bebekleriyle aynı odada kalmayı isterler); fakat bebeğiniz doğumdan birkaç gün sonrasına kadar ne biberonla beslenmeye- ne de anne memesiyle emzirilmeye pek ilgi göstermeyecektir. Yeni doğan bir bebek genellikle doğduğu andaki ağırlığından, yüzde 6 ile 10 oranında daha az ağırlıkta hastaneden ayrılır. Genellikle üçüncü gün (yaklaşık olarak annenin memelerinin sütle dolduğu zamanla aynı anda), bebeğin de iştahı artış gösterir.

GuReL
14-03-07, 07:13
NORMAL BUYUME VE BESLENME


Daha dün anne rahminde güven içinde iken, bugün bebeğiniz kendi kendine soluk alıp vermekte, besinini sindirebilmekte, kendi vücud ısısını düzenleyebilmekte ve yapılması lazım gelen daha bir süre gerekleri yerine getirebilmektedir. Bebeğiniz tüm bu gereklere adapte olur ve uzun bir bağımsızlık yolculuğuna koyulur.

Bu aşamada anne ve babaların da birçok ayarlamalar yapması gerekmektedir. Yeni doğum yapmış olmanın bitkinliği yetmezmiş gibi, anne, bir de bu yeni gelen konuğa bakmak zorundadır. Sürekli ağlaması da ayrı bir derttir. Bebek bazan emmeyecektir; ama günün önemli bir bölümü annenin bebeğini emzirmesiyle geçecektir.

Birden fazla çocuğu olan her anne baba, bebek bakımının standart bir yöntemi olmadığını bilir.

Ağırlık

Yeni doğmuş bir bebeğin ortalama ağırlığı 2.5 ila 4.5 kg., boyu ise 45 ila 55 cm. arasında değişir. Bebek hastaneyi terkettiği anda, sıvı kaybı ve doğum sonrası iştahsızlığı nedeniyle doğum ağırlığının muhtemelen yüzde 6 ila 10 unu kaybeder, ilk. bir ayın sonunda ise ağırlığı, doğum esnasındaki ağırlığından yaklaşık 1 kg. daha fazla olacaktır.

Duruş ve Hareket Yeteneği

Yeni doğmuş bebeğin duruşu, anne rahmindeki duruşuna benzer. Doğumda, sert bir zemin üzerine bırakıldığı zaman, başını bir yandan bir yana hareket ettirebilir. Yetişkin birinin omuzuna bırakıldığında başını kaldırabilir. Midesi üzerine yatırıldığında kurbağa duruşuna benzer bir şekil alır ya da top gibi yuvarlanır. Oturma duruşuna getirildiğinde başı öne ya da arkaya düşer. Elleri yumruk şeklinde yumuludur.

Bir aylık olduğunda, bebeğin başı desteklenmediği takdirde yine düşer; ancak bu defa oturma konumuna getirildiğinde başını sırtıyla paralel konumda tutabilir. Bir yandan bir yana yarı yarıya dönebilir. Parmaklan açıldığında bir kaşığı eliyle kavrayabilir, fakat hemen elinden atar.

Görme

Yeni doğan bebekler görebilirler. Bebeğiniz, doğduğu andan itibaren gözlerinden 2030 cm. uzaktaki nesnelere bakışlarını dikebilir ve hareket ettirilen bir nesneyi gözleriyle takip edebilir. Bu mesafeden daha uzaktaki nesneler bebeğiniz için muhtemelen bulanıktır.

Bebeğiniz bir aylık olduğunda yine nesnelere gözlerini dikmeye devam eder fakat onlara uzanmaz. Ancak gözlerini daha iyi koordine edebilecek duruma gelmiştir. Bebek bu aşamada göz göze gelebilmekte ve özellikle annesinin yüzüne dikkatle bakabilmektedir.

İşitme

Bebekler işitme duyusuna sahip olarak doğarlar ve seslerin yükseklik alçaklık düzeyini ayırdedebilirler. Yüksek bir ses bebeği yerinden sıçratabilir; oysa yumuşak bir ses bebeği gülümsetebilir ya da gülümser duruma getirir. Bir aylık olduğunda, anne ve babasının seslerini birbirinden ayırabilmektedir.

Konuşma

Yeni doğmuş bir bebeğin lisanı ağlamaktır. Bir aylık oluncaya kadar bebek lisan repertuarına yumuşak, gırtlaksı bazı sesler katmış olur.

Beslenme

Yeni doğmuş bebek düzensiz aralarla acıkır. Bebeğin özellikle doğumdan sonraki birkaç gün beslenmeye karşı kayıtsız davranması az rastlanan bir durum değildir, ilk haftanın sonunda çoğu bebekler her 2 ila 5 saat arası beslenmek ister.

Beslenme bir aylık iken henüz bir dereceye kadar düzenli hale gelmemiştir. Çünkü anne sütü mamadan daha çabuk sindirilir ve bir bebek gün boyunca her üç saatte ve geceleyin iki defa emzirilmek isteyebilir. Mama verilen bebekler daha geç acıkırlar. Zamanla, bir aylık olana kadar geçen sürenin bitimine yakın beslenme sayısı 24 saatte yedi veya sekiz defadan beş ya da altı defaya düşer.

Beslenmenin süresi de düzensizdir. Anne sütüyle beslenen bir bebek bir gün her memede 40 dakika emzirilmek isteyebildiği gibi, bir başka gün her memede 10 dakikadan daha fazla kalmayabilir.

İki haftalık olmaya yaklaşırken yeni doğmuş bir bebek her gün yaklaşık 500 gr. süt içer. Bir aylık olduğunda bu miktar günde 750 grama çıkar.

Barsak Hareketleri

Bebek altını ilk defa genellikle doğumdan 24 saat sonra kirletir. Mekonyum adı verilen bu ilk dışkı, barsak salgıları ve amniyon sıvısından oluşmuştur ve koyu yeşil renktedir. Bebek sütle emzirilmeye başladıktan sonra, genellikle bebek üç dört günlükken, mekonyum dışkısının yerine, ara ya da geçiş dışkılaması başlar. Bu dışkılar genellikle yeşilimsi kahverengi renktedir ve süt pıhtısı ihtiva eder. Bu ara dışkısı da çıkarıldıktan sonraki bebek dışkısı daha büyük bebeklerin dışkısına benzer.

İlk haftanın sonunda, çoğu bebekler günde üç ya da beş kez altlarını kirletirler. Ancak, özellikle sütle beslenen bebekler için bir günde bu miktardan daha fazla altını kirletme de anormal sayılmaz. Bununla beraber, eğer bebeğiniz bir gün boyunca altını kirletmezse de endişelenmeyin. Bu, bebeğinizin kabız olduğu anlamına gelmez.

Anne sütüyle beslenen bebeğin dışkısı, kokusuz ve lapa şeklinde ve koyu bir çorba kıvamındadır. Yeni anne ve baba başlangıçta bunu ishalle karıştırırlar. Fakat değildir. Mamayla beslenen bebeğin dışkısı daha dışkımsı kokar ve genellikle daha katıdır.

Bir ayın sonuna doğru bebekler, genellikle emzirme sonrası olmak üzere, günde üç veya dört kez altlarını kirletirler. Bununla beraber, özellikle anne sütüyle beslenen bebekler, bazan l ila 3 gün boyunca hiç altını kirletmeyebilir. Bu normaldir ve endişelenecek bir şey yoktur.

Uyku

Yeni doğmuş bir bebek doğumdan hemen sonra çoğunlukla uyanık durumdadır. Bir ya da iki saat süren bu uyanıklık durumundan sonra bebek derin bir uykuya dalar. Takibeden birkaç gün boyunca yeni doğan bebekler günün herhangi bir zamanında toplam 14 ila 18 saat arası uyurlar ve her 4 saatte toplam 30 dakika kadar uyanık kalırlar.

Bir aylık bir bebek zamanının çoğunu, günün yaklaşık en az 14 saatini uykuda geçirir. Anne ve babalar, genellikle ilk ayın sonuna doğru yaklaştıkça bebeğin günde yedi sekiz kez olan uyku halinin günde üç dört kez kısa kestirmeler ve geceleri 5 ila 6 saatlik uzun bir uyku haline geldiğini gözlemlerler. Bununla beraberr uyku düzeni çok farklı değişkenlikler göstermektedir.

Yeni doğmuş bebeğinizin, günde ne kadar çok ya da az uyuduğuna bakılmaksızın, uykusu çok hafiftir. Bu yüzden, bebeğiniz uyurken bile, uykusunda tamamen uyanmaksızın yüzünü ekşitebilir, ağlayabilir, sıçrayabilir ve hareket edebilir.

Ağlama

Ağlama, bir bebeğin ilk iletişim kurma aracıdır. Her ne kadar daha tam olarak anlamlı bir mesaj içermiyorsa da yine de başkalannın koşup gelmesini hemen her zaman sağlayabilmektedir. Yeni doğan bebeklerin ağlama miktarı, gelişmelerinin tüm "diğer yönlerinde olduğu gibi, değişkenlik gösterir. Bazı bebekler yalnızca acıkınca ya da altlarını ıslattıkları zaman ağlarken, bazıları ise daha sıklıkla ağlarlar.

Yeni doğmuş bebeğiniz bir gün gün boyunca, örneğin emzirmeden önce, uykuya dalarken ya da dışkılarken birçok defa ağlayabilir. Başka bir gün, bu ağlamalar daha az gerçekleşebilir.

GuReL
14-03-07, 07:17
OMEGA YAGLARI BEBEGIN BEYIN GELISIMINI ETKILIYOR


Anne sütü, fındık, soya fasulyesi ve balık yağı gibi gıdalarda bulunan omega yağları, çocukların matematik zekasını geliştiriyor.

Anne sütü, fındık, soya fasulyesi, kanola bitkisi ve yeşil sebzelerin yanısıra balık yağı, ayçiçek, mısır ve tahıl ürünlerinde bulunan omega yağlarının, çocuğun bedensel ve zihinsel gelişimini arttırdığı kaydedildi.

Yapılan araştırmalar, omega yağların çocuk gelişimindeki önemini ortaya koyuyor. Anne sütünde de bulunan omega yağlarının beyin gelişimine önemli katkısı olduğu bildiriliyor. Ceviz, fındık, soya fasülyesi, kanola bitkisi ve yeşil sebzelerin yanı sıra balık yağı ve soğuk su balıklarında bulunan omega 3 ve ayçiçek, pamuk, mısır ve tahıl ürünlerinde bulunan omega6 dengesiyle beslenen annelerin bebeklerinde beyin, sinir sistemi ve görme yeteneklerinin gelişiminin, bu dengeyle beslenmeyen annelere oranla daha sağlıklı olduğu bildirildi.

Bu nedenle, annelerin doğum öncesi ve sonrasında omega 3 ve omega 6 nın dengeli beslenme rejimini uygulaması öneriliyor. Omega yağlarının, çocuğun matematik zekasını geliştirdiği, okuma, telaffuz ve yazma becerisini arttırdığı bildirildi.Omega yağlarının yeterince alınmasının çocuklarda dyslexia olarak tanımlanan okuma zorluğu, matematik, telaffuz ve yazma yeteneklerinin az olmasına neden olduğu kaydedildi.

Alınan omega 3 ve omega 6 dengesinin kandaki trigliserid ve kolsterol düzeyinin düşmesini sağlayarak, kardiyovasküler hastalık riskini en aza indirdiği belirtiliyor. Omega 3 ve omega 6 yı dengeli alan bir insanda sağlıklı bir cilt, parlak saçlar, güçlü savunma sistemi olacağı belirtilirken, yağların dengeli alımının zihinsel aktiviteyi arttırdığı vurgulanıyor.

Sigara, alkol, yüksek tansiyon, kandaki şeker miktarı, stres, aşırı kilo, soya çekim, düzenli egzersizin ihmal edilmesinin kalp sağlığın tehdit eden 8 ana faktör olduğu belirtilirken, omega 3 ve omega 6 dengesinin böbrek fonksiyonlarına olumlu katkısının yanısıra, yağlarının kan şekeri seveyisinin kontrolüne, büyüme döneminde ise hücre ve beyin gelişimine yardımcı olduğu, enfeksiyonlara karşı ise güçlü bir savunma sistemi oluşturduğu bildirildi.Diğer yağlardan farklı olarak vucüt tarafından üretilemeyen omega yağları "elzem yağ" diye adlandırılıyor.

GuReL
14-03-07, 07:18
OSTEOGENESIS IMPERFEKTA


Osteogenesis imperfekta kemiklerde anormal bir kırılganlığın olduğu nadir bir kalıtımsal hastalıktır. Doğum esnasında ya da çocuk yürümeye başladığında kırıklar meydana gelebilir. Ergenlikte ve daha sonraki dönemlerde sık olarak işitme bozuklukları görülür.

Belirtiler

- Kırıklarla sonuçlanabilen kemik zayıflaması,

- Koyu mavi ya da siyah göz akı,

- El, kol, ayak ve bacakta şekil bozuklukları, özellikle ayak kavsinde,

- Düztabanlık,

- Boy kısalığı.

Hastalığın çeşitli tipleri vardır. En hafif tiplerinde, çocuk ergenlik dönemine yaklaştıkça kırıkların oluşma olasılığı azalır.

Teşhis

Teşhis radyografi ile konur.

Hastalığın ağır tipleri çoğu kez ölümcüldür. Birçok çocuk bu nedenle bebeklikte ya da daha ileriki dönemlerde kalp ve solunum sorunları nedeniyle ölür.

Tedavi

Hastalığın hafif tiplerinin tedavisi kırık riskini azaltmayı hedefler. Kırıkların tam olarak tedavi edilmesi ve şekil bozukluklarının düzeltilmesi önemlidir. Çocuklarında bu hastalık görülen anneler, tekrar hamile kalmadan önce doktorlarına başvurmalıdırlar.

GuReL
14-03-07, 07:19
OTİSTİK ÇOCUKLARIN BEYİNLERİ


Amerikan bilim adamları, otistik çocukların beyinlerinin daha erken büyüdüğünü tespit ettiler. Lifeline dergisinin internet sitesinde yayınlanan habere göre, ABDnin Seattle kentindeki Washington Üniversitesinde yapılan iki araştırmada, otistik çocukların beyinlerinin 12 yaşına kadar sağlıklı çocuklara göre daha hızlı büyüdüğü ortaya çıkarıldı.


Birinci araştırmayı yapan bilim adamları, 3-4 yaşlarındaki otistik çocukların beyinlerinin sağlıklı çocuklarla karşılaştırıldığında yüzde 10 oranında daha büyük olduğunu tespit ettiler.


Bilim adamları, anormal beyin gelişimi ile otizm hastalığı arasındaki bağlantıyı incelemek için, aynı çocukları 6-7 yaşlarına geldiklerinde tekrar inceleyeceklerini söylediler.


Aynı üniversitede görevli ikinci araştırmayı yapan bilim adamları, 8 ila 46 yaşlarında 67 otistik hasta ile 83 sağlıklı kişinin baş çevresini ve beyin hacmini ölçtüler. 12 yaşından küçük çocukların beyinlerinin ortalama yüzde 5 oranında daha büyük olduğunu kaydeden bilim adamları, otistik çocukların beyin hacminin 12 yaşından itibaren sağlıklı çocuklarla aynı olduğunu belirttiler.


Araştırma başkanı Elizabeth Aylward, otistik hastaların baş çevrelerinin yüzde 1-2 oranında büyük olduğunu söyledi.


Aylward, otistik çocukların beyinlerinin aşırı büyümesinin, sinir hücrelerinin sayısının normalden fazla olmasından kaynaklanabileceğini kaydetti.

GuReL
14-03-07, 07:20
PAMUKCUK


Pamukçuk, ağızda meydana gelen hafif bir mantar enfeksiyonudur; yanakların iç tarafına, dilin üzerine ve ağzın tavanına sürülmüş beyazımsı lekelere benzer. Eğer beyaz leke kazınırsa, altında deri yanmış gibi görünür ve kanayabilir. Pamukçuk, sağlıklı yeni doğmuş bebeklerde meydana gelir.

Belirtiler : Bebeğin ağzında, ağzının içinde ve çevresinde süte benzer ince bir tabaka.

Pamukçuk olan bebeğin ağzı yaradır. Bebek emzirilirken rahatsızdır ve hatta emzirilmeyi reddedebilir. Eğer bebeğinizde pamukçuk olduğundan kuşkulanıyorsanız, bebeğinizin doktoruna başvurunuz. Teşhis koymak için çoğunlukla sadece bakmak suretiyle muayene yeterli olmaktadır.

Tedavi

Sağlıklı bir yeni doğmuş bebek genellikle hastalığı kendi başına yenebilmektedir. Fakat, özellikle pamukçuk geniş bir alana yayılmışsa, nystatin adı verilen bir antimartar madde bu süreci hızlandırmaktadır

GuReL
14-03-07, 07:20
PARAFIMOZ


Parafimoz; sünnetsiz bir penisteki sünnet derisinin, geriye çekilmiş şekilde kalıp, penis başını örtecek şekle dönememesidir. Bu oluşumda derhal bir üroloğa veya bir hastanenin acil durum kliniğine başvurmak şarttır. Tam veya yarım sünnet şeklinde bir tıbbi müdahale ile sünnet derisinin gevşetilmesi gerekebilir.

Belirtiler

- Sünnetsiz penis ucunda ağrılı şişme;

- Geri çekilmiş sünnet derisinin penis başını örtecek şekilde eski haline çekilememesi;

- Sünnetsiz penis ucunun çok fazla şişmesi (acil).

Hemen müdahale edilirse, peniste kalıcı bir zararın ortaya çıkması önlenebilir.

GuReL
14-03-07, 07:21
PECTUS EXCAVATUM


Huni göğüs olarak da anılan pectus excavatum, göğüs kemiğinin büyük ölçüde içe çökük olması ile belirgin bir olgudur. Kemiğin alt kısmı omurgaya doğru basıktır ve göğüs hunimsi ya da içi boş bir görünüm kazanmıştır.

Belirtiler: sternumda (göğüs kemiği) içe çöküklük durumu.

Bu genellikle konjenital (doğuştan gelen) bir kusur olmakla birlikte nadiren raşitizmden ya da kronik bir havayolu tıkanmasından da kaynaklanabilmektedir. Neden, kronik havayolu tıkanması ise tıkanmanın başarılı olarak tedavi edilmesi bazen deformitenin ortadan kalkmasını sağlamaktadır.

Pectus excavatum kusuru bulunan bebek ve çocuklar genellikle normal solunum işlevine sahiptir. Yalnızca kalp işlevi, o da seyrek olarak, olumsuz etkilenmektedir.

Bazı kalıtsal kas hastalıkları da bu oluşum anomalisi ile ilişkilidir. Bu durum aile içinde yeni kuşaklara geçerek sürme eğilimindedir.

Tedavi

Ameliyat pectus excavatumlu çocukların çoğu için genellikle salık verilmez. Ancak, ağır bir deformite söz konusu ise estetik nedenlerle ameliyat yoluna gidilebilir.

GuReL
14-03-07, 07:25
PISIK


Pişik; alt bezinin bebeğinizin tenine temas ettiği noktada hafif kabartılı bir kızarıklık biçiminde ortaya çıkar. İlerlemiş durumlarda, içi su dolu kabarcıklar ve buna benzer biçimde bebeğe acı veren deri değişiklikleri görülebilir. Eğer pişik infekte olursa bu deri döküntüleri parlak kırmızı bir renk alabilir ve genişleyebilir. Bu döküntüler bezin temas alanının dışına çıkarak yayılabilir. |Pişiğin nedeni genel olarak derinin tahriş olmasıdır.
- Bu tahrişin nedeni alt bezinin küçük gelmesi, çok sıkı bağlanmış olması ya da gerekli sıklıkta değiştirilmemesidir.
- Eğer kumaş alt bezi kullanıyorsanız bu bezleri temizlemek için kullandığınız sabun ve temizleyiciler de tahrişe neden olabilir.
- Aynı zamanda kullanıp atılan tipte hazır alt bezlerinin bazıları veya bebeğinizin altını temizlemek için kullandığınız hazır ıslak bezler de tahrişe neden olabilir.
- Alt bezinin üzerine bebeğe giydirilen sentetik esaslı giyecekler alt bezinin temas ettiği alanda ısı ve nemin yükselmesine neden olur.
- Tahriş olmuş derinin ısı ve neminin yükselmesi ise bazı mikropların üremesi için ideal ortamı yaratır. Bu durumda pişik "infekte" olur. Eğer pişik infekte olmuşsa bu genellikle bir mantar infeksiyonudur ve buna neden olan da genellikle Candida adıyla bilinen bir mantardır. Böyle bir durumda aynı zamanda deriyi etkileyen başka mikroplar da (bakteriler) olabilir. Infeksiyon pişiğin tedavisini daha güç bir hale getirebilir.


Pişiğin Önlenmesi ve Tedavisi
- Temel kural; alt bezinin kapladığı alanın temiz, kuru ve serin tutulmasıdır. Bu nedenle bebeğin alt bezi sıklıkla değiştirilmeli ve olabildiğince altı açık tutulmaya özen gösterilmelidir. Böylece bebeğin teni hava aldıkça kuruyacaktır. Uyku sırasında bebeğin altını kumaş bezle bağlamak geçerli bir yöntemdir. Bu durumda bebeğin altı uykuya daldıktan hemen sonra kontrol edilmeli ve ıslaksa hemen değiştirilmelidir. Bu kontrolün bebeğin uykuya dalmasından hemen sonra yapılmasının nedeni bebeklerin idrarlarını genellikle bu arada yapmalarıdır.
- Doktorunuz size kısa bir süre için kortizonlu bir preparat önerebilir. Ancak borik asit, kamfor, fenol, metil salisilate veya benzoin tinktür içeren herhangi bir bileşiği doktorunuz özel olarak önermediği sürece kullanmamalısınız, bu bebeğinizin cildine zarar verebilir.
- Şayet bebeğinizin pişiği infekte olmuşsa doktorunuza danışın.
- Pişik durumunda talk pudrası ve mısır nişastası önerilmez; talk pudrası bebeğinizin ciğerlerine zarar verebilir, eğer bir mantar infeksiyonu varsa mısır nişastası bunu kötüleştirebilir.
- Eğer kumaş alt bezi kullanıyorsanız bezleri yıkadıktan sonra 15 dakika kadar kaynatarak tüm mikropların ölmesini ve kimyasal maddelerin uzaklaştırılmasını sağlamalısınız.
-Bazı hazır alt bezleri içerdikleri emici bir jel sayesinde derinin kuru kalmasını sağlayabilirler. Bu tip alt bezlerinin kullanımı bazı bebeklerde pişik oluşmasını önleyebilir.
- Ancak unutulmaması gereken en önemli nokta alt bezlerinin sıklıkla değişmesi gerektiğidir.
- Bebeğinizin alt bezini saat başı kontrol edin ve ıslandığı zaman hemen değiştirin.
- Alt bezi değişiminde bebeğinizin altını dikkatle temizlemelisiniz. Bu temizliği yaparken ılık, çok hafif sabunlu veya duru su kullanabilirsiniz.
- Bebeğinize yeni alt bezi bağlamadan önce altının iyice kuruduğundan emin olmalısınız.
- Bebeğinizin cildini nemden korumak için çinko oksit içeren kremler, A ve De vitamini içeren kremler veya vazelin kullanabilirsiniz.
- Alt bezinin üzerine sentetik malzemeden yapılmış giysiler giydirmeyin
- Eğer pişik devam ediyorsa kullandığınız alt bezinin tipini, alt temizliğinde kullandığınız "ıslak" mendilleri veya sabunu değiştirmelisiniz.
- Eğer kumaş alt bezi kullanıyorsanız bu bezleri yıkadıktan sonra kimyasal maddelerden ve mikroplardan arındırmak için en az 15 dakika süreyle kaynatmalısınız.
Aşağıdaki Durumlarda Doktorunuza Müracaat Edin:
- Pişik bebek henüz 6 haftalık iken ortaya çıkarsa,
- Içi su dolu kabarcıklar ve küçük yaralar oluşmuşsa,
- Bebeğinizin ateşi varsa,
- Bebeğiniz kilo kaybediyor veya her zamanki kadar yemiyorsa,
- Içi su veya cerahat dolu büyükçe kabartılar meydana çıkmaya başlamışsa,
- Kırmızı döküntüler kollara yüze veya saçlı deriye doğru yayılıyorsa
- Yukarıdaki tedavi önerilerini bir haftadır uyguladığınız halde durumda herhangi bir düzelme görülmüyorsa hemen doktorunuza başvurun

GuReL
14-03-07, 07:28
PNOMOTORAKS (YENIDOGAN)


Her çocuk ciğerleri çökük olarak doğar, ciğerlerin doğumdan sonra birkaç nefeste şişmesi ve bebeğin solup alıp vermeye başlaması doğumun olağanüstü yönlerinden birisidir. Bununla beraber, ciğerleri ilk defa şişirebilmek için dikkate değer basınç değişimleri meydana gelir. Bazen akciğerler her yöne bir çırpıda şişmezler ve basınç değişikliği henüz taze olan akciğer hava keseciklerine (alveoli) kırılmalara yol açar. Bu kırıklar, ciğeri çevreleyen ve göğsün iç duvarını oluşturan alanlar arasındaki ince zarlara (plevra) hava sızmasına neden olurlar. Bu alana (ki, plevral boşluk diye adlandırılır) büyük oranda hava sızması durumunda, ciğerler çöker (pnömotoraks) ve soluma güçleşir.

Belirtiler

- Artan aktivite;

- Nefes alıp verme kısalığı;

- Hızlı ve hırıltılı soluma;

- Dudakların ve tırnak altlarının mavimsi bir renk alması (siyanoz)

- Ciğerlerin aniden çökmesi (Acil Durum).

Teşhis

Eğer az miktarda hava sızarsa, bebek artmış oranda aktivite gösterecek ve nefes kısalığı, hızlı ve hırıltılı soluma, siyanoz (mavi dudaklar ve tırnak altları) meydana gelecektir. Bununla beraber, eğer fazla oranda hava sızmışsa, bu durumda ciğer aniden çökecektir. Bebeğin doktoru bu durumda sızıntının nerede olduğunu belirlemek için göğüs röntgeni alınmasını isteyebilir.

Pnömotoraks, eğer akciğerler aniden sönerse çok tehlikeli olabilir. Fakat çoğu vakalarda, sızan hava oranı azdır ve kendi kendine absorbe olmaktadır (emilmektedir).

Tedavi

Bazen hiçbir tedavi uygulamak gerekmez. Kimi zaman, bebeğe soluması için 1 ila 2 saat süreyle yüzde 100 oksijen vermek suretiyle pnömotoraks düzeltilebilmektedir. Ciğerlerin aniden sönmesi durumunda, acil bir önlem olarak, göğüs içine kaçmış olan havaların çıkartılması gerekebilir. Bu işlem, göğüs duvarı ile akciğerler arasındaki boşluğa bir boru sokmak suretiyle yapılır.

GuReL
14-03-07, 07:29
PORFIRI (PORPHYRIA)


Heme pigmenti (renkli madde) adı verilen ve hemoglobin (eritrosit (kırmızı kan hücresi) içerisinde bulunur), miyoglobin (kırmızı kas hücresi içerisinde bulunur) ve sitokrom adı verilen maddelerin üretiminde temel maddelerden olan maddelerin üretimindeki anormalliklerin ortaya çıktığı bir grup kalıtsal hastalıklara porfiri adı verilir.

Akut intermittan porfiri; herediter koproporfiri; konjenital eritropoietik porfiri; eritropoietik protoporfiri adı verilen tipleri gözlenebilir.

Porfiri hastalarının üç temel özelliği vardır: (1) fotodermatit (ışığa hassasiyet ve buna bağlı kızarıklıklar), (2) nöropsikiyatrik (sinirsel ve psikolojik) şikayetler ve (3) karın ağrısı ve kramplar gibi bulgular.

Porfiri hastalığı, otozomal dominant (baskın) veya otozomal resesif (çekinik) olarak çocuklara geçebilir. Geçişin tipi ebeveyndeki porfiri tipine bağlıdır. Bazı porfiri tipleri çocukluk döneminde ortaya çıkarken, bazıları ergenlikte ve bazıları da yetişkin yaşlarda ortaya çıkar.

Klasik bir akut porfiri atağında genellikle çok şiddetli karın ağrısını takiben kusma ve kabızlık takip eder. Akut atak sırasında kişilik değişiklikleri ile birlikte uzuvların uçlarında karıncalaşma ve hissizlik, kuvvetsizlik, paralizi, duyu bozuklukları ve kas ağrıları meydana gelebilir. Bu akut ataklar hayatı tehdit edici olabilir; kan elektrolit (sodyum, potasyum gibi) dengesizlikleri, kan basıncında düşme ve şok gelişimi gözlenebilir.

Atak sonrasında idrarda kırmızılık meydana gelebilir. Konjenital eritropoietik porfiride, idrar sürekli kırmızıdır.

Güneş ışığına maruz kalındığında, ciltte kızarıklık, ağrı, sıcaklık hissi, su toplanması ve şişlik meydana gelebilir. Meydana gelen bu değişiklikler yavaş yavaş düzelir ve sıklıkla görünüm bozukluğuna neden olan nedbe dokusu veya renk değişikliği bırakarak düzelir.

Belirtiler ve Bulgular

- kırmızı idrar

- dişerde anormal renkler

- güneşışığına karşı aşırı duyarlılık

- güneşışığına bağlı ciltte su toplanması

- güneşışığına bağlı ciltte ödem (şişme)

- fotodermatit

- kramp tarzında karın ağrıları

- kabızlık

- kusma

- kol ve bacaklarda ağrı

- sırt ağrısı

- kişilik değişiklikleri

- karıncalanma ve hissizlik

- kas ağrıları

- kas zayıflığı ve paralizi

- çarpıntı

- derin tendon reflekslerinin kaybolması

- elektrolit değişiklikleri (sodyum seviyesinde düşme - hiponatremi)

- böbrek fonksiyonlarında azalma (idrar testleri ile yapılır)

Tanıda Kullanılan Analizler

- kan biyokimyası

- serum kreatinin

- kreatinin klerensi

- BUN

- serum potasyum

- arterial kan gazları

- kanda porfirin ölçümleri

- enzim testleri (üroporfirinojen dekarboksilaz, protoporfirinojen oksidaz, porfobilinojen PGB deaminaz, koproporfirinojen oksidaz, ALA dehidrataz, üroporfirinojen III kosentaz, ferroşelataz)

- idrarda Watson-Schwartz testi

- Hoesch testi (yüksek PBG miktarının ölçümü)

Tedavi

Akut Atak Tedavisi

- elektrolit dengesinin sağlanması ve devamı

- kan gazlarının takip edilmesi

- hastaya karbohidrat verilmesi (serum glukoz şekinde olabilir)

- ağrının giderilmesi

- ajitasyon ve huzursuzluk için hastanın sedatize edilmesi (yatıştırıcı ilaç)

- hipertansiyon için propranolol verilmesi

- intravenöz hematin (damar içine) verilmesi

Uzun Süreli tedavi

- alkolün tüm türlerinden uzak durun

- atağa neden olabilecek ilaçlardan uzak durun

- bol karbonhidratlı diyet alın

- güneş ışığından uzak durun

- cildinizi yaralanmalardan özellikle koruyun

- beta-karoten alın (havuç)

- splenektomi (dalağın çıkarılması) gerekebilir

Porfiriler hayatı tehdit eden hastalıkalrdır; ancak iyi bir tedavi ve bakım ile hasta uzun süre sorunsuz dönemler geçirebilir.

Gelişebilecek Problemler

- İlerleyici kas paralizileri

- solunum yetmezliği

- safra taşları

- şekil ve görüntü bozuklukları

- koma

GuReL
14-03-07, 07:31
PREMATUR VE DUSUK DOGUM AGIRLIKLI BEBEKLER


Düşük kilolu bebeklerin IQ’larının daha düşük, kör, sağır ve felç olma olasılıklarının yüksek olduğu saptandı.

ABD’de yapılan araştırmaya göre, prematüre doğanlar, yetişkinliklerinde de gelişme sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor.

ABD’de yapılan bir araştırmada, prematüre doğan kişilerin yetişkinliklerinde de gelişme sorunlarıyla karşı karşıya kaldıkları ortaya çıktı. New England Journal of Medicine dergisinde yayınlanan araştırma, 1.5 kilonun altında doğan 242 kadın ve erkek arasında yapıldı.

Araştırmada, kontrol grubunda bulunan ve normal kiloda doğan 233 kişiye oranla bu kişilerden daha azının lise mezunu olduğu belirlendi. Düşük kilolu bebeklerin IQ’larının daha düşük, kör, sağır ve felç olma olasılıklarının yüksek olduğu saptandı. Araştırmaya katılan düşük kilolu doğan kişilerin yüzde 51’inin IQ’sunun normal olduğu, yüzde 74’ünün liseyi bitirdiği, yüzde 25’ininse yüksek okula devam ettiği belirtildi. Normal kiloda doğanların ise yüzde 83’ünün liseyi bitirdiği, yüzde 40’ının yüksek okula devam ettiği bildirildi.

Ancak araştırmada, çok düşük kilolu doğanların uyuşturucu ve alkol bağımlılığı gibi riskli davranışlara girmeleri olasılığının da düşük olduğu belirlendi. Bu kişilerin cinsel olarak da daha az aktif oldukları saptandı. Doğan bebeklerin yüzde biri 1.5 kilonun altında oluyor. 2.5 kilo ve yukarısı, normal doğum kilosu olarak kabul ediliyor.

GuReL
14-03-07, 07:32
PREMATURE BEBEKLER


Prematüre (erken doğmuş) bir bebek, 35 haftalık normal doğum süresinden önce doğmuş bir bebek olarak tanımlanır. "Prematüre" sözü bebek bekleyen çoğu anne babayı çok üzer, gerçekten de yakın bir zamana kadar prematüre bebeklerin hayatta kalma şansı normal zamanında doğmuş bebeklere nazaran çok düşüktü.

Bununla beraber düşük kilolu bebeklerin bakımı alanındaki son gelişmeler, prematüre bebeklerin hayatta kalma şansını büyük oranda artırmıştır. Hayata başlamak kolay değildir; ancak sayıları gittikçe artan yasayan bebekler prematürelik sorununun kolaylıkla üstesinden gelinebileceği gerçeğinin kanıtıdırlar.

Prematüreliği birçok faktör etkileyebilmektedir. Yetersiz beslenmiş, anemik, ya da doğum öncesinde çok az ya da hiç bakım görmemiş kadınlar prematüre bebek doğurmaya daha elverişlidir. Genç yaşlarda hamile kalmak ve sigara içmek kadar, kısırlık geçmişi olmak, ölü doğum yapmış olmak, düşük yapmış olmak ve başka prematüre doğumlar yapmış olmak da prematüre bebek doğurma şansını artırmaktadır.

Erken doğum sancısının başlama nedeni genellikle başka faktörlerden kaynaklanmaktadır. Plesantanın erken ayrılması, rahim anormallikleri ya da gelişmekte olan ceninin ağırlığını taşıyamayacak derecede zayıf bir rahim boynu erken dcğum için neden olabilmektedir. Bunlara ilaveten annedeki idrar yolu enfeksiyonları da prematüre bir doğum yapmaya yol açabilmektedir.

Prematüre doğum ihtimalini azaltmak için önceden araştırma yapmalı ve düzenli doğum öncesi bakımınızı ihmal etmemelisiniz. Eğer problem hamilelik esnasında meydana gelirse, derhal doktorunuza başvurmalısınız. Zamanından çok önce doğmuş bir bebek, yaşam için esas teşkil eden vücut sistemlerini yeterince geliştirememiştir. Dolayısıyla, bebeğe korunma altına alınmış bir çevre içerisinde daha fazla gelişme imkânını tanımak doktorların, çoğunlukla bir neonatologistin (yeni doğmuş hastalıklı bebeklerin bakımı üzerine eğitim görmüş doktor) ve yeni doğan yoğun bakım birimlerindeki bakım personelinin görevidir.

Kural olarak, bebek anne rahminde ne kadar uzun süre kalırsa, dışarıda yaşamak için de o kadar şanslı olmakta, daha az komplikasyonlarla karşılaşmakta ve yalnız hayatta kalma şansı artmakla kalmamakta aynı zamanda uzun süren yetersizlik problemleri ile de karşılaşmamaktadır.

Her zaman olmamakla birlikte genellikle bebeğin büyüklüğü yaşının göstergesi omaktadır. örneğin, 26 haftalık bir gebelik neticesinde dünyaya gelmiş bir bebek 32 haftalık olarak doğmuş bir bebeğe nazaran çok daha küçük olma eğilimindedir.

Her ne kadar büyüklük önemli ise de, yeni doğmuş bebeğin gebelik yaşı ne kadar büyük olursa hayatta kalma şansı da o kadar büyük olmaktadır. Dahası, gebelik yaşı doğum esnasında ne kadar küçük olursa doğum ağırlığı da o derece düşük olmakta ve bebeğin beyin felci, öğrenme güçlükleri ya da görme ve işitme problemleri gibi nörolojik veya gelişmeye ilişkin handikaptan da daha fazla olmaktadır.

Prematüre doğumla birlikte birçok problem ortaya çıkmaktadır. En büyük problemlerden birisi hiyalin zarı hastalığı ile sonuçlanan bir durum olan az gelişmiş ciğerlerdir. Bu hastalık yeni doğum sonrası ölümlerinin önemli bir yüzdesine neden teşkil etmektedir.

Hiyalin zarı hastalığı olan bir bebek solup alıp verebilmek için akciğerlerini yeterince kullanmakta güçlük çekmektedir. Bunun nedeni ağır derecede solunum ızdırabıdır. Prematüre bebek ne kadar küçükse hiyalin zarı hastalığının olması ihtimali de o derece artmaktadır. Erkekler bu hastalığa kızlardan daha eğilimlidir ve siyah ırktan olan bebekler beyaz bebeklere nazaran daha çok etkilenmektedir.

Eğer çocuğunuzda bu hastalık varsa genellikle doğumdan hemen sonra kendini belli eder. Bu durumda bebeğiniz daimi bakıma ve soluk borusuna yerleştirilmiş bir tüp vasıtasıyla oksijen verilmesine gereksinim duyacaktır. Bunda amaç, bebeğin ciğerlerinin gelişmesine imkân tanırken, yeterli oksijen alış verişini, kan dolaşımını ve beslenmeyi sağlamaktır. Çoğu durumlarda, bu, 10 gün ila 2 hafta arasında olur. (Daha ayrıntılı açıklama için Bkz. Solunum Bozuklukları).

Prematüre doğumla birlikte ortaya çıkan diğer problemler arasında kalp bozuklukları ve diğer doğuştan gelen anormallikler, zatürre, düşük kan şekeri konsantrasyonu (hipoglisemi), anemi ve enfeksiyon sayılabilir.

Prematüre olarak doğmuş bebekler, vücut ısılarını muhafaza etmekte yardımcı olan kuvöz içine alındıkları yeni doğum yoğun bakım birimlerine (Bkz. Solunum ve Yoğun Bakım Birimleri) alınırlar. Çok az miktardaki vücut yağı ve kalbin düzenlenmesi için gerekli mekanizmanın az gelişmesi gibi unsurlar prematüre bebeklerin vücut ısılarını muhafaza edebilmelerini engeller. Çoğu prematüre bebekler emme refleksini henüz geliştirmemişlerdir ya da emmek işlevini yapabilecek kadar güçlü değildirler. Bu tür bebekler yemek borularından sokulan bir tüp ya da ağızlarına konan bir tüp vasıtası ile midelerine gıda verilmek suretiyle beslenirler. Bazı prematüre bebekler de sindirim enzimlerini geliştirmemişlerdir, bu yüzden damardan beslenmeleri gerekir.

Bu başlangıç beslenmeleri iyi yapıldığı takdirde, bu bebekler genellikle gerek mama gerekse annenin memesinden sağılan süt ile biberondan beslenebilirler. Emme refleksi geliştiğinde, normal bakım başlayabilir. Günümüzde yeni doğan bakım birimlerinde anne ve babanın katılımının sağlanmasına yönelik büyük bir eğilim vardır. Anne ve babalar bebeklerinin yanında kalmaya hatta bebekleri tüpler, kablolar, kucaklamayı olanaksız kılan diğer donanımlar içerisinde iken ona dokunmaya bile teşvik edilmektedirler. Mümkün olduğu surette, anne ve babaların bebeklerini beslemesine ve bezini değiştirmesine müsaade edilmektedir. Bebekleri kuvözde iken bazı anne ve babalar bebeklerine kitap okumakta, müzik çalmakta yada kuvözün içine kendi resimlerini koymaktadırlar.

Nihayet birgün bebeğinizin doktoru onu eve götürmenize izin verir, o zamana kadar bebek birkaç haftalık hatta aylık olmuştur. Bu çok heyecan verici bir andır; aynı zamanda korku ve endişe de vardır.

Sayısız anne babanın üstesinden geldiği gibi siz de üstesinden gelebilirsiniz. Emin olmalısınız ki, bebeğiniz hastaneden, doktorlar çıkması, gerektiğine karar vermeden, çıkartılmış olmayacaktır. Dahası, bebeğin gereksinim duyacağı özel bakımla ilgili yeterli bilgiler size verilmiş olacaktır. Herhangi bir sorunuz olduğunda ya da yardıma gereksinim duyduğunuzda ise yalnızca bir telefon yeterlidir. Sakin olmaya çalışın. Çok güç bir aşamadasınız. Ebeveyn olmanın mahsûllerini artık toplayabilirsiniz.

GuReL
14-03-07, 07:32
PREMATÜRE BEBEKLERDE İLERİ YAŞLARDAKİ SORUNLAR


ABD’de yapılan bir araştırmada, prematüre doğan kişilerin yetişkinliklerinde de gelişme sorunlarıyla karşı karşıya kaldıkları ortaya çıktı. New England Journal of Medicine dergisinde yayınlanan araştırma, 1.5 kilonun altında doğan 242 kadın ve erkek arasında yapıldı.


Araştırmada, kontrol grubunda bulunan ve normal kiloda doğan 233 kişiye oranla bu kişilerden daha azının lise mezunu olduğu belirlendi. Düşük kilolu bebeklerin IQ’larının daha düşük, kör, sağır ve felç olma olasılıklarının yüksek olduğu saptandı. Araştırmaya katılan düşük kilolu doğan kişilerin yüzde 51’inin IQ’sunun normal olduğu, yüzde 74’ünün liseyi bitirdiği, yüzde 25’ininse yüksek okula devam ettiği belirtildi. Normal kiloda doğanların ise yüzde 83’ünün liseyi bitirdiği, yüzde 40’ının yüksek okula devam ettiği bildirildi.


Ancak araştırmada, çok düşük kilolu doğanların uyuşturucu ve alkol bağımlılığı gibi riskli davranışlara girmeleri olasılığının da düşük olduğu belirlendi. Bu kişilerin cinsel olarak da daha az aktif oldukları saptandı. Doğan bebeklerin yüzde biri 1.5 kilonun altında oluyor. 2.5 kilo ve yukarısı, normal doğum kilosu olarak kabul ediliyor

GuReL
14-03-07, 07:33
PROPOLIS


Arının reçine salgılayan ağaçlardan (çeşitli çam türleri, atkestanesi, gürgen, söğüt, karaağaç, kayın, kestane, kayak tomurcukları gibi.) toplayarak kovan çatlaklarını, kapısını sıvamak için yaptığı maddedir. Yanı sıra kovana girip ölen fare, kertenkele gibi, dışarı atamadıklarını da her yönden zararsız duruma getirebilmek için bu madde ile sıvar. Propolis çok iyi bir dezenfekte maddesidir. Eski Mısırlıları n ölülerini mumyalamakta, Yunanlılar ve Romalıların yaraları tedavi etmekte kullandıkları ileri sürülen propolis, uzun süre ihmale uğramış, hatta unutulmuşsa da, son yıllarda insan sağlığındaki olumlu değeri tekrar anlaşılarak incelenmeye, kullanılmaya başlanmıştır.

Ülkemizde propolise çeşitli adlar verilmektedir: Eğir mumu, eğer mumu, eğil mumu, eğin mumu, eğri mum, girabolu, girebo, kirebeli, kirebolu, pirebolu.

Rengi: Arının topladığı yöreye göre değişirse de, sarımsı kahverengi kırmızımsı yeşildir.

Saklanması: Ağzı sıkıca kapanabilen ışık geçirmez kaplarda 3-8 derece arasında saklanır.

Yan etkileri: İçindeki çiçektozunun %1 insanda alerji yapması dışında herhangi bir yan etkisi yoktur.

Propolis suda erimediğinden toz olarak alındığında bozulmadan dışarı çıkar. En az %70, en çok %90lık alkolde eritilerek kullanılır.

İçindeki birkaç madde: İçindeki maddelerin oranı yöreye göre değişir. (Örneğin içersindeki balmumu oranı %10 ile %40 arasında değişebilir). Reçine, balsam. balmumu, çiçektozları, çeşitli mineraller (alüminyum, bakır, çinko, demir, kalsiyum, mangan, silisyum, stronsiyum, vanadyum), vitaminler (E, H, P, B kompleksi), yağ asitleri. Bunların dışında flavone, vanilin, isovanilin, aminoasit,...

Son yıllarda hekimlerin (araştırmacıların) yayınladığı raporlardan propolisle iyi sonuçlar alındığını okuyoruz. Birçok hastalıkta hastaların büyük bölümünün şikayetlerinin ortadan kalktığı, diğer bölümünde hastalığın görülür derecede gerilediği, çok az bölümünde ise, etkisiz kaldığı bildirilmektedir. Günümüzde birçok hastalığa karşı kullanılmakta, kullanılma alanı daha da genişletilmeye çalışılmaktadır. Genellikle (ergenlik çağına gelen) gençlerde yüzde görülen rahatsız edici sivilcelere (akne) karşı, propolisle hazırlanmış kremle iyi sonuçlar alınmaktadır.

GuReL
14-03-07, 07:34
PULMONER STENOZ


Pulmoner stenoz, kalpten pulmoner artere (akciğer atardamarı) olan kan akışının tıkanması durumudur.

Hafif ya da orta derecede tıkanmada genellikle semptom görülmez. İleri derecede tıkanmaya maruz kalan bir yeni doğmuş bebekte deride morarma mevcuttur ve kalp yetmezliği işaretleri görülür.

En kötü vakalarda, doğumu izleyen ilk ay içinde konjektif kalp yetmezliği ortaya çıkmaktadır.

Hafif ya da orta derecede stenoz bulunan çocuklar normal bir yaşam sürebilirler, ancak bir doktor tarafından düzenli olarak kontrol altında bulundurulmaları gerekir. Daha ağır stenoz vakalarında ameliyat gerekir.

GuReL
14-03-07, 07:35
RAŞİTİZM


Raşitizm, ülkemizde en sık görülen vitamin yetersizliği olup, D vitamini alımı eksikliğine bağlı olarak gelişir. Nadiren D vitamini metabolizmasındaki ve emilimindeki çeşitli bozukluklara bağlı olarak da ortaya çıkabilir.


Raşitizim başlıca kemik sistemi olmak üzere bir çok sistemi ilgilendiren bir hastalıktır. Anneden alınan D vitamini çocuk vücudunda 2 ay kadar depolandığından ilk aylarda raşitizim nadiren görülür. D vitamini eksikliğine bağlı raşitizm 3 ay - 2 yaş arasında sık görülür.


Raşitizmde kemik belirtileri ilk önce başta, 4-10 aylıkta göğüs kafesinde, 6 aydan sonra ekstremitelerde görülür. Bunun nedeni D vitamini eksikliğinin etkisinin hızlı büyüyen kemiklerde daha belirgin olmasıdır. Bebeğin başı yan taraflardan tutularak, arkadan parmak uçlarının bastırılması ile bazı bölgelerin içeri çöktüğü hissedilir. Fontanel yaşa göre beklenenden daha açık ve kenarları yumuşaktır.


Kostaların kemik-kıkırdak birleşme yerleri genişlemiştir (Kosta tesbihleri). Göğüs duvarında kunduracı göğsü, kuş göğsü gibi çeşitli deformitelere rastlanır. Diyaframın göğse yapıştığı yerde çökme meydana gelir. Ekstremitelerin alt uçlarında şişkinlik, uzun süren raşitizm vakalarında “X” veya “O” bacak görülür. Süt çocuğunun motor gelişmesi geri kalır. Hipotoni belirgindir. Batın şişkin ve yanlara taşkındır. Çocukta terleme artmıştır. Uyku düzensizlikleri, huzursuzluk ve anemi görülür.


Bir ay - 2 yaş arasında bebeklere düzenli olarak ağız yoluyla günde 400 ünite D vitamini verilmesi ile raşitizm önlenebilir. D vitaminin daha yüksek dozlarda verilmesinin yan etkileri olacağına dikkat etmek gerekir. Ancak preterm bebeklere günde 800 ünite D vitamini verilmesi gerekebilir.


Raşitizm tedavisinde, genellikle 300.000 ünitelik depo dozun 1 hafta ara ile iki kez ağız yoluyla verilmesi yeterlidir.


Yukarida yer alan bilgiler Saglik Bakanligina ait WEB sayfalarindan alinarak hazirlanmistir.

GuReL
14-03-07, 07:35
RAŞİTİZM


Raşitizm, ülkemizde en sık görülen vitamin yetersizliği olup, D vitamini alımı eksikliğine bağlı olarak gelişir. Nadiren D vitamini metabolizmasındaki ve emilimindeki çeşitli bozukluklara bağlı olarak da ortaya çıkabilir.


Raşitizim başlıca kemik sistemi olmak üzere bir çok sistemi ilgilendiren bir hastalıktır. Anneden alınan D vitamini çocuk vücudunda 2 ay kadar depolandığından ilk aylarda raşitizim nadiren görülür. D vitamini eksikliğine bağlı raşitizm 3 ay - 2 yaş arasında sık görülür.


Raşitizmde kemik belirtileri ilk önce başta, 4-10 aylıkta göğüs kafesinde, 6 aydan sonra ekstremitelerde görülür. Bunun nedeni D vitamini eksikliğinin etkisinin hızlı büyüyen kemiklerde daha belirgin olmasıdır. Bebeğin başı yan taraflardan tutularak, arkadan parmak uçlarının bastırılması ile bazı bölgelerin içeri çöktüğü hissedilir. Fontanel yaşa göre beklenenden daha açık ve kenarları yumuşaktır.


Kostaların kemik-kıkırdak birleşme yerleri genişlemiştir (Kosta tesbihleri). Göğüs duvarında kunduracı göğsü, kuş göğsü gibi çeşitli deformitelere rastlanır. Diyaframın göğse yapıştığı yerde çökme meydana gelir. Ekstremitelerin alt uçlarında şişkinlik, uzun süren raşitizm vakalarında “X” veya “O” bacak görülür. Süt çocuğunun motor gelişmesi geri kalır. Hipotoni belirgindir. Batın şişkin ve yanlara taşkındır. Çocukta terleme artmıştır. Uyku düzensizlikleri, huzursuzluk ve anemi görülür.


Bir ay - 2 yaş arasında bebeklere düzenli olarak ağız yoluyla günde 400 ünite D vitamini verilmesi ile raşitizm önlenebilir. D vitaminin daha yüksek dozlarda verilmesinin yan etkileri olacağına dikkat etmek gerekir. Ancak preterm bebeklere günde 800 ünite D vitamini verilmesi gerekebilir.


Raşitizm tedavisinde, genellikle 300.000 ünitelik depo dozun 1 hafta ara ile iki kez ağız yoluyla verilmesi yeterlidir.

GuReL
14-03-07, 07:36
SAFRA KANALI TIKANMASI (YENIDOGAN)


Safra kanalı tıkanması (safra kesesi yolunun kapalı olması) az rastlanan bir konjenital (doğuştan gelen) kusurdur ve tahminen 50.000 ila 75.000 bebekte 1 ortaya çıkmaktadır. Yeni doğmuş bir bebekte kara sarılık ile safra kanalı tıkanıklığını birbirinden ayırmak çok güçtür. Eğer karaciğer testleri normal ise teşhisi teyit için bir de karaciğer biyopsisi yapılabilir.

Safra kanalı tıkanması olan bebeklerde, diğer karın bölgesi anormallikleri de daha fazla olur. Bebeğin dışkısı safrasızdır ve karaciğeri anormal derecede büyüyebilir.

Eğer bebeğinizde safra kanalı tıkanması varsa, doktorunuz tıkanıklığın kesin yerini belirlemek için bir keşif ameliyatı yapabilir. Tıkanıklık nadiren cerrahi olarak düzeltilebilir. Bununla beraber, Kasai hepatoportoenterostomi olarak adlandırılan bir operasyon ile barsaklara özel bir bağlantı yapmak suretiyle safranın boşaltılması yoluna gidilebilir. Basarı elde edilebilmesi için ameliyatın bebek 3 aylık civarında iken yapılması çok önemlidir.

Safra kanalı tıkanıklığı olan çocuklar, ameliyat sonrasında bile inatçı bir karaciğer yangısından şikayetçi olurlar. Bazılarına daha sonra karaciğer nakli gerekebilir.

GuReL
14-03-07, 07:39
SARILIK (YENIDOGANDA)


Zamanında doğmuş bebeklerin yaklaşık yüzde 60 ı doğum sonrası ilk hafta içinde sarılık geçirirler ve bu oran prematüre bebeklerde yüzde 80 e çıkar.

Sarılık (cildin sarı bir renk alması) kendi başına bir hastalık olarak meydana gelmez; daha çok, yeni doğmuş bebeğin karaciğerinin henüz olgunlaşmamış olması nedeniyle metabolizmadaki bilirubin yüzünden meydana gelir. Dolayısıyla, bilirubin cilde vurur ve sarımsı bir renk verir.

Bazı bebekler doğuştan sarılıktır, bazısı da, sarılık meydana getiren duruma bağlı olarak doğumdan sonra sarılık olur. Doğuştan gelen ya da doğumdan 24 saat sonra ortaya çıkan sarılık, kanama, sepsis (kanda meydana gelen bir enfeksiyon) ve bebekle anne arasında kan uyuşmazlığı gibi ciddi bir problem nedeniyle meydana gelebilir. Eğer doktorunuz bu olasılıklardan şüpheleniyorsa, özel kan testleri yapılacaktır.

Tipik olarak çoğu bebek doğduktan iki ya da üç gün sonra sarılık olur. Bu, fizyolojik sarılık olarak adlandırılır ve nedeni, olgunlaşmamış karaciğerin bilirubini metabolizmadan atmakta yeterli olmaması ile birlikte fetusa ait kırmızı kan hücerelerinin bozulmasıdır.

Doğumdan sonraki ilk hafta içinde fakat üçüncü günden sonra meydana gelen sarılık, bir enfeksiyon yüzünden meydana geliyor olabilir.

Bir bebeğin doğumundan sonraki ilk haftadan sonra sarılık olmasının nedeni anne sütü (her ne kadar böyle bir durum anne sütüyle beslenen ve normal zamanında doğmuş 200 bebekten 1 inde meydana geliyorsa da) ya da kalıtımsal kan veya karaciğer hastalıkları olabilir. Sarılığın ilk ay boyunca ortadan kalkmaması durumunda, bunun nedeni karaciğer anormalliği, ciddi bir enfeksiyon ya da enzim yetersizliği olabilir.

Doktorunuz yeni doğmuş bebeğinizi sarılık belirtileri olup olmadığını anlamak için dikkatle muayene edecektir. Eğer bebeğinizin sarılığı gittikçe artıyorsa, doktorunuz bilirubin konsantrasyonunun ölçülmesi için periyodik kan testleri yaptırmanızı önerebilir.

Çoğu fizyolojik nedenli sarılık geçiren bebekler çok az bir tıbbi gözleme gereksinim duyarlar. Genellikle bir hafta, en çok 10 gün içinde sarılık durumu ortadan kalkar. Bununla beraber, fizyolojik sarılığın ciddiyeti ırksal ya da etnik kökenden çok etkilenmektedir; normal zamanında doğmuş Çinli, Japon, Koreli ve Amerikan Kızılderili bebekleri bu durumdan daha ciddi oranda etkilenmektedirler.

Eğer bebeğinizde önemli oranda fazla miktarda bilirubin varlığı sözkonusu ise bebeğiniz yüksek yoğunluklu ışıkla (fototerapi) tedavi edilebilir. Bilirubin ışığı emer; safra ve idrar şeklinde vücuttan atılır. Bu tedaviye bilirubin miktarı bebeğin sağlığı açısından güvenli bir düzeye düşürülünceye kadar devam edilir.

Fototerapinin (ışık tedavisi) yan etkisi olarak vücutta ciltte kızarıklık, sıvı dışkılama ve su kaybı meydana gelir.

GuReL
14-03-07, 07:40
SOĞUK ALGINLIĞINDA YAPABİLECEKLERİNİZ


Çocuğunuzda soğuk algınlığı belirtileri görüldüğünde ateşine bakın. Ateşi yoksa sıcak tutun ve rahat olmasını sağlayın.


Ateşi 38 derece ve üzerinde ise derhal ‘parasetamol‘ içeren şurupla ateşini düşürün.


Burun akıntısının sarı ve iltihabi bir görüntüsü varsa mikrobik durum söz konusudur.


Soğuk algınlığında burun kanaması ve burun tıkanması görülebilir. Özellikle burnu tıkalı küçük çocuklar beslenme güçlüğü çeker. Bu yüzden beslenme öncesi burnu serum fizyolojik veya piyasada okyanus suyu diye satılan ürünler ile açın.


Çocuğun yatakta rahat nefes alabilmesi için başının altını destekleyin.


Bol su ve sulu yiyecekler verin.


Çocuğun odasındaki havayı nemli tutun.

GuReL
14-03-07, 07:40
SOLUNUM BOZUKLUKLARI (YENIDOGAN)


Bebek doğduğu esnada ciğerlerini hızla hava ile doldururken aynı zamanda ciğerlerindeki sıvıyı da dışarı çıkartmak zorundadır. Yeni doğmuş bir bebek, yine aynı zamanda, ciğerlerindeki kanın hacmini de artırmak zorundadır.

Yeni doğmuş bebek, bir dereceye kadar, genişledikçe her seferinde açılıp kapanan ciğerlerini kullanmaksızın soluk alıp vermek zorundadır; normal zananında doğmuş bebeklerin çoğu, ciğerleri tamamıyla gelişebilmek için yeterli zamana sahip olduğundan dolayı, bunu kolaylıkla başarabilirler. Bununla beraber, çoğu prematüre doğmuş bebeklerin ve hatta bazı olgunlaşmış gebelik bebeklerinin soluma problemleri vardır.

Yeni doğmuş bebeklerde iki tür solunum bozukluğu ortaya çıkabilmektedir: Tipik olarak prematüre bebekleri etkileyen solunum bozuklukları ve gerek prematüre gerekse olgunlaşmış gebelik neticesinde doğan bebeklerde meydana gelen, geçici hızlı soluma.

Tüm yeni doğum sonrası ölümlerinin önemli bir yüzdesini teşkil eden solunum bozukluğu, ki ayrıca hiyalin zarı hastalığı olarak da adlandırılmaktadır, yeni doğmuş bebeklerin ölümlerinin en büyük nedenidir.

Hiyalin zarı hastalığının ciddiyeti yeni doğmuş bebeğin gebelik yaşı ve doğum ağırlığı ile ilintilidir. Dolayısıyla, bebek daha küçük ve daha prematüre oldukça, hiyalin zarı hastalığına yakalanması olasılığı da o denli artmaktadır.

Bu hastalıkla doğmuş bir bebeğin ciğerlerinde, her nefes alınışında ciğerlerin küçük hava odacıklarının çökmesini önleyen ve yüzey gerginliğini düşürmekte yardımcı olan (sürfaktan olarak adlandırılan) belli amillerden yeterli miktarda yoktur. Dolayısıyla, ciğerlerini genişletebilmek için bebeğin daha fazla basınca gereksinimi vardır.

Solunum bozukluğu belirtileri genellikle doğumdan sonraki ilk birkaç dakika içerisinde anlaşılabilir. Bazı bebeklerde doğum esnasındaki solunum bozukluğu o derece güçlüdür ki, canlandırma işlemi gerekli olabilir. Solunum bozukluğu hastalığının belirtileri hırıtılı soluma, burunsal yangı ve koyu esmer cilt rengidir. Bebek sert ve düzensiz soluk alıp verir. Kesin teşhis için ciğerlerin röntgeni çekilir ve kan testi yapılır. Eğer bebeğiniz solunum rahatsızlığı belirtileri ile doğmuş ise yaşamsal belirtilerinin sürekli olarak kontrol atında tutulacağı bir yeni doğum yoğun bakım biriminde bakım altına alınmaya gereksinim duyacaktır. Bebek, solumayı kolaylaştırmak için ılık ve nemli oksijenle doldurulmuş bir kuvöze yerleştirilir. Gıdası ve gerekli sıvılar damardan verilir.

Bu hastalıkla doğan çoğu bebek solumasına yardım edilmesine gereksinim duyarlar. Böyle bir durumda, bebeğin soluk borusuna bir soluma tüpü sokulması gerekebilir. Solunum bozukluğu belirtileri ile doğmuş bebeklerin bakım altına alınmasındaki amaç, bebeğin ciğerleri yeterince gelişinceye kadar herhangi bir komplikasyon oluşmasını önlemektir. Özel yeni doğum birimlerinin gelişmesi ile ve ileri derecede eğitim görmüş doktorlar ve hemşireler ile birlikte, bu çocukların ölüm oranları da önemli miktarda azalmıştır. Geçici hızlı soluma, olaysız vajinal doğum ya da sezaryen sonrasında ve prematüre ya da olgunlaşmış gebelik bebeklerinde de ortaya çıkabilir.

Bu tür solunum bozukluğuyla doğan bebeklerde, hızlı ve zayıf soluma dışında hiçbir belirti görülmez. Bazı bebeklerde bebeğin cildi az oranda oksijenle ortaya çıkan mavimsi bir dış görünüm alır.

Hiyalin zarı hastalıklı yeni doğmuş bebeklerin aksine, bu bebekler nadiren ciddi derecede hasta görünürler. Dahası, birçoğu 3 gün içerisinde iyileşir.

Tedavi genellikle ciğerlere sıvı kaçmasını önlemek için sürekli olmayan beslemeyi içerir. Kimi zaman eğer bebek ağızdan beslenebilmek için gereğinden fazla soluk alıp veriyorsa, damardan besleme gerekli olabilir. Genellikle başka hiçbir tedavi gerekmez.

GuReL
14-03-07, 07:42
SÜNNET: BİLİNEN EN ESKİ AMELİYAT


Tarih öncesi çağlardan beri yapılan sünnet, günümüzde dini nedenlerin yanısıra hijyenik açıdan ve hastalıktan korunmak amacıyla da yapılıyor.


Doç. Dr. Şaban Sarıkaya, çocuklarda tüm cerrahi girişimlerin anestezi altında, steril ortamda, yani ameliyathane koşullarında yapılması gerektiğini vurguladı. Ameliyathane koşullarının pahalı olmasının dar gelirli ve kırsal kesimi bu uygun ortamlardan uzaklaştırdığın belirten Doç. Sarıkaya, çeşitli kuruluş veya siyasi örgütlerin düzenlediği ve tıbbi kurallara uygun ortamda gerçekleştirilemeyen toplu sünnet şölenlerinin de çocuklar için önemli riskler oluşturduğuna dikkat çekti.


Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şaban Sarıkaya, çeşitli kuruluş veya siyasi örgütlerin düzenlediği toplu sünnet şölenlerinin, tıbbi kurallara uygun ortamlarda gerçekleştirilemediği için çocuklar için önemli riskler oluşturabildiğini söyledi. Doç. Dr. Şaban Sarıkaya, sünnetin cerrahi bir işlem olduğunu hatırlatarak, çocuklara eski çağlardan beri ve en sık uygulanan ameliyat olduğunu söyledi.


TOPLU TÖRENLER RİSKLİ


Modern tıbbın kurallarına göre, çocuklarda tüm cerrahi girişimlerin anestezi altında, steril ortamda, yani ameliyathane koşularında yapılması gerektiğini vurgulayan Sarıkaya, dini nedenle yapılan sünnetlerin, özellikle kırsal veya dar gelirli kesimleri ameliyathane koşullarının pahalı olması nedeniyle, bu uygun ortamlardan uzaklaştırdığına işaret etti. Doç. Sarıkaya, Bu aşamada çeşitli kuruluş veya siyasi örgütlerin düzenlediği toplu sünnet şölenleri ise tıbbi kurallara uygun ortamlarda gerçekleştirilemediğinden, çocuklar için önemli riskler oluşmaktadır dedi.


SÜNNET KARŞITLARI


Doç. Dr. Şaban Sarıkaya, sünnetin hijyenik açıdan da tercih edildiğini bildirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: Tarih öncesi çağlardan beri yapıldığını bildiğimiz sünnet, günümüzde dini nedenlerin yanı sıra hijyenik açıdan ve hastalıktan korunmak için veya tedavi amacıyla yapılmaktadır. Ancak, hijyenik koşulların gelişmesiyle birlikte sünnetin bazı hastalıklardan hem erkeği hem de kadını koruduğu iddiaları son yıllarda tartışılır hale gelmeye başladı. Tıp dünyasında da halen sünnetin yararlı olduğunu söyleyen bilim adamı olduğu kadar, gereksiz ve zararlı, hatta insan haklarına aykırı olduğunu söyleyenler de bulunmaktadır. Son yıllarda sünnet karşıtlarının en çok üzerinde durdukları husus, sünnet derisinin de bir organ olduğudur. Tıbbi gerekliliği olmayan bir işlemin, ana-baba rızası ile de olsa yapılması, gerçekten tıbbi etiğe uygun değildir. Ancak, sünnetin şu anda gelişmiş ülkelerde bile yasak olmaması, halen dini uygulamalara önem verildiğini ve sünnet derisinin gerekliliğine dair dini uygulamaları değiştirecek güçte yeterli bilimsel kanıt bulunmadığını göstermektedir.

GuReL
14-03-07, 07:43
TIRNAK BAKIMI (YENIDOGAN)


Yeni doğmuş bir bebeğin, özellikle ilk defasında, tırnaklarını kesmek çok korkutucu olabilir. Bu yüzden anne ve babalar bebeklerinin tırnağını kesmeyi mümkün olduğu kadar geciktirmelidirler.

Fakat tırnaklarının uzamasına gereğinden fazla izin verildiğinde bebekler kendilerini tırmalayabilirler.

İyi bir tırnak makası edinin, ideal olarak tırnak makasları bebeklerin etlerine zarar vermeyecek yapıda olmalıdır. Küçük manikür makasları çok işe yarayabilir. Bazı anne babalar normal tırnak makası kullanmayı tercih ederler.

Bebeğin tırnaklarını uykuda iken kesmek daha kolaydır; çünkü bebek bu esnada hareketsizdir. Bununla beraber, yüzü koyun yatan bebeklerin tırnaklarını kesmek kolay olmayabilir.

Bu işi bebeğiniz uyanıkken yapmak isterseniz, ondan hiç yardım beklemeyin. Bebeğiniz daha makası ortaya çıkardığınız andan itibaren huysuzluğa başlayacaktır. Bebeğinin tırnaklarını keserken onu incitmekten korkan heyecanlı bir anne ya da baba ise bu durumdan daha da heyecanlanacaktır.

En iyisi bu işi iki kişiyle birlikte yapmaktır. Bu yüzden bebeğinizin tırnağını keserken ellerini tutacak birinin yardımcı olmasını sağlamalısınız.

GuReL
14-03-07, 07:44
TIRNAK YEMEK IQ YU OLUMSUZ ETKİLİYOR


Bilim adamları, tırnak yiyen çocukların IQ’larının olumsuz etkilenebileceğini bildirdi. Araştırmacılar, riski, toz ve toprakta doğal olarak bulunan ve tozlu ortamlarda oynayan çocukların tırnak içine dolan kurşuna bağlıyor. Kurşun zehirlenmesinin çocuklarda gelişim sorunlarına yolaçtığı biliniyor.


Rusya’daki Ural Çevresel Salgın Hastalıklar Bilimi Merkezi araştırmacıları, tırnak yiyen çocukların kurşun zehirlenmesi riski taşıdığını da belirtti. Araştırmacılar, riski, tozlu ortamlarda oynayan çocukların tırnak içlerine toplanan, toz ve toprakta doğal olarak bulunan kurşuna bağladı. Kurşun zehirlenmesinin, çocuklarda gelişim sorunlarına yol açtığı biliniyor. Daha önceki araştırmalar, kurşunun sinir sistemini de etkileyebildiğini ortaya koymuştu. Ural bölgesindeki kentlerde yaşayan çocuklar üzerinde araştırma yapan bilim adamları, çocukların üçte ikisine yakınında kurşun seviyesinin yüksek olduğunu gözledi.


Bilim adamları, kurşun değerlerinin yüksek olmasında, çocukların evlerinin işlek yollara yakınlığı, toprak, kar ya da boya yeme alışkanlıklarının yanı sıra tırnak yeme alışkanlığının da önemli etken olduğunu saptadı.

GuReL
14-03-07, 07:45
TUVALET EĞİTİMİ


Amerikan bilim adamları, tuvalet eğitimine erken başlanmasının, tuvalet alışkanlığının kazanılma zamanını öne çekmediğini belirttiler.


Pediatrics dergisinde yayımlanan habere göre, Pennsylvania eyaletindeki Philadelphia Çocuk Kliniği’nde görevli bilim adamları, tuvalet eğitimini 27 aylıktan önce alan çocukların tuvalet alışkanlığını, bu yaştan sonra tuvalet eğitimine başlanan çocuklardan daha erken kazanmadığını ortaya çıkardılar.


Tuvalet eğitimine erken başlamanın hem çocuk, hem de ebeveynler için stresli olabileceğine dikkat çeken araştırma başkanı Nathan Blum, kızların tuvalet alışkanlığını genelde erkeklerden daha erken kazandığını kaydetti. Buna göre, kızlar ortalama 3 yaşında, erkeklerse kızlardan 3 ay sonra tuvalet alışkanlığını kazanıyor.


Araştırma çerçevesinde 400 çocuğun verilerini incelediklerini söyleyen Blum, tuvalet eğitimine 27 aylıktan önce başlanan çocukların 10 ila 14,5 ay içinde, bu yaştan daha sonra eğitime başlanan çocuklarınsa 5 ila 9,5 ay içinde tuvalet alışkanlığı kazandığını ifade etti.


Bilim adamları, her çocuğun gelişiminin farklı olduğunu ve tuvalet alışkanlığının da buna göre değişkenlik gösterdiğini söylediler.

GuReL
14-03-07, 07:46
TUZLANAN BEBEKLER


Anadolu da bazı bölgelerde bebeklerin, büyüdüğünde terlerinin kokmaması için, doğduktan hemen sonra tuzlandığı bildirildi.


Karaman Karamanoğlu Mehmet Bey Doğum ve Çocuk Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr. İlker Özkan, Anadolu da yeni doğan bebeklerin tuzlanması konusunda yaygın bir inanış olduğunu, tuzlama yapılan bir çocuğun da büyüyünce terinin korkmayacağına inanıldığını söyledi.


Dr. Özkan, hastanede 100 anne üzerinde yapılan geriye dönük sorgulamada, sadece 35 bebeğin doğumdan sonra tuzlanmadığını, kalanların ilk yıkama suyuna çeşitli miktarlarda tuz konulduğunu ya da tuza yatırıldığını tespit ettiklerini söyledi.


Bazı ailelerin, bebeğin ilk yıkama suyuna 1-2 çay kaşığı tuz kattıklarını belirten İlker Özkan, İşi daha da ileri boyutlara götüren bazı aileler, bebeğin tüm vücudunu tuza batırıyor, hatta ağzına tuz veriyor dedi.


Tuzlanan bebeğin büyüyünce terinin kokmayacağı inancının bilimsellikten uzak olduğunu anlatan Özkan, şunları kaydetti: Ter bezi salgıları ergenlik çağında gelişmeye başladığı için tuzlamanın, ter kokusunun giderilmesi konusunda hiçbir yararı yoktur, üstelik bebeğin sağlığı açısından ciddi yan etkilere sahiptir.


Tuzlanan bebeklerde önemli boyutlarda su kaybı, kandaki tuz oranının yükselmesine bağlı havale geçirme, tansiyonun yükselmesine bağlı beyin kanaması, böbrek yetmezliği gibi ciddi sorunlar görülebilmektedir.


Göbeğe tuz dökülmesi sonucu kana mikrop karışması ve nadiren olsa da tetanos görülebilmektedir. Tuzlamanın bir diğer olumsuz sonucu ise deri üzerindeki kimyasal tahrişe bağlı cilt reaksiyonu ve pişiklerin oluşmasıdır.

GuReL
14-03-07, 07:47
TV BEBEKLERİN ZEKA DÜZEYİNİ ARTTIRIYOR MU?


İngiltere’de yapılan bir araştırma, 8 ila 26 aylık bebeklerin televizyon yardımıyla daha iyi öğrendiğini gösterdi.





Londra’daki Royal Free Hastanesi’nde gerçekleştirilen bir çalışmada, televizyonun, iki yaşına kadar olan bebeklerin bilgi gelişimini olumlu yönde etkilediği anlaşıldı. Ben Lloyd ve Kantini Brodie adlı iki pediatri uzmanının “Her anne-babanın kendi evlerinde gerçekleştirebileceği bir inceleme” olarak değerlendirdiği çalışması, British Medical Journal’da yayımlandı.





Lloyd ve Kantini, araştırmalarına, ekranın yaşamın ilk aylarından itibaren eğitimsel bir araç olarak katkısı bulunduğu fikrinden yola çıkarak başladı. Uzmanlar, televizyonun dilsel bozukluklara ve öğrenme güçlüğüne faydası olabileceğini düşünüyorlardı.





Çalışmaya, 8 ila 26 aylık toplam 797 bebeğin ebeveynleri katıldı. Yeni doğmuş bebeklerin yüzde 96’sının ekranda gördükleri köpek, kedi ve bebekleri tanıdığı, onları taklit ettikleri gözlendi. Down sendromlu bebeklerin yüzde 20’si, aynı imajları tanıyabildi.





Böylelikle, televizyonun aynı zamanda çocuğun zeka düzeyini belirleyici bir gösterge olma ihtimali de gündeme geldi. İki yaşına geldiği halde ekrandaki figürlere tepki vermeyen çocuklarda bir bozukluk olabileceğine işaret eden uzmanlar, 18-24 aylık olduğu halde konuşma zorluğu çekilmesinin anormallik belirtisi olmadığını da ekledi. Bebeklerin zihinsel durumlarını ölçme ve değerlendirmede etkin bir araç bulunmadığına dikkat çekilirken, televizyonun önemi vurgulandı.





Uzmanlar, görme bozukluğu olmadığı halde bu testte başarı sağlayamayan bebeklerde üç temel bozukluk olabileceğini açıklıyor. Bu durumun öğrenme zorluğu, dilsel bozukluk veya otizmden ileri gelebileceğini söyleyen pediatristler, ebeveynleri dikkatli olmaya çağırıyor.

GuReL
14-03-07, 07:48
TÜRK ÇOCUKLARI ŞİŞMANLIYOR


Son yıllarda Türkiye’de “orta-alt sınıf Amerikan yaşam tarzının” yaygınlaştığı vurgulandı. Artan Amerikan tarzı yaşamın sonucunda çocukluk çağı obeziteleri ile daha sık karşılaştıklarını belirten İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ, “şimdiye kadar görmediğimiz kolesterol ve yüksek tansiyon değerlerine rastlıyoruz” dedi.


Çocukların su yerine kola tükettiklerini ve güne neredeyse hamburger yiyerek başladıklarına dikkati çeken İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Diyabet Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ, bu yaşam tarzının tip 2 diyabetin erken yaşlarda ortaya çıkmasına neden olduğunu anlattı.


Prof. Dr. Karşıdağ, şunları söyledi: “Özellikle büyük şehirlerde çocukların okula servisle gidip gelmesi, hamburger, pizza, kola tarzı gıdalarla beslenmenin yaygınlaşması, çocukların yaşamlarının büyük çoğunluğunu evde bilgisayar başında cips benzeri gıdaları tüketerek geçirmesi, kapalı yaşam koşullarında hareketliliği artan kimi çocukların ‘Hiperaktivite Sendromu’ tanısıyla tedavi edilmesi, gelişebilecek obezite sıklığı açısından kaygı verici düşünceler doğurmaktadır.”


Çocuklarının sağlığını düşünen ailelerin, yaşam tarzlarını değiştirmeleri gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Karşıdağ, çocukların sabah kahvaltısını yaparak evden çıkmasının önemine işaret etti.


Özellikle sebze yemeklerinin yapılmasını tavsiye eden Prof. Dr. Karşıdağ, öğün öncesinde kraker, cips gibi şeylerin yenmemesini önerdi.


Prof. Dr. Karşıdağ, ailelere, çocuklarını hafta sonlarında yeşil alanlara götürerek hareket etmelerini sağlamaları tavsiyesinde bulundu.


HİPERAKTİF ÇOCUKLAR


Hiperaktif çocuklara son yıllarda daha çok rastlandığına dikkati çeken Prof. Dr. Karşıdağ, uzmanlar arasında hiperaktivitenin önceki yıllarda bu kadar sık görülüp görülmediğinin de tartışılmaya başlandığını söyledi.


Hareketliliğin çocuklar için bir şans olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karşıdağ, şöyle devam etti: “Hiperaktif çocukların hareketsiz bir kenara oturtulan çocuklar haline getirilmesini metabolik olarak doğru bulmuyorum. Bu çocukların hareketleri çok da fazla kısıtlanmamalı, biraz hareketli olarak kendi hallerine bırakılmalılar. Oysa ki biz bu çocukları çeşitli sakinleştiricilerle tedavi etmeye çalışıyoruz. Böylece obezite riskleri de artıyor.”

GuReL
14-03-07, 07:49
UYKU PROBLEMLERI (BEBEK)


Uyku problemleri bebeklikte ve hatta ilk çocukluk döneminde sık sık ortaya çıkar. Bu problem, bebeklerini yatağında ağlamaya bırakmanın yanlış olduğunu düşünen anne ve babalar tarafından daha da artırılır. Bebeğiniz gecenin ortasında yatağında ağlamaya başlıyor, hemen içeri koşuyorsunuz, bebeğinizi kucağınıza alıyorsunuz, ona biberonunu veriyorsunuz ya da onunla bir süre oynuyorsunuz. Bunlar huy edinmek için yeterlidir. Bebek, gece uyandığında sizin derhal yanına koşacağınızı, onu avutacağınızı ve eğlendireceğinizi artık öğrenmiştir.

Uyku problemlerinin meydana gelmesini önlemek, mevcut bir problemi ortadan kaldırmaktan daha kolaydır. Erken bebeklik dönemi, gecenin uyku ile geçirilmesi gereken bir zaman dilimi olduğunu bebeğinize öğretmeniz için en uygun zamandır. Şunları uygulayabilirsiniz:

Bebeğiniz iki aylık iken onu yatak odanızdan çıkarın ve kendi odasında yatırmaya başlayın. 2 aylık iken, gece yarısında emzirmekten yavaş yavaş vazgeçin. Bebeğinizi bu saatte beslemek için uykudan uyandırmayın. Eğer bebek uyanmışsa onu 5 dakika kadar ağlamaya bırakın: bebek emzirilmeden uykuya dala-bilir.

Eğer bu işe yaramazsa bebeğinize gündüz ki emzirme imkanından biraz daha az ve her zamankinden daha kısa süre için mama verin. Emzirmeden önce. bebeğinizi birkaç dakika kucağınıza alın ve bunun yeterli olup olmayacağına bakın.

4 Aylık bir bebek gecenin saat 2 sinde beslenmeye gereksinim duymaz. Bu çağda bebekler gecenin bu saatinde emzirilmek istemeye devam ederlerse, yakın bir zamanda bunu adet edinebilirler. Bu öğünü 4 aylık oluncaya kadar ortadan kaldırmazsanız, daha sonra ortadan kaldırmanız gittikçe zorlayacaktır.

Eğer bebeğiniz ağlarsa yanına gidin, onu kucağınıza almak yerine bir süre sırtını sıvazlayın ve konuşarak susturmaya çalışın. Ona, o saatte olması gereken yerin sizin kucağınız değil, kendi yatağı olduğunu anlatmalısınız.

6 aylık bebek ayrılıklardan endişe duymaya başlar. Bebeğinizin yanında, battaniye ya da doldurulmuş bir oyuncak hayvan bırakmak suretiyle geceleri onunla avunmasını sağlayabilirsiniz. Bebek odasının kapısını açık bırakmak da çocuğunuzu da rahatlatacaktır. Ancak gündüz vakti ona daha fazla sevgi göstermelisiniz. Odasına bir gece lambası koymak da faydalıdır.

Bebeğiniz 12 aylık olduğunda, artık sürekli bir yatma saati edinmiş olmalıdır. Eğer bebeğinizin korkun rüyalar görme ya da yatma esnasında korku duyması adeti varsa, yatağın başucuna birkaç dakika oturun ve onu rahatlatmaya çalışın.

GuReL
14-03-07, 07:50
UYKU SORUNLARI (COCUK)


Uyku saatinde kontrolsüz şekilde ağlama, geceleri sık sık uykudan uyanma ve yataktan çıkma ve anne babanın yatağına girmek isteme, okul öncesi çağındaki çocuklarda sıkça rastlanan uyku problemlerindendir.

Eğer çocuğunuzun uyku sorunları varsa, yalnız değilsiniz. Bu anne ve babaların sıklıkla şikayetçi olduğu bir problemdir. Problemin geçici olup olmadığı veya arada bir meydana gelip gelmediği ya da aylardır sorun olduğuna bakılmaksızın, geceleri uyanan ve anne babalarını da uyandıran çocuklar, huysuz bir çocuk probleminin yanı sıra, anne ve babalarının da yorgun bir gece geçirmesine neden olurlar. Çocuğun kaç yaşında olduğuna bağlı olarak nedenler çok çeşitlidir.

Eğer çocuğunuz 12 ila 24 aylık ise ve sürekli gece uykusu problemleri varsa, onun bu problemlerine siz de katkıda bulunuyor olabilirsiniz. 4 aylıktan daha büyük çoğu bebekler, geceleri birkaç kez uyanırlar ve sonra kendiliğinden tekrar uykuya dalarlar. Bununla beraber, eğer bebek geceleri her uyanışında ve ağlayışında anne ve babasının odasına koşacağını öğrenmişse. ister istemez tekrar uykuya dalmak için anne ve babasına gereksinim duyacaktır. Aslında çocuk geceleri ağlayarak bir çeşit terbiye kazanmaktadır.

Çocuğunuzun uyku alışkanlıkları kazanmasında kaçınmanız gereken noktalar şunlardır:

Çocuğu uyutmak için avutmak ya da biberon gibi bir şey vermek, onunla aynı odada uyumak, uyuması için kucakta sallamak, gece yarısı onunla oyunlar oynamak, gündüzleri çocuğun toplam 3 saatten fazla uyumasına izin vermek. geceleri bezini değiştirmek.

Daha sonra, gece kendi yatağına gitmek istemeyen veya gece yarısı uykudan uyanan çocuklar için aşağıdakileri deneyin. Her ne kadar bu yaklaşımınız sizi bir süre uykusuz bırakırsa da. sonunda 1. Çocuğunuzu yatağına uyanık olarak yatırın. Ona iyi geceler deyin ve ısrarlarına rağmen odayı terk edin.

2. Bebeğiniz ağlamaya başlayınca hemen odasına koşmayın. çocuğu kontrol etmeden önce 15-20 dakika bekleyin. Daha sonra, odada bir dakikadan daha az bir süre kalın. Işığı açmayın ve çocuğu kucağınıza almayın; basit bir şekilde, her şeyin yolunda olduğu ve o anın uyuma saati olduğunu ona söyleyin.

Bebeğiniz ilk gece belki bir saat süreyle ağlayacaktır, ancak bu yöntem kullanılmaya devam ettiğinde ağlama süresi genellikle her gece biraz daha azalacaktır. Bazı çocuklar geceleri ağlamayı huy edinmemişlerdir, korktukları için yataklarına dönmeyi reddederler; ya da geceleri korkuyla uyanırlar.

Eğer bebeğinizin ağlaması basit bir ağlamadan çok korkulu bir feryat halinde ise, derhal bebeğinizin yanına koşmanız gerekir. Sizin yüzünüzü görmek. bebeğinizi rahatlatacaktır. Böyle bir durumda, bebeğinizi sakinleştirdikten sonra da yatağının başucunda bir süre oturmanız gerekir Bu esnada onunla oyun oynama-malı ya da konuşmamalısınız. Bebeğinizin bu anı sanki bir oyun zamanı gibi algılamasına izin vermeyin.

Daha büyük okul öncesi çağı çocukları ayrıca çoğunlukla uykularını bölen kabus ya da korkulu rüyalar görürler. Bu durumda da çocuğunuzu sakinleştirin. Onunla oynaşmayın, sabırsız davranmayın ya da onunla korktuğu şeyi tartışmayın. Odasının kapısını açık bırakmak veya bir gece lambası kullanmak yararlı olabilir.

Eğer çocuğunuz gece sizin yatağınıza girmek istiyorsa, yumuşak, fakat kararlı bir şekilde onu kendi yatağına götürün. Böyle bir yaklaşım uzun dönemde hem çocuk, hem de anne baba için en yararlı olan terbiye şeklidir.

GuReL
14-03-07, 07:50
UYKU SORUNLARI (YENIDOGAN)


Yeni doğan bebekler, normal olarak genellikle daha uzun bir zamanı uykuda geçirirler. 1 haftalık bebeğiniz günün yaklaşık %80 ini, kısa aralıklarla yedi sekiz kez olmak üzere, uyuyarak geçirir. Bebeğiniz 1 aylık olduğunda uyku zamanlan günde üç ile dört kestirmeye ve 5-6 saatlik kesintisiz bir gece uykusuna dönüşerek azalabilir.

Yeni doğan bebeğin yalnızca toplam uyku süresi sizinkinden uzun olmakla kalmaz, uyku türü de farklıdır. Yeni doğanlar, hafif bir uykuya sahiptirler ve uzun süreli deliksiz uyuma yerine kısa sürelerle uyurlar.

Bebeklerin uyurken kaydedilen beyin dalgalan üzerinde yapılan araştırmalar, yeni doğan bir bebeğin uyku süresinin en az yansını huzursuz bir uykuyla geçirdiğini ortaya çıkarmıştır. Bebek 8 aylık olduktan sonra derin uykuda geçen süre artmakta, huzursuz uyku süresi azalmaktadır.

Çoğu uyku sorunları, doğumu izleyen ilk dönemden sonra ortaya çıkar. Ancak, aşağıdaki sorunlar, yaşamın ilk birinci ayı içinde gelişebilir.

"Yatma zamanı geldiğinde huysuzlaşma" ortaya çıkabilir. Bazı bebekler gündüzleri iyi uyurlar ve tüm gece boyunca uyanık kalmayı isterler. Niçin bazı bebeklerin geceleri daha o huysuz olduğu asla tam olarak anlaşılamamaktadır, ancak bunun bir nedeni karın ağrısı olabilir.

Bebeğinizi geceleri uyutabilmek için birçok yol deneyebilirsiniz. Bir emzik işe yarayabilir. Bebeği yeterince geniş bir battaniye ile sarmayı deneyin. Bazı bebekler çocuk karyolası yerine bir beşik ya da sepet içinde yatmaktan daha çok hoşlanırlar. Bebek arabası ya da otomobil ile yapılacak bir gezinti, bazı bebekleri yatma saatine hazırlayan en iyi yardımcı olabilmektedir (ancak bazı bebekler onları arabadan çıkardığınız anda uyanırlar). Bebeğin yatağına konacak sıcak su dolu bir şişe de yararlı olabilir (şişenin aşırı derecede sıcak olmadığını anlamak için önce bileğinizle kontrol etmelisiniz).

Uykuya dalmada güçlük çekme", çok fazla uyarılmış olmaktan kaynaklanıyor olabilir. Bazı bebekler, kendileri için garip gelen bir yerde ya da yabancılarla çevrilmiş bir ortamda normal süreden daha uzun süre uyanık kalmışlarsa gerginleşirler ve huysuzlaşırlar. Sonuçta uykuya daima güçlüğü ortaya çıkabilir. Bazı bebekler uykuya dalmak için yalnızca ağlamaya gereksinme duyabilirler. Acemi ana babalar bunu genellikle uzun bir sürede ve güçlükle öğrenirler. Bebeği ağlar durumda yatağına koymak yerine gezdirmeye, sallamaya veya beslemeye çalışırlar ki, bu bebeğin genellikle daha çok ağlamasından başka bir işe yaramaz. Ağlayan bebeğiniz normalden daha uzun bir süre uyanık kalmışsa, memesini emmiş ya da mamasını yemişse ve altı da temizse, uyumak istediğini düşünmelisiniz. Ağlayan bir bebeğin yatağına bırakılması yanlış değildir. Başlangıçta bebeğin ağlaması çoğalabilir, ancak genellikle birkaç dakika sonra yavaş yavaş azalarak sonunda tamamen kesilir. Ne olursa olsun bebeğe uyumak için bir şans vermelisiniz. 15 ile 20 dakika gibi bir süre sonra bebek yine de şiddetle ağlamayı sürdürüyorsa onu yatağından alın.

"Kronik uyumama direnci", doğumu hemen izleyen dönemdeki olaylardan kaynaklanıyor olabilir, ancak genellikle bebek 2 veya 3 aylık oluncaya kadar kendini göstermemektedir.

Bu sorunun geliştiği bebekler, genellikle geçmişlerinde karın ağrısı sorunları yaşamışlardır. Ağrı nöbetleri nedeniyle anne veya baba tarafından kucağa alınarak veya sallanarak ortalama bir bebekten daha uzun süre "uyanık kalmışlardır. Bir gün ana baba, karın ağrısının yatıştığını, ama bebeğin yine de geceleri ana babasının ilgisini beklediğini fark ederler. Sonuçta ana baba ile çocuk arasında gece savaşları başlar.

Ana babanın, ne olduğunu fark etmesinden sonra yapabileceği tek şey, çocuğu makul bir süre yatağına bırakmaktır. Bebeğin tepki göstermesini bekleyin. Bu tepki önce yüksek bir sesle gelecektir. 20 ile 30 dakikalık bir ağlama süresinden sonra çoğu bebek mücadeleyi bırakır ve uykuya dalar. Bazen bir bebeğin uyumayı seve seve kabul etmesi için bu senaryonun geceler boyu yinelenmesi gerekebilir.

Bazı uzmanlar,bebek odasına girmeden önce bekleyeceğiniz sürenin sınırını kesin olarak belirlemenizi (diyelim 15 veya 20 dakika), bebeğe her şeyin yolunda olduğunu hissettirmenizi, sonra bebeği kucağınıza almadan tekrar yattığı yerde bırakmanızı ve ertesi gece bebeğin yanına 5 dakika daha geç girmenizi salık vermekteler.

GuReL
14-03-07, 07:51
YENIDOGAN (HAYATIN ILK AYI)


Bir bebeğin doğuşu kadar heyecan verici çok az şey vardır. Doğumla birlikte, 9 ay süren uzun bekleyiş sona erer ve "Bebeğim kız mı olacak, erkek mi? Kime benzeyecek? Normal bir bebek olacak mı? onu sevecek miyim?" sorularının tümü birden yanıtını bulmuş olur.

Bebeğin anne ve babası, yeni doğmuş bir bebekleri olduğunu bilmenin sevincini yaşıyor olmalarına karşın, doğumdan sonra kendilerini ilk defa biraz bunalmış hissederler; çünkü, daha dün yalnızca bir çift iken, bugün bir aile olmuşlardır. Bebeğin, anne ve babasınınkilerden daha önce karşılanması gereken birçok gereksinimleri vardır ve yeni doğmuş bir bebeğin her şeyi anne ve babasına bağıdır. Sorumluluk başlangıçta korku verici görünebilir ve hiçbir şeyi doğru olarak yapmadığınızı zannedebilirsiniz.

Yeni lohusalık dönemi (bebeğin ilk ayı) en deneyimli anne babalar için bile çok çetin bir sınav olabilir; çünkü her bebek birbirinden farklıdır. Daha önce belki hepsi de başlangıçtan itibaren bakımı sorun çıkarmayan; uslu, acık-madıkça, altını ıslatmadıkça, yorulmadıkça ve günün belli bir kesiminde uykusuz kalmadıkça hiç ağlamayan üç ayrı bebek dünyaya getirmiş olabilirsiniz. Ardından bir dördüncü çocuk gelir. Bu bebek ötekilerin aksine emzirme esnasında huysuzluk edebilir, hiçbir belirgin sebep yokken her gece en az üç saat ağlayabilir ve 1 ya da 2 saatten fazla gündüz uykusu uyumaz.

Artık sabrınız taşmak üzeredir. Gizliden gizliye bebeğinizin herhangi bir rahatsızlığı olup olmadığını düşünmeye başlarsınız. Oysa çoğu-nukla yanlış olan hiçbir şey yoktur. Bebeğin ilk ayı aslında onun yaşamıyla yakından ilgilenen herkes için bir alışma dönemidir.

Anne ve babalar için bu alışma dönemi eşit değerde zordur. Baba, eşinin ilgisini kendisinden çalan yeni doğmuş bebeğe karşı kıskançlık hissedebilir. Uykusuzluktan bitkin hale gelen ve yeni doğum yapmış olma sıkıntısını henüz üzerinden atmakta olanyeni annenin düşünceleri ise daha farklıdır. Yeni annenin kafasında "Bebeğime bakabilecek miyim? Bebeğe olan sevgimden neden bunalmıyorum? Şu fazla kilolardan kurtulabilecek miyim? Kocam beni eskisi gibi çekici bulacak mı, yoksa onun için artık sadece çocuğunun annesi mi olacağım?" sorulan dolaşmaktadır, çoğu kocaların bebekle birlikte annesini de ağlarken görmeleri ender rastlanan bir manzara değildir.

O halde, bebeğinizin ilk ayını nasıl rahatça atlatabilirsiniz? Çocuk bakımında uzman olan doktorların bu konudaki önerilerinin bazıları şunlardır: Her şeyden önce sakin olun! Bebeğin uyuduğu saatlerde anne de uyumalıdır. Bırakın ortalık biraz tozlansın! Harika yemekler pişirmeye bir süre için ara verin. Ve bebeğinizi görmeye gelen her misafiri alabildiğine ağırlamaya da kendinizi zorunlu hissetmeyin, siz ve bebeğiniz birlikte olmaya alıştığınızda hayatın daha kolaylaştığını farkedeceksiniz.

Her ne kadar yeni doğan bebeklerin çoğu (tamamı değil) günün önemli bir bölümünü uyuyarak geçirir ve çok kısa bir süre için uyanırlarsa da, bu kısa fakat önemli süre esnasında bebeğinizin ne kadar sosyal bir yaratık olduğunu keşfedeceksiniz. Bebeğinizle aranızda yakın bir ilişki oluşturmak için kucaklama, sarılma, onunla oynayarak cilveleşme ve gözgöze gelme çok önemlidir.

Bebeğinizi hafife almayın sakini çünkü henüz sadece bir aylık olan bir bebek bile ailesini tanır ve seslerini, özellikle anne ve babasının sesini ayırdedebilir.

Bir bebeğin yetenekleri sınırlıdır, fakat hiç de düşündüğünüz kadar az değildir. Bebeğiniz temel duyuların tümüne birden sahip olarak doğmuştur; görebilir, işitebilir, koku alabilir ve ağlamak yoluyla iletişim kurabilir. Ayrıca, güçlü refleksleri sayesinde bir dereceye kadar kendisini korumayı da becerebilir.

Doğumdan birkaç gün sonra ağız refleksi, bebeğin soluk alıp vermesini kolaylaştırmak için, bebeğin soluk yolu mukozasını temizleye-bilmesini olası kılar.

Güçlü kapanma refleksi sayesinde gözleri parlak ışığa karşı korunabilrnektedir. Bebeğin yalnızca bir tarafı üşüse bile vücudunun tamamı renk değiştirir ve vücut ısısı düşer, bebeğiniz soğuğun etkisini azaltmak için kol ve bacaklarını gövdesine doğru çeker ve ısı üretebilmek için titremeye başlar.

Yeni doğmuş bebeğinizi acı hissinden, her iki eli ve ayaklarını geri çekmek ve acı kaynağından öteye çekilmek vasıtasıyla kaçınabilir. Bebeğiniz ayrıca, eğer başına ya da yüzüne battaniye ya da başka birşey konmuşsa, kendisini boğulmaktan da kurtulabilir. Bunun için bebek önce bu nesneyi ağzına alır ve başını her iki yana çılgınca sallamak suretiyle üzerinden atmaya çalışır. Bunu başaramazsa, her iki eliyle yüzünü tırmalamak yoluyla bu nesneden kurtulmaya çalışır.

Çoğu yeni anne babanın kafasında bebeklerinin ilk ayına ilişkin birçok soru vardır. Bu konuda doktorunuz sizin için en sağlam bilgi kaynağıdır. Doktorunuzu "rahatsız ede*ceğiniz" düşüncesiyle biraz isteksiz aramanıza karşın, doktorların çoğu telefonla sorularınızı cevaplandırmaya alışıktırlar. Çoğu kimse için çocuk uzmanı hekimler ya da deneyimli hemşireler de yardımcı olabilmektedir. Herhangi bir tered-dütünüz olduğunda çekinmeden yardımlarını isteyebilirsiniz.

Bebeğinizin hasta olabileceğinden şüphelendiğinizde derhal doktorunuzu aramalısınız. Bebeğiniz yaşamının ilk ayında özellikle çok hassastır ve kolayca zarar görebilir. 3 aylık bir bebek için önemsiz sayılabilecek bir ateş ya da öksürük, üç haftalık bir bebeğin hastaneye yatmasını gerektirecek yeterli neden olabilir.

GuReL
14-03-07, 07:52
YENIDOGAN BEBEKTE ILAC EKSIKLIGI


Hamileliği esnasında sık sık ilaç almış bir annenin yeni doğmuş bebeği doğumdan sonra ilaç eksikliği semptomu denilen bir tepki içine girer. Bebekte bu semptoma neden olan maddeler/ilaçlar arasında şunlar sayılabilir:
narkotikler (eroin, morfin, metadon), barbitüratlar (özellikle fenobarbütal), analjezikler (reçeteyle verilen ağrı kesici ilaçlar), trankilizanlar ve yatıştırıcılar, alkol, amfitaminler ve pensiklidin (PCP).

Annesi madde/ilaç bağımlısı olmuş yeni doğmuş bebek, doğumdan 72 saat sonra uyuşturucu eksikliğini, bırakma belirtileri ile belli edecektir. Bu belirtiler arasında huzursuzluk, aşırı aktivite, uyku ve beslenme bozuklukları, ishal, kusma, konvülsiyon (kasların istemsiz kasılması), tiz ağlama ve artmış solunum derinliği ve oranı.

Eğer anne barbitüratlara bağımlı olmuş ise bebekte eksiklik semptomları doğumdan 7 ila 10 gün sonrasına kadar ortaya çıkmayacaktır. Belirtiler arasında huzursuzluk ve huysuzluk sayılabilir.

Doğumdan sonra, uyuşturucu eksikliği sendromunun tedavi edilmesi gerekebilir. Bebek aynı zamanda daha ana rahmindeyken büyüme gecikmesi ve prematürelik problemlerine karşı artan bir risk altındadır.

Bebek ayrıca soluma güçlüğü ya da solunum zayıflığına karşı oksijen verilmesine de gereksinim duyabilir. Eğer eksiklik semptomları hafif ise yalnızca sessiz, rahat bir ortam sağlamak, kundaklamak, yumuşak bir şekilde ilgilenmek ve sık sık beslemek suretiyle tedavi yoluna da gidilebilir.

Eğer semptomlar ağır ise uyuşturucu tedavisi (özellikle fenobarbütal, klorpromazin, paregorik ya da diapazem içerenler) gerekebilir. Semptomları ortadan kaldırabilecek en küçük dozlar verilir. Yeni doğan bebeğin uzunca bir süre hiçbir şikâyeti olmadıkça ve semptomlar ortadan kalktığında doktor, çocuk artık hiç ilaca gereksinim duymayacak duruma gelene kadar dozları düşürür.

Uyuşturucu eksikliği sendromundan muzdarip yeni doğmuş bebeklerde solunum güçlüğü sendromundan ve ani bebek ölümü sendromundan daha çok kuşkulanıldığından, bu tip bebekler dikkatle takip edilmelidir. Eksiklik sendromu nadiren öldürücü olabilir; fakat çocuğun sağlığı ve gelişmesi yönünden uzun süreli etkileri olabilir.

GuReL
14-03-07, 07:53
YENIDOGAN TESTLERI


Bebeğin doğumundan sonraki ilk hafta içinde teşhis edimek koşuluyla çeşitli maddelerin metabolizmadaki nadir fakat ciddi orandaki eksikliklerinin yeterli düzeyde tedavi edilebilmesi mümkündür. Bununla beraber, eğer tedavi edilmeden bırakılırsa bu bozukluklar, zihinsel ağırlık, bodurluğa yol açan yavaş fiziksel gelişme ve katarakt gibi çeşitli harabiyet problemlerine neden olabilmektedir. Çoğu devetlerde yeni doğmuş bebeklerin bu noksanlıklara karşı uygun olan şekilde tedavi edilmesi ve normal bir yasam şansını yakalayabilmesi için çeşitli testlere tabi tutulması zorunlu hale getirilmiştir.

Bebeğinizin doktoru ya da hastanede bebeğinizi dünyaya getiren hemşireler sizin bebeğiniz için hangi bozukluklarda hangi testin uygulanması gerektiği konusunda sizi aydınlatacaktır. Aşağıda yeni doğmuş bebeğinizde uygulanabilecek üç metabolik test hakkında açıklamalar verilmiştir.

Phenylketonuria

Phenylketonuria (PKU, ya da fenilketonuri), doğuştan gelen bir enzim eksikliğidir; normal metabolizmayı altüst eder ve beyinde harabiyete neden olur. Bu kalıtımsal eksikliğe beyaz ırktan olan bebeklerde nadir rastlanmakta, siyah ırktan olan bebeklerde ise çok daha az oranda rastlanmaktadır.

PKU ile doğan bebekler doğum esnasında normaldirler. Bu bebekler çoğunlukla kardeşlerinden daha sarışındırlar ve açıkt renk bir cilt rengine ve mavi gözlere sahiptirler.

Teşhis edilmeyen ya da tedavi edilmeden gönderilen bebekler tipik, şekilde zihinsel bozulma geliştirirler. Genellikle PKU lu bir bebek doğum esnasında normal bir zeka düzeyine sahipken, ilk yaş gününe eriştiğinde bu zeka oranı 50 IQ oranında eksilir. Bu çocuklarda zeka geriliği o kadar ciddidir ki, bu tip çocukların bir kurumda bakılması çoğunlukla bir zorunluluk haline gelir.

Bugün birçok devlet bu tür bir sonuçla karşılaşmamak için tüm bebeklerin PKU testinden geçirilmesini zorunlu kılmıştır. Test çok basittir ve bebeğin yalnızca birkaç damla kanına gereksinim vardır. Her ne kadar PKU, bebek doğduktan 4 saat sonra gibi erken bir dönemde aranabilirse de, testin doğruluğu bebeğin bir şeyler yemiş ve yeterli miktarda protein almasına bağlı olduğundan, çoğunlukla doğumdan üç gün sonra yapılır, özellikle anne sütüyle beslenen bebekler anne sütü gelene kadar, yani doğumdan üç ya da dört gün sonrasına kadar genellikle fazla protein alamazlar. Bu yüzden, eğer bebeğinizi anne sütüyle besliyorsanız, bebeği, hastaneden ayrıldıktan birkaç gün sonra kısa bir test için tekrar hastaneye götürmeniz gerekmektedir.

Bebeğinizde PKU enzimine rastlanması halinde size özel bir diyet tavsiye edilecektir. Eğer normal olmayan bu durum zamanında tespit edilmiş ve düzeltilmiş ise, bebeğiniz normal olacaktır.

Galactosemia (Galaktosemi)

Bu da, galaktozun glikoza çevrilememesi dolayısıyla ortaya çıkan bir metobalizma bozukluğudur. Her 40.000 ya da 50.000 çocuktan birinde meydana gelen kalıtımsal bir bozukluktur. Çok ciddi bir hastalıktır ve tedavi edilmediği takdirde, normal doğmuş diğer bebeklerde rastlanmayan beyin hasarları ve katarakt oluşturabilir, karaciğer problemlerine neden olabilir.

Düzenli gelişme göstermeyen ya da spazm, uyuşukluk, sürekli sarılık, beslenme güçlükleri gibi bulgular veya kanında şeker azlığı kaydedilen yeni doğmuş bebekler, galaktosemi mevcut olup olmadığını belirlemek için kan yada üre testine tabi tutulmalıdırlar.

Tedavi, galaktoz içermeyen bir diyetten ibarettir. Teşhis erken yapıldığı sürece bebeğin normal bir yaşama ulaşabilme şansı yüksektir.

Hipotirodizm

Bu hastalık, tiroiö hormonu salgısının eksikliği dolayısıyla ortaya çıkan bir rahatsızlıktır.

Hipotirodizm kızlarda erkek çocuklara nazaran iki misli daha fazla rastlanmaktadır. 50 milyon bebeğin neonatal (doğum sonrası ilk 30 günlük) dönemlerini kapsayan ve tüm dünya çapında yapılan testler neticesinde, bu hastalığın her 4.000 çocuktan birinde meydana geldiği ortaya çıkarılmıştır. Bu denli yakın gözlemler yapılmadan önce bu hastalık çok az başlangıç belirtisine rastlandığı için çoğunlukla tanımlanamıyordu.

Hastalığın belirtileri, yaklaşık, kabız ve yavaş fiziksel gelişme şeklinde ortaya çıkar. Hastalıklı bebekler normal bebeklere nazaran daha çok uyurlar ve çok az ağlarlar. Belirtiler ilk birkaç aydan sonra daha belirgin hal almaya başlar.

Belirtilerin başlangıçta yok zannedilebilmesi ya da az olması, daha sonra da yavaş bir şekilde seyretmesi nedeniyle, doğuştan gelen hipertiroidizmi bertaraf edebilmek için tüm bebekler dikkatle gözlemlenmelidir.

Eğer tedavi edilmeden bırakılırsa, bu hastalığa sahip olan çocuklar genellikle zihinsel gerilik gösterirler ve kısa boylu olurlar. Tiroid hormonu ile tedavi, büyüme problemlerini ortadan kaldırmak için yeterlidir.

Uzmanlar, doğum esnasında yoğun bir gözlemin bu çocukların normal yaşam şansını yakalayabilmesi için çok önemli olduğu konusunda hemfikirdirler. Çalışmalar, yaşamlarının beşinci ayına kadar tedavi edilmeye başlanan çocukların IQ düzeylerinin ilk aşamada normal geliştiğini göstermektedir. Daha sonraki okul performansını belirlemek için başka incelemeler gerekmektedir.

GuReL
14-03-07, 07:54
YENIDOGANDA ASIRI AGLAMA


Bir bebek çeşitli nedenlerden dolayı ağlar. Yeni doğmuş bir bebek acıktığı zaman, altı ıslakken ya da yorgunken ağlayabilir. Bir bebek, gazı olduğu zaman veya dışkılamadan hemen önce de ağlayabilir. Ağlamanın sebebi bazen huzursuzluk da olabilir; ya da bebek sadece kucaklanmak istediği için de ağlayabilir. Bir başka ağlama nedeni de hastalık ya da bebeğin acı duyuyor olması olabilir. Kimi zaman bebekler ortada hiçbir sebep yokken de ağlayabilirler (en azından ortada ağlamasını gerektirecek hiçbir neden bulamadığını zamanlarda).

Ağlamak, bebeğiniin ilk iletişim kurma yoludur. Her ne kadar bebeğiniz ilerde daha başka iletişim kurma araçları geliştirecekse de, anne ve babasının ilgisini çekmek için bunlardan çok azı ağlamak kadar etkili olacaktır.

Yeni doğmuş bir bebek, ilk ayını dolduruncaya kadar, nasıl bir ağlama aşırı ağlama sayılır? Bu soruya cevap vermek pek kolay değildir; çünkü her bebek ötekinden ve bebeklerin her günü birbirinden farklıdır. Bütün bebekler ağlar; bazıları diğerlerinden daha çok ağlar.

Bazı günler bebeğiniz günde üç dört defa toplam 20 ila 30 dakika (özellikle beslenmeden, uykudan önce ve altını kirletirken) ağlayabilir. Bir başka gün ise avazı çıktığı kadar saatlerce ağlayabilir.

Çalışmalar, bebeklerin çevrelerindeki strese ağlamak yoluyla tepki gösterdiklerini ortaya koymuştur; durum ne kadar stres verici olursa, ağlama da o denli uzun ve yoğun olmaktadır. Dolayısıyla, eğer bebeğin anne ve babası kötü bir gün geçirmiş ise, bu durum bebeğe yansıyabilmektedir. Bununla beraber, evdeki hava sakin olduğu zamanlar bebeğin huysuzluğu da, bebeğin durumdan etkilenme oranına bağlı olarak azalmaktadır, ilk bebekler, belki de anne ve babası daha sonraki çocuklarına karşı daha yumuşamış olduklarından, muhtemelen daha uzun ağlarlar.

Yeni doğan bebeğin sinir ve sindirim sistemi dış dünyaya alışmayı öğrenmektedir. Bazı bebekler için, bu alışma son derece zor bir iştir. Eğer bebeğiniz daha çok öğleden sonraları ve akşamları ağlıyorsa, gaz yüzünden midesi şişmiş olabilir, kolik olabilir (yani mide ve barsak ağrısı olabilir.) Anne ve babalar çok az hastalık karşısında kendilerine kolik (karın ağrısı) esnasında olduğu kadar çaresiz hissederler.

Şimdi anlatacağımız manzara anne baba için hiç de yabancı gelmeyecektir. Bebeğiniz hastanede sessiz sedasızdır; fakat eve geldikten birkaç gün sonra saatlerce süren bir şekilde ağlamaya başlar. Bezini değiştirir, kucağınıza alırsınız, hatta emzirmek ya da biberon vermek istersiniz. Ancak bunların hiçbiri onu susturmaya yetmez. Bebeğiniz o kadar güçlü ağlar ki, ağlamaktan yüzü kıpkırmızı olur. Midesi şiş ve gergindir; ayaklarını karnı üzerine çekmiştir. Elleri ve ayakları soğuktur.

Bebeğinizin çok ciddi bir rahatsızlığı olduğunu sanip endişelenirsiniz ve hemen bebeğin doktorunu ararsınız.

Bu tür belirtileri olan bir bebek ciddi derecede hasta değildir. Bebeğin yalnızca karnı ağrıyordur ve bu hastalık aslında bebekten daha çok anne ve babaya eziyet veren bir rahatsızlıktır.

Kolik terimi, sıklıkla ortaya çıkan ve bebeğin barsaklarından kaynaklandığı sanılan karın ağrılarını tanımlamak için kullanılır. Bebek acı çeker ve tepki olarak da bitkin düşünceye kadar şiddetle ağlar. Karın ağrısının ciddiyeti ve sıklığı değişkendir. Bazı bebeklerin akşamları bağırarak saatlerce ağlayacakları önceden bilinir; kimi bebekler de gün içerisine yayılmış olarak daha kısa aralarla ağlarlar. Bazı bebekler gündüz vakti ağlar susar; gece iyi uyurlar, bir kısım bebekler de ağlamalarını gece yarısına saklarlar.

Karın ağrısı çeken bir bebek genellikle karnı doyurulduktan sonra ağlamaya başlar; bu, kolik olan bir bebeği karnı aç normal bir bebekten ayıran bir işarettir.

Karın ağrısına neden olan şeyin ne olduğunu söyleyebilmek zordur. Bazı bebekler diğerlerine nazaran karın ağrısına karşı daha hassastır. Karın ağrısı nöbetlerinin nedeni açlığın yanı sıra beslenirken yutulan ve barsaklara giden hava da olabilir. Bebeğini anne sütüyle besleyen annelerin yemiş olduğu şeyler, özellikle yüksek karbonhidrat içerikli besinler, bebeğin barsaklarında aşırı fermantasyona neden olabilir.

Karın ağrısından ya da başka bir nedenden kaynaklanan aşırı ağlama için ne yapmalıdır?

Öncelikle şu kabul edilmelidir ki, ne olacağı önceden bellidir. Bebeklerin büyük çoğunluğunda (hatta çok şiddetli karın ağrısı çekenlerde bile) bu ağlama krizleri üçüncü ayın sonuna doğru kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Bu büyülü zamana ulaşana kadar anne ve babalar çok çeşitli şeyler yaparlar (ne yazık ki hiçbiri de derde deva olmaz). Herşeyden önce, bebeğin karnının aç olup olmadığı belirlenmelidir. Bebeğinizin karnı aç mı? Eğer bebek karnı açken, iyi bir şekilde karnını doyurduktan sonraki 2 saatten daha az ağlıyorsa, ağlamanın sebebi muhtemelen aç olduğundan değildir. Bununla beraber, başka öğünlerde de bunu deneyebilirsiniz. Bazen sadece emzirme esnasında rahatlık verici bir şekilde tutmak bile yeni doğmuş bir bebek için yeterli olacaktır.

Bebeğin bezini değiştirin ya da bebeği kucağınıza alarak geğirtmeye çalışın. Bazı bebekler sallanmaktan, bazıları da şarkı ya da ninni söylenmesinden hoşlanır ve susarlar. Doktorlar anne ya da babasının kalbi üzerinde kucağa alınan bebeklerin daha az ağladıklarını söylemektedirler.

Eğer bebeğin karın ağrısı varsa, dikine tutmak yardımcı olabilir. Karnı ağrıyan çoğu bebekler karınları üzerine yatırıldıklarında rahatlarlar. Bebeği kucağınızda karnı üstü tutarak sırtına masaj yapınız.

Bazı bebeklerde ısıtılmış bir siye suyu karnı üzerine yerleştirmek de karın ağrısını geçirmek için yardımcı olabilir. Bununla beraber, bu yöntemi denemeye karar verdiyseniz, sıcak su dolu şişenin bebeği incitecek kadar sıcak olmamasına özen gösteriniz. Eğer su çok sıcaksa, bebek rahatsızlığını belli edecektir.

Bazen bebeği sallamak ya da dolaştırmak da yararlı olabilir. Bebeğinizi aşırı miktarda kucakta tutmaktan ona zarar geleceğini düşünerek korkmayınız. Böyle bir şey mümkün değidir. Eğer yararı olduğunu görüyorsanız, bebeğinizi kucağınıza almaktan çekinmeyiniz.

Karın ağrısı çeken bir bebeği yumuşak bir battaniyeye sarmak da kimi zaman çok yararlı olabilmektedir. Bebeğe yatıştırıcı vermek beşik gibi bir yere koymak, bebek arabasına yerleştirmek, araba ile kısa bir gezintiye çıkarmak gibi yöntemler de işe yarayabilir.

Karın ağrısı çoğunlukla bebek gaz çıkardığında ya da altını kirlettikten sonra geçer. Bazen rektuma bir rektal termometre sokmak yolu ile gaz çıkarmasına ya da dışkılamasına yardımcı olmak yolu ile bebeğin rahatlaması da sağlanabilir.

Eğer bebeğinizin karın ağrısı çok inatçı ise, bebeğinizin doktoru (eğer bebeğinizi biberonla besliyorsanız) herhangi bir gelişme olup olmadığını görmek için başka bir formül denemenizi salık verebilir.

Tüm bu gayretlerinize karşın bebeğiniz yi, ne de ağlamayı kesmiyorsa ne yapmalı? Eğer herhangi bir hastalık belirtisi yoksa bundan sonra yapılması gereken belki de ne olacağını beklemektir. Bazı bebekler bir süre ağlamadan uykuya dalamazlar. Tüm bu gösterilen yöntemleri deneyerek bebeği susturamazsanız, bebeğin 20 dakika kadar beşiğinde ya da karyolasında ağlamasından korkmayınız.

GuReL
14-03-07, 07:55
YENIDOGANDA BESLENME SORUNLARI


Doğumdan hemen sonraki dönem, bebeğin beslenmesine ilişkin sorunlarla dolu geçebilir. Belki de bebeğiniz meme veya biberonu istemeyerek ya da sizin almasını istediğiniz kadar besini almayacaktır. Belki de bir beslenme seansının ortasında uyuyakalacak ve daha sonra uyanıp ağlayarak beslenmek isteyecektir. Bazı bebekler de kilo alma güçlüğü çekerler.

Belirgin bir beslenme sorunuyla karşılaşıldığında atılacak önemli bir adım, yeni ana baba için kendini rahatlatmak olacaktır. Bebeğiniz bir ya da iki günü emmeden geçirirse açlıktan ölmez. Bebeğinizi hastaneden eve getirdiğinizde pediyatristiniz ya da aile doktorunuz bir vitamin tamamlayıcısı yazacaktır, bunu çocuğunuzu biberonla beslemeyi düşünüyorsanız özellikle yapacaktır. Bu vitamin günde bir kez verilen damlalar şeklinde olacaktır. Damlalar florürle birlikte C ve D gibi vitaminler içerir, bu maddeler anne sütünde az miktarda bulunur. Böylece, bebek az bile beslense bazı önemli besleyicileri yine de almaya devam edebilir.

Bazı yaygın beslenme sorunları aşağıda anlatılmaktadır.

"Yeterli besin almıyor gibi görünen bebek", gerçekte, bol miktarda besin alıyordun 2 haftalık ortalama bir bebek, her beslenmede 55 ile 85 gram kadar gıda alır; 3 ile 4 haftalık olduğunda bebek bu miktarı genellikle 110 ile 140 grama çıkarmış olur.

Bebeğinizin her gün aynı saatte her beslenmede aynı miktarı alrhasım beklemeyin. Bebekler de herkes gibidir, bazı günler, diğer günlerdekinden daha aç olurlar. Ne kadar yiyecegi konusunda bebeğinize güvenin. Bebeğinizi beslenmeye zorlamayın, aksi takdirde ileride beslenme sorunları ortaya çıkabilir.

"Beslenme sırasında uykuya dalan ve bir sonraki normal beslenme saatinden önce ağlayarak uyanan bebek" acıkmış ya da yalnızca geğirtilmek istiyor olabilir!

Bebeğin aldığı miktar normal miktardan yalnızca biraz daha azsa sorun olasılıkla acıkma değil, karındaki bir düzensizliktir. Çoğu pediyatristler, bebeği beslemeden tekrar yutmaya çalışmayı salık vermektedirler. Bunu yapamıyorsanız ancak o zaman meme ya da biberona yeniden başvurun.

"Yetersiz beslenmiş olan bebek", huzursuz. çok ağlayan, muhtemelen kabızlık çeken ve uyuyamayan ve kilo kazanamayan neşesiz bir bebektir. Bu bebek, biberonu veya memeyi boşalttığı halde yeterince doyamıyordur.

Sorun yalnızca günlük beslenme sayısının artırılması, bebeğin her çekişte daha fazla süt alabilmesi için biberonun deliğinin genişletilmesi ya da farklı bir biberon emziği denenmesi ile çözülebilir. Yeterli vitamin ve mineral alınmaması durumunda gerekli takviyeler yapılmalıdır.

"Bir bebek aşırı beslendiğinde", kusabilir. Genellikle çoğu bebekler kendilerine gerekenden fazlasını almayı reddederler. Ancak bazen bir bebek, iyi niyetli bir büyüğünün daha fazla emmesi ricasını kıramayarak gerekenden fazla besini almış olabilecektir.

"Çoğu bebek, beslenme sonrasında fazla miktarı tükürür ya da kusar". Tükürme normaldir, ancak kusma normal değildir ve önemli birsoruna işaret ediyor olabilir. Tükürme olayı, çocuğu her beslenme sonrasında geğirtmek, bebeğe nazik davranmak ve başını sağ yanına ya da karnına doğru çevirmek ve vücudunun diğer kısımlarından aşağıda tutmak suretiyle azaltılabilir.

"Yumuşak dışkı", meme emerek beslenen bebeklerde bir kuraldır. Anne müshil kullanır veya müshil etkili bileşenlere sahip gıdalar alırsa bebeğin dışkısı yumuşar. Biberonla beslenen bebeklerin dışkıları daha katı olmakla birlikte, özellikle aşın beslendikleri ya da mamanın şeker oranı çok yüksek olduğu zamanlarda onların dışkıları bile yumuşayabilir.

Aşırı beslenmeden kaynaklanan hafif ishal genellikle meme sütünün ya da mamanın miktarını azaltmak ve hatta bir ya da iki beslenme seansını tümüyle kaldırmak suretiyle tedavi edilebilmektedir.

"Kabızlık", meme emen bebeklerde seyrek olarak görülür. Bebekleri bir dışkılama zamanını kaçırmışsa ana babanın endişe etmesine gerek yoktur. Kabızlığın göstergesi, dışkılama sıklığı olmayıp dışkıların kıvamı olduğundan, bu durum bir kabızlığa işaret etmez. Zor ve bilye şeklinde dışkılayan bir bebek kabız olmuş demektir.

Kabızlık doğumdan itibaren sürüyorsa bebeğinizin pediyatristi bebeğin rektumunu muayene ederek herhangi bir tıkanma ya da konjenital (doğuştan olan) bir anomali bulunup bulunmadığını anlamak isteyecektir. Mama ile beslenen çocuğunuzda kabızlık görürseniz bu durum uygun olmayan bir gıda veya sıvı alımından kaynaklanıyor olabilir. Mamadaki şeker veya sıvı miktarının artırılması, sorunu hafifletecektir.

"Bebeğin kilo almaması" önemli bir uyarıcı belirti olabilir. Ortalama bir bebek ayda 900 gram kadar kilo kazanır; bebeğiniz ise bundan daha fazla veya daha az kilo alıyor olabilir. Ancak bebeğiniz hiç kilo almıyor ya da kilo kaybediyorsa ve mama kullanıyorsanız pediyatristiniz başka bir mamayı denemek isteyebilir. Bebeğinizi emzirmek suretiyle besliyorsanız pediyatristiniz iki kez mama vererek desteklemenizi isteyebilecektir.

Bebeğinizin büyüme hızı yalnızca ortalamanın altında da olabilir. Ancak, bebek sürekli aça benziyorsa yavaş büyüme, bebeğin yeterli besin almadığını ve beslenme yönteminde bir düzenleme yapılmasının gerekli olduğunu gösteriyor olabilir.

GuReL
14-03-07, 07:59
YURUTECLER VE COCUK GELISIMI

http://img85.imageshack.us/img85/9929/yrtecjr0.png (http://imageshack.us)

Yürüteçlerin çocuk gelişimini geciktirdiği ileri sürüldü

İrlandalı doktorların yaptığı bir araştırmada, yürüteçlerin çocuk gelişimini geciktirdiği ileri sürüldü.

Yaptıkları araştırmalarda, yürüteç kullanımıyla çocuk gelişiminin gecikmesi arasında kuvvetli bir bağlantı bulduklarını belirten Mater Hastanesi’den doktor Mary Garrett, ailelere çocuk gelişimini geciktirmemek için yürüteç kullanmamaları çağrısında bulundu.

Dublin’deki Mater Hastanesi’den doktor Mary Garrett, yürüteç kullanan çocukların diğer çocuklara göre daha geç emeklemeyi, ayağa kalkmayı ve yürümeyi öğrendiklerini tespit ettiklerini kaydederek, gelişimdeki gecikmenin çocuğun yürümeye harcadığı zamanla ilgili olduğunu ifade etti.

British Medical Journal’da yayımlanan araştırmada, 190 normal bebeğin ailesiyle görüşmeler yapıldığı ve bebeklerin gelişiminde dönüm noktası olan emekleme, ayağa kalkma ve yürüme gibi hareketlerin ne zaman olduğunun sorulduğu, yürüteç kullanmayan bebeklerin kullananlara göre 4 hafta önce kendi başlarına emeklemeye ve yürümeye başladığının tespit edildiği kaydedildi.

Araştırmada ayrıca, yürüteç kullanmanın gelişimi geciktirmesinin yanı sıra bebeklerde yaralanma riskini artırdığı belirtildi.

GuReL
14-03-07, 08:00
YÜKSEK ATEŞ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİYOR


Yaşamının ilk yılında en az iki kez yüksek ateşli hastalık geçiren bebeklerin, ileriki yaşlarda saman nezlesi ve astım olma riskleri düşüyor.


Bilim adamları, basit soğuk algınlıkların ve viral enfeksiyonların bağışıklık sistemini güçlendirerek alerji ve astım gibi bozuklukları önlediğini tahmin ediyorlar.


Journal of Allergy and Clinical Immunology dergisinde yayımlanan habere göre, ABD’nin Bethesda kentindeki Alerji ve Enfeksiyon Hastalıkları Enstitüsü’nde (NIAID) görevli L. Keoki Williams başkanlığındaki ekip, 6 ve 7 yaşlarında yüzlerce çocuğun bağışıklık sisteminin, günlük hayatta karşılaşılan ev tozu, hayvan tüyü ya da polen gibi maddelere nasıl tepki verdiğini analiz etti.


Araştırmaya katılan çocukların, bir yaşına kadar kaç kez 38,3 derece ve üzeri ateşle hastalık geçirdiğini öğrenen bilim adamları, bir yaşına kadar hiç ya da sadece bir kez yüksek ateşli hastalık geçiren iki çocuktan birinin bağışıklık sisteminin antijenlere fazla tepki verdiğini ortaya çıkardılar. Bir yaşına kadar iki ya da daha fazla yüksek ateşli hastalık geçiren üç çocuktan sadece birinin bağışıklık sisteminin alerji işaretleri gösterdiği belirtildi. Bilim adamları, basit soğuk algınlıkların ve viral enfeksiyonların bağışıklık sistemini güçlendirerek alerji ve astım gibi bozuklukları önlediğini tahmin ediyorlar.


NIAID’de astım uzmanı olarak görevli Kenneth Adams, araştırma sonuçlarının, gelişmiş ülkelerdeki fazla hijyenin alerjilerin artmasına neden olduğu görüşünü doğruladığını kaydetti.

GuReL
14-03-07, 08:00
Bebek beslenmesi
Bebeğinizi 4-6 ay sadece anne sütü ile besleyiniz. Bu dönemde ona ek gıda vermeyiniz. Bebek 4-6 aydan önce ek gıda almaya hazır değildir ve bu dönemde ek gıda başlanmaması için çok önemli sebepler vardır:

Bu dönemde ağzına verilen yiyecekleri dili ile dışarı atar. Bu aslında bebeğe erken dönemde ek gıda verilmesini önleyici doğal koruyucu bir reflekstir.
4-6 aydan önce ısırma, çiğneme-yutma hareketlerini koordineli olarak yapamaz.
Tam olarak başını dik tutamaz, oturamaz.
Böbrekleri ek gıda ile alınan proteinlerin artıklarını ve mineralleri yeterince atamaz.
Nişastalı besinleri sindirmekte güçlük çeker.
Barsağın yeterli olgunluğa ulaşmadığı bu dönemde verilen yiyecekler besin hassasiyeti ve allerjilere yol açar.

4-6 ay arasında her bebeğin ek gıda almaya hazır olduğu zaman farklıdır. Bunun için bebeğinizin ek gıda almaya hazır olduğunu gösteren ipuçları bekleyin.

Bu ipuçları şunlardır:
Ağıza verilen yiyecekleri dil ile dışarı atma refleksinin kaybolmaya başlaması (dudaklarına kaşık değdiğinde ağzını açmasıyla beraber dilini dışarı doğru çıkarmaması) Başını tamamen rahatça dik tutarak oturabilmesi
Isırma, çiğneme-yutma koordine hareketlerinin başlaması Herhangi bir nesneyi parmakları ile tutabilmesi
Başlangıçtaki emme şeklinin daha olgunlaşması ve emmenin adeta bir sıvı içiyormuşçasına güçlenmesi Parmakları ile tuttuğu nesneyi ağzına götürebilmesi
Diş çıkarmaya başlaması Yiyeceği gözleri ile takip edebilmesi ve yiyecek verilince ağzını açması


Altıncı aydan sonra her bebek ek gıda almaya hazırdır. Ek gıdaya başlanması altı aydan sonraya geciktirilmemelidir. Altıncı aydan sonra bebeğin ek gıdaları kabul etmesi güçtür.

Bebeğinize ek gıda başlarken aşağıdaki noktalara dikkat edin.
Bebeğinize vereceğiniz ek gıdayı onun gelişim düzeyine göre ağzında kontrol edebileceği ve yutabileceği besinlerden yumuşak, pürtüksüz yarı sıvı besinler seçin.
Bebeğinize vereceğiniz her türlü gıda doğal ve taze hazırlanmış olmalıdır.
Bebeğiniz için hazırladığınız besinlere katı yağ, şeker, tuz ve baharat katmayın. Besinlerin doğal tatlarına alışmalarını sağlayın.
Hazırladığınız gıdaları oda ısısında 2 saatten fazla bekletmeyin.
Konserve, dondurulmuş ve paketlenmiş yiyecekleri, hazır meyve suları ve kolalı içecekleri, içine boya, tatlandırıcı veya aroma katılmış besinleri bebeğinize asla vermeyin.
Yeni besinleri bebeğiniz aç iken deneyin. Onur yorgun olmadığı ve sakin olduğu bir dönem seçin.
Yutmasını kolaylaştırmak ve ek gıdanın akciğere kaçmasını engellemek için ek gıda verirken onu kucağınızda kendini güvende hissedecek şekilde dik olarak tutun.
Her yeni gıdaya tek tek ve yavaş yavaş başlayın, az miktarda başlayıp, miktarı zamanla (3-4 gün) artırın.
Sevmediği bir gıdayı zorla vermeyin, yeniden denemek için bir süre geçmesini bekleyin.
Ek gıdaları bebeğe uygun bir kaşıkla verin, biberon kullanmayın.
Beslemeden önce bebeğin kaşıktaki yiyeceğe ilgi göstermesini bekleyin.
İsterse bebeğin yiyeceği elleyerek tanımasına izin verin.
Öğünlerde alacağı gıda miktarını bebeğinize bırakın, yemek istemediği takdirde ısrar etmeyin.
Yeme hızı bebek tarafından belirlenmelidir.
Zamanla bebeğinizin kendi kendine yemesine izin verin, bu onun özgüvenini artırır.
Ek gıdalara başladıktan sonra da bebeğinizi 2 yaşına kadar emzirmeye devam edin.
Çocuğunuza bir yaşına gelene kadar mümkünse inek sütü vermeyin. Erken yaşta verilen inek sütü çocuğunuzda allerji ve kansızlık yapar.
Çocuğunuzu kansızlıktan korumak için demir yönünden zengin (et, yumurta, mercimekli baklagiller, pekmez) ek gıdalar verin.
Çocuğunuza vereceğiniz ek gıdaların A vitamini açısından da zengin (taze sebze ve meyve) olmasına dikkat edin. Bu onu hastalıktan koruyacaktır.
Üç yaşın altındaki çocuklar günde altı öğün beslenmelidir.
Çocuğunuz ile birlikte siz de yiyin. Bu onun iştahını artıracaktır. Çocuklar kalabalıkta yemek yemeyi severler.
Beş yaşına kadar çocuğunuza fındık, fıstık, çekirdek gibi küçük kuru yemişler vermeyin. Bunlar nefes borusuna kaçarak boğulmaya ve akciğerlerin zarar görmesine neden olabilir.
9-12 ay Aile sofrasına oturur.
7-9 ay Çoklu karışımlar
6-7 ay İkili karışımlar
4-6 Tekli karışımlar


Doğum
ANNE SÜTÜ


4-6 ay
Çocuğunuza tek bir gıda türü içeren yumuşak, topaksız, yarı sıvı tekli karışımlar verin. Bu gıdalara en iyi örnekler; yoğurt
meyve püreleri ve meyve suyu (elma, şeftali, muz gibi) sebze püreleridir (kabak, havuç, patates gibi)

6-7 ay
Çocuğunuza iki çeşit gıda içeren ikili karışımlar verin. Besinleri ince ince kıyın veya rendeleyin bir sıvı veya yoğurtla karıştırın. Bu gıdalara örnekler;


yoğurtlu sebze püreleri
meyveli yoğurt
tavuklu sebze
etli sebze
tarhana çorbası
yoğurt çorbasıdır
Ayrıca bu dönemde yumurtanın sarısı, beyaz peynir gibi kahvaltılıklarda vermeye başlayın.

7-9 ay
Artık çocuğunuza üç veya daha fazla besin türü içeren çoklu karışımlar verebilirsiniz. Bu gıdalara örnekler;


sebze çorbası
dolma
baklagiller
ızgara köftedir
Çocuğunuzun yemeklerine bir tatlı kaşığı zeytinyağı ekleyin. Dokuzuncu aydan sonra çocuğunuz aile sofrasına oturabilir.

GuReL
14-03-07, 08:01
Bebek Beslenmesi 0-4 ay

0-4 Ayda Beslenme
İlk 4 ayda yalnızca anne sütü ile beslenen bebekler ishal, zatürree gibi bulaşıcı hastalıklara ve alerjik hastalıklara daha az yakalanırlar, daha sağlıklı büyürler. İlk 4 ayda bebeğinizi sadece anne sütü ile besleyiniz. Bu aylarda anne sütü ile birlikte verilen ek besinler bebeğin anne sütünden yararlanmasını engeller.

Bu aylarda, hastalık durumu ve çok sıcak havalar dışında bebeğinizin su gereksinimi yoktur. Eğer vermeniz gerekli ise kaynatılmış ve şekersiz su veriniz.

İlk günlerde gelen anne sütü çok besleyicidir, bebeğinizi sık sık emzirerek bu sütten yararlanmasını sağlayınız.

Anne sütünün artmasını sağlamak için göğüslerinizin boşalması gerekmektedir. Bu nedenle bebeğinizi sık besleyiniz. Bebeğinizin emmediği durumlarda göğsünüzü pompa ile mutlaka boşaltınız.

Tüm annelerin sütü yararlıdır. Sütünüz size sulu gelebilir. Bu anne sütünün genel özelliğidir, bu konuda endişe etmeyiniz.

Bebeğiniz her beslenmeden sonra az miktarda kaka yapabilir. Bu durum normaldir, endişelenmeyiniz.

Bebeği emzirirken göğüs uçlarında acıma, çatlak gibi durumlar sık görülebilir. Bu durumda bebek sık emzirilmeli ve göğüs başları kuru tutulmalıdır.

Emziren anneler her zaman sutyen giymelidirler. Sutyen bol ve pamukludan yapılmış olmalıdır.

Anne sütünün yetmediği inancı ile doktora danışmadan yeni bir gıdaya başlanmamalıdır. Düzenli kilo alan, günde 6 defa beslenebilen, bezini günde 6 kez ıslatan ve 1-2 kez de kaka yapan bir bebek anne sütünü yeterince alıyor demektir.

Anne sütünün yeterliliği en iyi, çocuğun gereken kiloyu alması ile anlaşılır. Bu nedenle bebeğinizi düzenli aralıklarla sağlık kontrolüne götürünüz.

Çalışan anneler sütlerini sağdıktan sonra 20 dakika kaynatılarak steril edilmiş şişelerde buzdolabı raflarında 24 saat, buzlukta ise 6 ay saklayabilir. Saklanan anne sütü hiçbir zaman kaynatılmamalıdır.

Bebeklere ilk yaşın sonuna kadar kaynatılmamış su verilmemelidir.

Emzirme Sırasında Dikkat Edilmesi Gerekenler

1-Emzirmeye başlamadan önce ellerinizi yıkayınız.

2-Emzirirken sırtınızı dayayabileceğiniz şekilde rahat oturunuz.

3-Her gün banyo yapamayan anneler, meme başlarını günde bir kez sabunlu su ile silmelidirler. Meme başlarının nemli olması meme başı çatlaklarına yol açar.

4-Emzirirken meme ucu ve etrafındaki kahverengi halkanın çocuğun ağzını tamamıyla kapatacak şekilde olmasını sağlayınız.

5-Emzirirken çocuğunuzun burun deliklerinin açık olmasına dikkat ediniz.

6-Her emzirme öğününden sonra bebeğinizin gazını çıkarttırınız.

7-Beslenme programını bebeğinizin isteğine göre düzenleyiniz. Bu istek 2 saat aralıklarla bile olabilir, buna uyunuz.

Bebeklerini emziren annelerin iyi beslenmesi anne ve bebek sağlığı açısından önemlidir. Bu nedenle anneler;

Günde 2 lt (10 su bardağı kadar) sulu gıdalar (su, süt, az şekerli limonata, komposto, çorbalar vb.) almalıdır.

Günlük beslenmesinde en az 2 su bardağı süt veya yoğurt, 1 köfte kadar et, 1 adet yumurta, 3 ince dilim ekmek veya 3 porsiyon unlu yiyecek, 2 adet meyve bulunmalıdır. Anne, süt verirken sigara içmemeli, çay ve kahve gibi besleyici değeri olmayan içecekleri tüketmemelidir.

GuReL
14-03-07, 08:03
Bebek Beslenmesi 1-5 yaş


1-5 Yaşta Beslenme
9. aydan sonra çocuğun temel gıdası olmaktan çıkan anne sütü, 12-15 ay arasında, en geç 2 yaşında ve anne için uygun olan bir zamanda kesilmelidir.

Çocuk 13-14 aylıktan itibaren kaşık kullanmaya alıştırılabilir. 2 yaşına doğru çocuk ailenin diğer bireyleri ile sofraya oturtulmaya başlanabilir. Çocuğun ayrı bir tabağı olmalı ve neyi ne kadar tükettiğine dikkat edilmelidir.

En sık yapılan hatalardan biri çocuğu yemek suyu ile beslemektir. Hiç bir besleyici değeri olmayan bu beslenme biçimi uygulanmamalıdır.

Bu dönemde de çocuklar günde 4 öğün beslenmeli, temel besin gruplarından (süt ve sütlü gıdalar, etler, yumurta ve baklagiller, sebze ve meyveler, unlu ve nişastalı besinler) yeterli ve dengeli tükettirilmelidir.

Genellikle dengeli bir beslenme listesi şu şekilde olmalıdır:
Her gün yarım litre süt çocuklara verilmelidir. Süt her şekilde verilebilir. Sütün içerdiği kalsiyum çocukların gelişimi için çok önemlidir. 25 gr. peynirde de 200 gr sütteki kadar kalsiyum vardır.

Her gün et veya baklagillerden en az birisi listede olmalıdır.

Her gün (düzenli et verilen çocuklarda gün aşırı) bir yumurta çocuğa yedirilmelidir.

Günde bir ya da iki kez sebze verilmelidir.

Günde bir iki kez meyve yedirilmelidir. Fazladan bir öğün meyve vermek sebzelerin yerini tutabilir. (Meyve suları da meyvelerin yerini tutabilir)

Günde bir iki kez nişastalı besinler ve 3 dilim ekmek günlük beslenme listesinde bulunmalıdır.
Çocuklara mümkün olduğu kadar erken dönemde kendi kendilerine çatal kaşık kullanarak yemeleri öğretilmelidir.

Her çeşit şekerleme, pasta, kek, dondurma çocuklara sık verilmemesi gereken yiyeceklerdendir. Yemek aralarında çocuğa şekerleme vermek, iştahını kapatarak yetersiz beslenmesine yol açtığı gibi, diş çürüklerinin de önde gelen sebeplerindendir.

Çocuklara çay, kahve verilmesi içerdikleri uyarıcı maddeler nedeni ile onları aşırı sinirli yapar. En iyisi bu içecekleri çocuklara tattırmamaktır.

GuReL
14-03-07, 08:04
Bebek Beslenmesi 4-9 ay


Yalnız anne sütüyle beslenen bebeklerde ek gıdalara dördüncü aydan sonra başlanır. 4-6 ay arasında anne sütüyle yeterli büyüme gelişme sağlanıyorsa sadece anne sütüyle beslemeye devam edilir, bu durumda ek gıdalara altıncı aydan sonra başlanır.
Bu dönemde çocuğunuza verdiğiniz ek gıdalar anne sütünün tamamlayıcısıdır.
Ek Gıdalar:
Çocuğun ayına uygun büyüme ve gelişme sürecini destekleyen, değişik tatlarla tanışmak suretiyle sonraki aylarda kolay yeme alışkanlığı kazandıran, besleyici değeri yüksek ama allerji yapma niteliği az olan besinlerdir. Meyve suyu veya meyve püresi, sebze çorbası veya sebze püresi, muhallebi, yoğurt, peynir, reçel, bisküvi, ekmek, yumurta bebek beslenmesinde önde gelen ek gıdalardır.
Ek gıdaları kaşık ya da bardakla veriniz.
Yeni deneyeceğiniz yiyecekleri çocuk açken alışık olduğu yiyeceklerden önce veriniz. Miktarı daima azdan başlayarak arttırınız.
Yeni gıdaların allerji yapıp yapmadığına dikkat ediniz. Bu nedenle aynı gün içinde birden fazla yeni besin denemeyiniz. Şüpheli bir gıdayı kestiğinizde belirtilerin geçip geçmediğini kontrol ediniz. Bir iki gün sonra yeniden deneyiniz.
Bebeğinizin hoşlanmadığı önemli yiyecekleri zaman zaman yeniden deneyiniz.
Meyve Suyu:
Elma ve şeftali gibi meyvelerin suları taze olarak 1-2 tatlı kaşığı miktarından başlanarak verilir ve yavaş yavaş arttırılır. Portakal ve mandalina suyunun daha ileri aylarda verilmesi uygun olur.
Meyveler iyice yıkanır, kabukları soyulur ve cam rendede rendelenir. Temiz bir tel süzgeç veya tülbentle süzülerek suyu elde edilir. Meyve suyuna başlandıktan bir iki hafta sonra püre halinde verilebilir. Meyve sularına şeker eklenmemelidir!
Sebze Çorbası:
Meyve suyuna başlandıktan iki hafta kadar sonra öğle öğününde verilmek üzere patates, havuç, pirinç ve taze sebzelerden günlük olarak hazırlanır. Bir iki tatlı kaşığından başlanarak yavaş yavaş arttırılır. Dört haftalık bir süre içinde tam sebze püresine geçilir.
1. Hafta (sebze çorbası): 3-4 su bardağı su, bir tutam tuz, 2 orta boy havuç, 1 orta boy patates 45 dakika kapaklı kapta pişirilir. Tel süzgeçle hiç ezmeden suyu bir başka kaba alınır. Bir çay kaşığı irmik ilavesiyle tekrar 5-10 dakika pişirilir. Sıvı miktarı 200 gram olacak şekilde ayarlanır.
2. Hafta (basit sebze püresi): Aynı şekilde pişirilir. Havuç ve patatesler tel süzgeçten tamamen ezilerek püre olarak geçirilir. Bu pürenin içine yine irmik katılarak mamanın hazırlanması tamamlanır.
3. Hafta (karışık sebze püresi): Havuç ve patatesin yanına 1 çay kaşığı pirinç ve her gün bir yenisi ilave edilmek üzere mevsimlik sebzeler eklenir. Örneğin ilk gün 3-4 yaprak maydanoz, ertesi gün maydanoz ve bir kaç yaprak ıspanak, sonraki gün ilaveten dörtte bir enginar, daha sonra dörtte bir domates gibi .. Tel süzgeçten ya da blenderden geçirilerek elde edilen püreye yine bir çay kaşığı irmik eklenerek 5 dakika daha pişirilir.
4. Hafta (tam sebze püresi): Ayrıntılarıyla anlattığım şekilde hazırlanan püreye 1 çay kaşığı zeytin yağı veya pastörize tereyağı katılır.
Altıncı aydan itibaren sebze çorbası ya da püresine 1 yemek kaşığı kıyma (3 kez çekilmiş yağsız sinirsiz dana) eklenmelidir. Daha erken dönemde sebze çorbasına başlanmış olan bebekler için kuzu ciğeri tercih edilir.
Muhallebi:
Sebze püresinden 1-2 hafta kadar sonra genellikle 5. aydan itibaren akşam (gece değil) öğünü olarak verilir. 1 su bardağı süt, bir tatlı kaşığı pirinç unu, 1 tatlı kaşığı toz şekerle yapılır. Soğuk sütün bir kısmıyla pirinç unu iyice ezilir, kalan süt eklenir karıştırılarak pişirilir. Ateşten indirmeye yakın şeker eklenir. İlk günlerde süt sulandırılabilir.
Muhallebi, kutu mamalarla da hazırlanabilir. Özellikle inek sütü proteinlerine duyarlı olan bebeklerde bu durum tercih edilir. Bir su bardağı su 1 tatlı kaşığı pirinç unu karıştırılarak pişirilir. Ateşten indirildikten sonra içine 5-6 ölçek hazır mama toz halinde katılır. Topaklanma durumunda tel süzgeçten geçirilir. Son yıllarda süt çocukluğu döneminde inek sütünün hiç kullanılmaması yönünde olan görüşler giderek ağırlık kazanmaktadır.
Yoğurt:
Süt kaynatılır, elin dayanabileceği sıcaklığa kadar soğutulur. 1 litre süt içine bir çorba kaşığı yoğurt 1-2 kaşık sütle sulandırılarak eklenir, yavaşça karıştırılır. Hareket ettirmeksizin sıcaklığını koruyabilecek şekilde 3-4 saat bekletilir. Bir kase kadar ikindi öğünü olarak verilir.
Kahvaltı:
Çocuk altı ya da yedi ayını bitirdikten, sebze püresi, muhallebi, yoğurt gibi gıdalara iyice alıştıktan sonra kahvaltılara başlanır. Süt, beyaz peynir, reçel, pekmez, ekmek veya bebe bisküvisi başlıca malzemelerdir. Tuzu alınmış bir parça beyaz peynir ve reçel sütle ezilir. Karışıma ekmek içi katılır. Bu amaçla 3-4 bebe bisküvisi kullanılabilir. Kahvaltıya önce 1-2 tatlı kaşığı olarak başlanır, miktarı giderek arttırılır. Bal allerji yapma olasılığı nedeniyle bir yaşından önce tercih edilmez. İstenirse 1 çay kaşığı yağ eklenebilir. Bir süre sonra peynir, reçel, yağ ve ekmek sütten ayrı olarak verilebilir.
Yumurta:
Katı olarak pişirilmiş yumurtanın sarısı 1 çay kaşığı miktarından başlanıp giderek arttırılmak suretiyle kahvaltıya ilave olarak verilir. Bir haftanın sonunda bebeğiniz bir tam yumurta sarısı yiyebilir. İyice alışmış olan çocuklara yumurta kayısı kıvamında verilebilir. Yumurtanın beyazının bir yaşında önce verilmesi genellikle tercih edilmez.
Tahıllı Çorbalar:
Mercimek, yoğurtlu yayla, acısız tarhana çorbası gibi gıdalar, taze sebze çorbalarına alıştırılmış olan bebeklere 7. aydan sonra değişik tatları öğretmek amacıyla verilebilir.
Köfte:
Sebze çorbasıyla birlikte, yağsız sinirsiz üç kez çekilmiş dana kıymasından baharatsız olarak hazırlanmış 1-2 köfte 6. Aydan itibaren verilebilir.
Balık ve Tavuk:
Bebeğiniz yedi sekiz aylık olduğunda kıymaya alternatif olarak püre halinde öğle öğününde tavuk ve kılçıksız balık eti verebilirsiniz.
Karaciğer:
Kuzu ciğeri tercih edilir. Az tuzlu suda haşlanır, zarı çıkarılır, rendelenerek balık ve tavuk etleriyle dönüşümlü olarak sebze çorbalarıyla birlikte verilir.
Çay:
Çayın besleyici hiç bir değeri yoktur. Aksine diğer gıdaların besleyici değerini düşürür, barsaklardan demir emilimini bozarak kansızlığa yol açabilir. Bu bakımdan süt çocuğu beslenmesinde yeri yoktur.
6-8 AYLIK BEBEKTE BESLENME ŞEMASI:

1. Öğün (saat 06.00-07.00)
Kahvaltı + Anne Sütü
Ara Öğün (saat 09.00-09.30)
Meyve Suyu
2. Öğün (saat 11.30-12.30)
Et + Sebze Maması + Anne Sütü
Ara Öğün (saat 15.30-16.00)
Yoğurt + Meyve Püresi + Ekmek
3. Öğün (saat 18.30-19.30)
Sütlü Muhallebi + Anne Sütü
Gece Öğünü
Anne Sütü (1-2 kez)
Anne sütü verilmeyen bebeklerde bunun yerine uygun şekilde hazırlanmış hazır mama verilebilir. Ancak unutulmamalıdır ki hiç bir mama anne sütünün tam olarak yerini tutamaz. Bu nedenle bebeğinizi kendi sütünüzle beslemek için olabildiğince gayret gösteriniz.
Et olarak 1 köfte, 5 tatlı kaşığı karaciğer veya tavuk ezmesi dönüşümlü olarak verilebilir. Sütlü muhallebi yerine mamalardan hazırlanmış muhallebiler ya da hazır unlu sütlü mamalar verilebilir. Sebze maması ve muhallebi öğünleri önceleri az miktarda başlanır, daha sonra 200-250 gram (bir kase dolusu) olarak hazırlanır

GuReL
14-03-07, 08:05
Bebek Beslenmesi 9-12 ay


Çocuğunuz için bu dönemde özel yiyecekler hazırlamanıza gerek yoktur. Yetişkinler için pişirilen tüm ev yemekleri az yağlı püreler halinde bebeğe verilebilir.

Örnek Mönü:


Sabah: Kahvaltı
1 Bardak şekersiz süt
1 Yumurta sarısı
1 Tatlı kaşığı reçel ya da pekmez
1 Çay kaşığı yağ
1 İnce dilim ekmek veya 3-4 adet bisküvi

Ara:
Meyve püresi

Öğle:
Kıymalı sebze püreleri
Dolma içleri, sebzeli köfteler
Kuru baklagil püreleri
Bir dilim ekmek içi (sebzelerle)

Akşam:
Muhallebi (veya öğle öğünün aynısı)

Sebze olarak bakla ve patlıcan bebek beslenmesinde tercih edilmez. Bir yaşına basan bebekler aile sofrasına oturtulur, kendi kendine yemesi için teşvik edilir. Diğer sütlü besinlerin yanı sıra günde bir bardak süt içmesine özen gösterilir.

**KRAL**
15-03-07, 16:18
paylaşım için sagol hocam emegine saglık inşallah benimde ileride çoçugum olursa ugularım daha genciz 20 yaşındayız hocam bi 5 yılımız daha var anlayacagınız